Leviathan ve Cumhuriyetçi Demokrasi
Dr. Öğr. Üyesi Mustafa KARAAĞAÇLI
T.C.G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi, EBB Öğr. Üyesi.
1.Leviathan Ahvali
Leviathan, bir devletin dinsel ve yönetsel içeriğinin, yapısalının ve icra gücünün esamesidir.
Leviathan kavramın babası; 1651 Model Thomas Hobbes’tur.
Thomas Hobbes yaşadığı yıllarda kaleme aldığı, revize edilmiş Latince baskısında Tevrat ve İncil’de geçen deniz canavarı analojisini Leviathan ismiyle kullanır (Hobbes, 2013).
Leviathan mutlak güç sahibi “devlet” otoritesini” temsil eder.
Toplum düzenin ve barışın sağlanması için bireylerin haklarını devlete devrettiğini vurgular.
Başka anlatıyla birey-devlet arası toplumsal sözleşmeyi Leviathan somutlandırır.
Leviathan zamanın ruhunda güncel reel politikte ise; bireyi sınırlandıran, her alanı ve girişimi kontrol eden sistemleri ve devlet yapılarını temsil eder.
2.Leviathan Ne Diyor?
Hobbes, Leviathan’da önceleri insanların hak, hukuk, adalet veözgürlüklerini korumak için oluşturulan devletin zamanla büyüyerek, birey üzerinde tİranlık kurmaya başladığını vurgular.
Güya “iyiliksever devleti” temsil eden krallar, imparatorlar, sultanların baskı ve zulmü altında insanların ezildiğini açıklar.
Kişisel özgürlüklerin hiçe sayıldığını belirtir.
Bu yapısıyla asırlar boyunca “despot devlet”lerin izlerini gösterir.
Ekonominin gelişmesine paralel olarak devletin faaliyetlerinin de genişleyerek, harcamalarının arttığını bu nedenle de halka ağır vergi yükleri getirdiğine dikkat çeker.
Devletin topladığı ağır vergilerle yetinmeyerek “sınırsızca ve sorumsuzca borçlandığını, para basma yetkisini kötüye kullandığını eleştirir.
Bu eleştirisiyle de Machiavelli’nin “başarı ve yönetim için her şey yapılır” görüşüyle ayrılır (Machiavelli, 2015).
3.Leviathan Tarihte Kalmalı; “Cumhuriyetçi Demokrasi İse Her Daim Var Olmalıdır!”
Gezegende her devlet, kendine özgü ve özel coğrafyası, kültürü, kök değerleri, yaşam tarzı, tercih ettiği seçilmiş reel politikalarıyla kendi Leviathan’ını yaşatıyor.
Güncel zamanda; devletin yapısal sorunlarının olması, kısa, orta, uzun erimli plansızlıklar, hesapsız harcamalar, tasarruf yapalım güzellemeleriyle ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldığı gerçeğini değiştirmiyor.
Bu gerçeklikle birlikte; israf ve savurganlıklar da çoğalınca, Devlet, asıl varlık nedenini unutup, sosyal faydasından çok sosyal maliyeti olan bir kurum olmaya başladı.
Oysa, devlet, devlet, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insanların, yasa koyma ve kural uygulama gücüne sahip olduğu, siyasi olarak örgütlenmiş temel düzen ve otorite işlevini asıl görev bilmelidir.
Bu görev için ise; (1)Yasama, (2)Yürütme ve (3)Yargı güçle ayrılığının halkın egemenliği için halk adına yerine getirmelidir.
Çünkü; devlet, (1)Toprak, (2)Halk ve (3)Egemenlik temelleriyle kurulur, vatandaşların güvenliğini ve huzurunu sağlamak, hak ve adaleti korumak için yasalar yapmak ve toplum içinde düzeni devam ettirmek işlevlerini yapar.
Bu işlevlerinin temeli ve tümeli de; Atatürk ilkeleri olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhuriyetçi Demokrasi’sini güçlendirmeyi amaçlayan, 1931’de kabul edilip 1937’de anayasaya giren altı temel ilkede yer almaktadır.

