KEMALİST GENÇLİKPUSULASİYASETULUSAL GÜVENLİK

KURTULUŞTAN TESLİMİYETE: EMPERYALİZMİN GÖLGESİNDE NATO VE TÜRKİYE’NİN KIRILMA NOKTALARI

Galip KARAKUŞ / 12.07.2026

Türk milletinin tarihindeki en büyük dönüm noktalarından biri, kuşkusuz “Kurtuluş Savaşı”dır. Çünkü bu savaş yalnızca işgal ordularına karşı verilmiş bir askeri mücadele değil; aynı zamanda emperyalizme karşı kazanılmış bağımsızlık savaşlarından biri olarak dünya tarihine geçmiştir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen mücadele, ulusal egemenliği esas alan, tam bağımsızlığı hedefleyen ve hiçbir yabancı gücün egemenliğini kabul etmeyen bir devlet anlayışını Cumhuriyet’in temeline yerleştirmiştir.

Ancak Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin bu temel ilkeleri, ilerleyen yıllarda farklı siyasal tercihlerle önemli ölçüde ihanetlerle aşındırılmıştır. Özellikle II. Paylaşım Savaşı sonrasında şekillenen Soğuk Savaş düzeninde Türkiye’nin Batı ittifaklarına yönelmesi, bağımsızlık anlayışı açısından bugünkü tartışılmaları sürdüren sonuçları doğurmuştur.

Yıllarca kamuoyuna NATO’nun Sovyetler Birliği öncülüğündeki Varşova Paktı’na karşı kurulduğu anlatılmıştır. Oysa tarihsel kronoloji farklıdır. NATO 1949 yılında kurulmuş, Varşova Paktı ise ancak altı yıl sonra, 1955’te oluşturulmuştur. Bu durum, NATO’nun yalnızca Varşova Paktı’na karşı kurulmuş bir savunma örgütü olduğu yönündeki yaygın söylemin tarihsel açıdan tartışmalı olduğu gözden hep kaçırılmıştır.

Türkiye’nin NATO üyeliği süreci Cumhuriyet tarihinin en acı sayfalarından biriyle birlikte anılmaktadır.

Demokrat Parti iktidarı döneminde, Adnan Menderes hükümeti Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesini sağlamak amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayı alınmadan Kore Savaşı’na asker gönderme kararı aldı. 1950-1953 yılları arasında Türkiye’den yaklaşık 21 bin asker, ülkemizden yaklaşık sekiz bin kilometre uzaklıktaki Kore Yarımadası’nda savaştı.

Bu savaşta 724 Türk askeri yaşamını yitirdi; binlercesi yaralandı, yüzlercesi kayboldu ya da esir düştü.

Bu tablo, “NATO üyeliği” uğruna Türk gençlerinin Türkiye’nin doğrudan ulusal güvenliğiyle ilgisi bulunmayan bir cephede hayatlarını kaybetmeleri nedeniyle uzun yıllardır siyasi tartışma konusu olagelmiştir. Emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin, kısa süre sonra büyük güçlerin küresel hesaplaşmasının parçası hâline gelmesi, Cumhuriyet’in kuruluş anlayışı bakımından önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir.

Üstelik de bu siyasal yöneliş yalnızca dış politikayla sınırlı kalmamıştır:

Cumhuriyet’in en önemli aydınlanma projelerinden biri olan Köy Enstitüleri de aynı dönemin siyasal tercihleri içerisinde tasfiye edilmiştir.

1937 yılında İzmir Buca Kızılçullu’da kurulan, 1940 yılında Köy Enstitüsü statüsü kazanan Kızılçullu Köy Enstitüsü; yalnızca öğretmen yetiştiren bir okul değil, üretimin, bilimin, çağdaş eğitimin ve kırsal kalkınmanın örnek merkezlerinden biri olmuştur. İsmail Hakkı Tonguç ile Hasan Âli Yücel’in öncülüğündeki bu model, Cumhuriyet’in “üreten insan” anlayışının somut ifadesiydi.

