ARAŞTIRMA - İNCELEMEGÜNEŞ ALTUNERJEO POLİTİK

TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK YOL AYRIMI: LEVANT TUZAĞINDAN AVRASYA VİZYONUNA

Dünya, Soğuk Savaş sonrası oluşan tek kutuplu düzenin sona erdiği, çok kutuplu ve yeni bir güç mücadelesinin yaşandığı tarihi bir kırılma döneminden geçmektedir. ABD’nin küresel hegemonyasının gerilemesi; Çin’in yükselişi, Rusya’nın geri dönüşü ve BRICS gibi yapıların genişlemesi uluslararası sistemi yeniden şekillendirmektedir. Bu küresel dönüşümün tam merkezinde yer alan Türkiye, stratejik bir yol ayrımının eşiğindedir.

1. Levant Kıskacı ve Büyük Ortadoğu Projesi

Son dönemde Türkiye’yi yalnızca Irak ve Suriye eksenine, yani Levant coğrafyasına sıkıştırmak isteyen bir stratejik akıl devreye sokulmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşım, masum bir diplomasi söylemi değil; temeline İsrail’in güvenliğini ve Batı’nın çıkarlarını alan güncellenmiş bir Büyük Ortadoğu Projesi’dir. Türkiye’yi bölgesel krizlerin içine hapsederek enerjisini tüketmeyi amaçlayan bu jeopolitik tuzağa karşı uyanık olunmalıdır. Türkiye, sadece bir Ortadoğu ülkesi değildir; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Akdeniz ve Türkistan’ın doğal ve merkez aktörüdür.

2. Karadeniz Dengesi ve Montrö’nün Hayati Rolü

Küresel güç savaşının bir diğer kritik cephesi Karadeniz’dir. NATO’nun genişleme stratejisi ve Ukrayna savaşı, Karadeniz’i küresel bir hesaplaşma alanına dönüştürmüştür. Bu süreçte Türkiye’nin uyguladığı denge politikası ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘ne olan kararlı bağlılığı, bölgenin topyekûn bir savaş alanına dönmesini engelleyen en büyük güvencedir. Montrö, yalnızca hukuki bir kazanım değil, Karadeniz barışının sigortasıdır.

3. Yeni Jeopolitik Ufuk: Mavi Vatan ve Türk Dünyası

Yirmi birinci yüzyılda güç mücadelesinin kalbi denizlere ve lojistik koridorlara kaymıştır. Türkiye, Mavi Vatan doktrini ile denizlerdeki ekonomik ve stratejik bağımsızlığını korumak zorundadır. Diğer taraftan, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi karşısında Orta Koridor‘un merkezinde yer alması ve Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında kenetlenen Türk Dünyası (Zengezur Koridoru vb. projeler), Ankara’ya Levant kıskacını kıracak muazzam bir Avrasya vizyonu sunmaktadır.

Sonuç: Milli Çıkar Eksenli Stratejik Özerklik

Türkiye ne Batı’nın ileri karakolu ne de küresel projelerin taşeronu olmak zorundadır.

Dış politikayı romantizmle değil tarihsel tecrübeyle şekillendiren Mustafa Kemal Atatürk’ün stratejik mirası, bugün de en doğru rehberimizdir. Türkiye’nin önündeki temel görev; ne Doğu romantizmine ne de Batı hayranlığına kapılmadan, tamamen milli çıkar eksenli stratejik özerklik doktrinini kurumsallaştırmaktır. Türkiye, sahip olduğu coğrafi ve tarihsel kapasiteyi stratejik bir iradeyle birleştirerek, başkalarının projelerinde rol alan değil, Avrasya çağında kendi stratejik vizyonunu dayatan küresel bir aktör olmak zorundadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir