TÜRK – KÜRT BİLİKTE TÜRKİYE’YE SAHİP ÇIKACAĞIZ
Mustafa ACER 04 Mayıs 2026
Türkiye Cumhuriyeti’nin Nüfus yapısı baskın oranda çoğunluk Türklerden oluşmaktadır. Bu çoğunluk olmasına rağmen ülkenin Yönetimi ve geleceği konusunda söz sahibi olabilecek ve Türkiye’nin Siyasetinde etkili olabildiklerini söylemek mümkün değildir.
Türkiye Cumhuriyeti; Anayasal Hukuk Devleti olarak Milli iradenin gerçekleşmesinde ve Türk Milletinin iradesinin ülke Yönetimine yansımasını sağlayamaz iseniz, Milli iradesinin temsil edilmediği anlamına gelmektedir.
Türkiye Nüfus yapısı; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1965 yılına kadar Ana dili esasına göre sayımlar yapılarak tespit yapılmıştır.1965 Yılından sonra bu sayım, muhtemelen ayrımcılık olarak değerlendirilebileceği düşüncesi ile yapılmamıştır.
1927 Yılında yapılan Nüfus sayımına göre: Ana dili Türkçe %86,4; Kürt ve Zaza %8,7; Diğer %4,9
1965 Yılındaki sayımda; Ana dili Türkçe %89,8; Kürt ve Zaza %7,1; Diğer %3,1 oranında sayılmıştır.
Son yıllarda böyle bir nüfus sayımı olmamasına rağmen Kürt nüfusun daha çok arttığı dikkate alınarak yapılan bazı araştırmalarda Türk Nüfusun %80-86, Kürt Nüfusun %12-17 arasında olduğu tespiti yapılmaktadır. Uzun yıllardan beri birlikte yaşayan 100 Yıllık Cumhuriyet ile ortak kaderi paylaşan Türk ve Kürt Halkları, birlikte yaşamış ve ortak Aileler kurmuş birbirleri ile kaynaşmışlardır. Bugün saf Türk veya saf Kürt diye tanımlayabileceğimiz ayrımcılık yapabilecek durumda değiliz. Bu nedenle oranların gerçeği ne kadar yansıtabildiği tartışmalı olmaktadır. İnsanlar ülkenin birliğine zarar vermeden kendini hangi etnik gruba yakın olarak görüyor ise o şekilde tanımlamakta serbest olması gerekir. Daha önceki yıllarda hiç kimsenin Etnik kimliği sorgulanmaz ve bu tür ayrımcılık hiç gözetilmezdi. Son yıllarda Dış Güçlerin Türkiye’yi parçalana girişimleri nedeniyle ayrımcılık yaratma girişimleri ve daha fazla müdahale etme istekleri olduğu görülmektedir.
Uluslararası Camiada zaten Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı herkes Türk olarak tanınmakta ve Anayasamızın 66. Maddesi de bunu ifade etmektedir.
Türkiye’de yaşayan Türkler ile Kürtler kaynaşmış, aradaki ilişkiler o kadar iç içe girmiş ki; Aynı Coğrafyayı paylaşmışlar, ortak aile kurmuşlar, Aynı kültürel değerlere, ortak İnanca sahip olmuşlar, Birlikte Sosyal ve Siyasal olayların içinde yaşayarak, ortak geleceği birlikte kurmak için kader birliği yapmışlardır.
Bu birlikteliği bozmak ve kendilerine hizmet edecek uşaklar yaratmak isteyen Egemen dış Güçler, İsrail ve ona tetikçilik yapan ABD Türk Milletinin birlik ve beraberliğini bozmak için 2002 Yılında iktidara getirdikleri AKP yardımı ile Türkiye’yi parçalama planlarını uygulamak için çalışmaktadır.
Anayasaya göre “Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Ve
“Madde 66 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”
Diye ifade edilmesine rağmen Siyasi Partilerin Etnik ve İnanç ayrılıklarını kullanarak ayrımcılık yapmaları Anayasa ve Siyasi Partiler yasasına aykırıdır ve bu şekilde politika yürüten Partilerin kapatılması gerekir.
DEM Parti Etnik ayrımcılık, AKP İnanç ayrımcılığı yaptığı bütün konuşmalarında ve Parti Programlarında bu düşünceleri öne çıkarmalarına rağmen bu partiler neden kapatılmıyor? TC Bir Hukuk Devleti ise yürürlükte olan Anayasa ve ona bağlı olarak yapılmış Siyasi Partiler yasasına göre Hukuk dışı faaliyet yürüten bu Partiler kapatılması gerekir. Neden bu partilere kapatma davası açılmıyor ve neden bu Partilerin yasa dışı faaliyetlerine müsaade ediliyor?
DEM Parti; Türkiye’de siyaset yapmak istiyor ise etnik ayrımcılıktan vazgeçmesi ve Türkiye’nin çıkarları için çalışan bir Türkiye Partisi olması gerekmektedir. Etnik ayrımcılığı öne çıkaran bir Parti kurulması ve faaliyet göstermesi Yasalara aykırıdır ve kapatılmalıdır.
Türkiye’de ayrımcı politika yürüten Kürt kökenli Türk Vatandaşları Anayasanın kendilerine tanıdığı hakları sonuna kadar kullanmakta, Edirne’den Hakkâri’ye istedikleri yerde Siyasi, Ekonomik, Kültürel, Yapısal her türlü faaliyetleri yürütme hakkına sahip bulunmaktadır. Kürtlerin diğer Vatandaşlardan farklı yapmak isteyip te yapamadığı bir faaliyet olmadığı halde; Sayın Özgür ÖZEL’in Kürtler ve Romanları Dezavantajlı gruplar olarak tanımlaması, ayrımcılık yaratmaya yönelik art niyetli bir girişim olarak görülmektedir. Halbuki Kürtler; Siyasi Yönetim kademelerinde TBMM Milletvekilliğinde Nüfus oranlarının çok üzerinde bir temsil yetkisine sahip olabilmektedir. Bu çarpık Yönetim sisteminde Halkın tercihi ile değil, Parti yönetimindeki kadroların tercihleri ile adaylıkları ayrımcılık yönünde kullanmaları sonucu Kürtler lehine dengesiz bir yapı oluşmasına neden olmaktadır. Aşağıdaki Tabloda görüleceği gibi Kürt kökenli Nüfus miktarı %12-17 arasında olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtler; Cumhurbaşkanlığı dahil her mevkide görev almakta ve 100 Yıldan fazla zamandan beri ülke Yönetiminde söz sahibi olmaktadır. En son 2023 Milletvekili seçimlerinde %50 oranında 300 MV ile Kürt kökenli Milletvekillerinin TBMM’de temsil edilmesi sağlanabilmiş ve temsil yetkilerini varlıklarının üzerinde kullanabilmişlerdir. Kürtler oran olarak az olmalarına rağmen Yönetimde baskın olma haklarına sahip olmakta, bu durum Milli iradenin oluşumunda Siyasi dengelerin Kürtler lehine değişmiş olduğunu gösteren bir durum yaratmaktadır.
Bu şartlara rağmen Kürtlerin hala mağdur edebiyatı yaparak, “Top benim, sizi oyunda oynatmayacağım” diye mızıkçılık yapan, Mahallenin şımarık çocuğu rolünde huzursuzluk yaratması kabul edilemez. Benzer Şekilde Türkiye’nin her türlü haklarından faydalanarak bütün kaynaklarını kullanan, ülkenin doğusunda, batısında her türlü ekonomik ve Siyasi faaliyetlerinin içerisinde yer alan Kürt Vatandaşların hala “GAP’ta üretilen Enerjide bizim hakkımız var” diyerek kendilerine aitmiş gibi sahip çıkmaları da şımarıklığın bir başka göstergesidir. Sanki GAP Kürtlerin vergileri ve imkanları ile yapılmış gibi sahiplenmeleri de yüzsüzlüğün edep sınırını aşan bir göstergesidir.
- DÖNEM KÜRT KÖKENLİ MİLLETVEKİLLERİ SAYISI
AKP 135
CHP 73
DEM 67
MHP 12
İP 10
DİĞER 3
TOPLAM 300
Şimdi de çıkmışlar PKK Terör örgütünün isteklerini Kürtlerin isteği imiş gibi Türkiye’yi parçalamaya kalkışıyorlar ve Terörsüz Türkiye safsatası ile Türk Milletini kandırılabilecek bir enayi yerine koyuyorlar.
BOP kapsamında Büyük İsrail’i yaratma projesine destek veren PKK ihanet Komisyonu eliyle Türkiye’yi parçalama girişimleri yürütülüyor. Kürtlerin Türkiye’yi parçalama projelerini açıklayan PKK terör örgütü Lideri Öcalan’ı desteklemekten vazgeçmesi gerekmektedir. Türk Milletinin birlikte yaşama ve birlikte Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkma iradesinin aleyhinde çalışan Kürt grupların ihanetlerine tahammülü yoktur. Bu kadar taviz verilmesine rağmen ülkenin parçalanması için çalışan terör örgütü PKK destekçisi Kürtlerin ihanetini bir Halk deyimi ile ifade etmeye çalışırsak “Yüz verdik deliye, geldi sıçtı halıya” diye bir söz vardır.
Kürt kökenli Vatandaşlarımızın, Egemen dış Güçlerin kışkırtmalarına kapılmadan, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkması, Bağımsız güçlü Türkiye’yi yaratma konusunda birlikte çalışma iradesi göstermesini bekliyoruz.
İsrail; BOP ile Kürtleri kullanarak, Büyük İsrail’i kurmak ve Kürtleri de bu projede taşeron olarak kullanmak istediğini açık olarak ifade etmektedir. Kürtlerin bu oyuna gelmemesini, Türkiye Cumhuriyetindeki huzurlu yaşama ortamını yaratma mücadelesinde yer almasını, İsrail’e uşaklık etme sevdasından vaz geçmesini istiyoruz.
PKK; İsrail’in emellerine hizmet eden ABD’nin Kara gücü olarak görevlendirilmiş bir terör örgütüdür ve Kürtleri temsil etmemektedir. Kürtler; PKK oluşumu ile organik veya duygusal sempati olarak bağını kesmek zorundadır. PKK Kürtlerin huzuruna ve güvenine ihanet etmiş bir terör örgütüdür. Kürt Vatandaşlarımızın böyle bir oluşuma destek vermemesi ve İsrail’in emellerine hizmet eden PKK’yı reddetmesi gerekmektedir. Bu nedenle PKK’ya destek verenler; Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nde birlikte dayanışma içerisinde yaşadığımız Vatandaşlarımıza ihanet etmiş olacaktır.
Türk, Kürt ve bütün Vatandaşları ile birlikte Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni dayanışma içinde daha güçlü olarak sonsuza kadar yaşatacağız…