Ne var ki 1952 yılında Demokrat Parti döneminde okulun binaları NATO’nun kullanımına tahsis edilmiş, Kızılçullu Köy Enstitüsü emperyal emeller uğruna, adeta Cumhuriyet’ten öç alırcasına yok edilmiştir!

Bu olay yalnızca bir eğitim kurumunun kapanması değildir.

Bir yanda halkı aydınlatmayı hedefleyen Cumhuriyet projesi; diğer yanda dış politik tercihler doğrultusunda şekillenen yeni bir siyasal yönelimdi bu yaşananlar…

Bu tercih, birçok araştırmacıya göre Türkiye’nin “küçük Amerika” söylemi etrafında Batı merkezli yeni bir rotaya yönelmesinin sembolik başlangıçlarından biri olmuştur.

Cumhuriyet’in bağımsızlıkçı eğitim anlayışı gerilerken; dışa bağımlılığı artıran siyasal ve ekonomik politikalar giderek güç kazanmıştır.

Bugün yaşanan pek çok tartışmanın kökleri de işte bu yıllarda atılmıştır.

Son yıllarda eğitim politikalarında yaşanan değişiklikler de bu tarihsel tartışmanın yeni bir boyutunu oluşturmaktadır.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yeni müfredatta “Kurtuluş Savaşı” ifadesi yerine “Millî Mücadele” kavramının kullanılacağını açıklaması ve “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca bir Osmanlı İmparatorluğu vardı.” şeklindeki değerlendirmesi, kamuoyunda geniş tartışmalara neden olmuştur.

Bu yaklaşım, eleştirmenler tarafından Cumhuriyet’in kuruluş paradigmasının ve devrimlerinin sorgulanması olarak değerlendirilmektedir.

Çünkü “Kurtuluş Savaşı” ifadesi yalnızca bir isim değildir.

“Kurtuluş Savaşı” kavramı; emperyalist işgale karşı verilen direnişi, Sevr Antlaşması’nın reddedilişini, ulusal egemenliğin kuruluşunu ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunu ifade etmektedir.

“Kurtuluş” sözcüğünün tarihsel anlamı; işgalden, manda anlayışından ve emperyalist paylaşım planlarından kurtuluşu anlatmaktadır.

Dolayısıyla kavramın değiştirilmesi, birçok kişi açısından yalnızca terminolojik değil; tarihsel hafızaya ilişkin ideolojik bir müdahale olarak görülmektedir.

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi; laikliği, bilimi, aklı, ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı esas almıştır.

Bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nın tarihsel anlamını küçümsemek ya da onu yalnızca farklı bir kavramla ifade etmeye çalışmak, Cumhuriyet’in kuruluş koşullarını ve bağımsızlık mücadelesinin özgün niteliğini gölgeler.

Bugün Türkiye’nin önündeki temel meselelerden biri de budur.

Bugün ülkemin baskıcı yönetim erkleri şu soruların yanıtını net olarak verilmelidir:

Bağımsızlık mı?

Yoksa büyük güçlerin çıkar hesapları içerisinde konumlanan bağımlı bir dış politika mı?

Cumhuriyet’in ilk yılları bu soruya açık bir cevap vermişti o da; “Tam bağımsızlık!” tı!

Bu ilke yalnızca askeri bağımsızlığı değil; ekonomide, eğitimde, kültürde ve siyasette de ulusal iradeyi esas alan bir devlet anlayışını ifade ediyordu.

Kurtuluş Savaşı’nın bıraktığı en büyük miras da budur.

Çünkü emperyalizme karşı kazanılan zaferler ancak bağımsız düşünceyle, bilimle, üretimle ve ulusal egemenlikten ödün vermeyen siyasal iradeyle kalıcı olabilir.

Geçmişi doğru okumak, yalnızca tarih bilgisi edinmek değildir; geleceğin yönünü belirlemektir.

Kurtuluş Savaşı’nı anlamak da, Cumhuriyet’i anlamak da ancak bu bilinçle olasıdır!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir