Toplumsal Devrimci Zeminde İdeolojik Ayrışma: Solidarist Kemalizm mi? Sosyalist Marksizm mi?
Ümmetçilik, ulusçuluk ve sınıfçılık; tarihsel olarak farklı ideolojik zeminlere dayansa da, toplumculuk ekseninde ortak bir damarı paylaşmaktadır: şehitlik, adanmışlık ve fedakârlık. Bugün İslam ümmetçiliği ile Tatar, Uygur ve Kürt milliyetçilikleri aynı motivasyonla, aynı ruh haliyle yürümektedir. Bu hareketlerin sürekliliğini sağlayan şey, bireysel çıkardan çok kolektif inanç ve adanmışlıktır.
Buna karşılık sınıf temelli hareketler, aynı ideolojik derinliği ve adanmışlık ruhunu üretememektedir. Hak ve özgürlük mücadeleleri çoğu zaman tarihsel bir bilinçten değil; açlık, yoksulluk ve zorunluluklardan doğan ani tepkiler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle sınıfçılık, örgütlü ve süreklilik taşıyan bir devrimci hat kurmak yerine; sık sık toplumsal patlamalara, yağmalara ve kaotik süreçlere savrulmaktadır.
Bireycilik ise bu tablonun en edilgen unsurudur. Liberal ya da anarşist biçimleriyle bireycilik, kendi konfor alanı tehdit edilene kadar sessiz kalır. Anarşist bireycilik ise bu sessizliği öfke ile kırar; yıkıcıdır, devrimcidir, ancak kurucu değildir. Ateşi yakar ama o ateşi sürdürecek iradeyi ortaya koyamaz. Bu nedenle anarşist devrimcilik, tarihsel olarak ya sönümlenmiş ya da daha örgütlü ideolojilere eklemlenmiştir. Bu eklemlenmenin en somut biçimi Ulusal Demokratik Devrimciliktir.
Ulusal Demokratik Devrimcilik, Türkiye özelinde solidarist, yani Kemalist bir karakter taşır. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte Marksist-Leninist hattın çözülmesi, solidarist devrimciliğin önünü açmıştır. Çünkü bu anlayış sınıf değil halk temellidir; çatışmayı değil dayanışmayı esas alır.
Türkiye solunun tarihine bakıldığında, Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan gibi öncülerin başlangıçta “Kemalist bir zeminde “yükseldiği görülür. Ancak bu çizgi, zamanla Maoist-komünist bir hatta savrulmuş ve sonuç olarak hem kadrolarını hem de toplumsal karşılığını tüketmiştir. Bugün de benzer şekilde Maoist-komünist yapılar, ideolojik dogmatizm uğruna eğitimli genç kuşakları tüketmeye devam etmektedir.
Artık açıkça görülmelidir: Kemalizm ile Maoizm arasında kurulan yapay süreklilik sona ermiştir. Kemalist (solidarist) devrimcilerin, Marksist-Maoist yapılardan kesin bir ideolojik kopuş gerçekleştirmesi tarihsel bir zorunluluktur.
Kemalizm ile Marksizm arasındaki fark yalnızca yöntem değil, varoluş farkıdır. Kemalizm bağımsızlığı esas alır; Marksizm ise enternasyonal bağlanmayı. Kemalizm millet egemenliğini meclisler üzerinden kurar; Marksizm merkeziyetçi ve ulus-üstü bir yapı öngörür.
Ekonomik düzlemde de ayrım nettir: Kemalizm, üretim araçlarında devletçiliği; tüketimde ise halk sektörünü savunur. Marksizm ise üretimden tüketime, yönetimden dağıtıma kadar tüm alanları devlet tekelinde toplar. Bu durum, kaçınılmaz olarak bürokratik merkeziyetçiliğe ve halktan kopuşa yol açar.
Kemalizm ulusal temelli bir sosyalizm önerir. Türk, Kürt ya da Arap toplumlarının kendi tarihsel ve toplumsal gerçekliklerine dayanan bir kalkınma modelini savunur. Marksizm ise tek tip, evrensel ve merkezden dayatılan bir dünya düzeni hedefler. Bu yönüyle Kemalizm ulusal egemenliği korurken; Marksizm, pratikte büyük güç merkezlerinin etkisine açık bir yapı üretmiştir.
Bugün Türkiye’de Kemalizmin sahipsiz bırakılması, ciddi bir ideolojik boşluk yaratmıştır. Bu boşluk, farklı siyasi aktörler tarafından doldurulmaya çalışılmaktadır. Bir yanda milliyetçi geçmişten gelen partiler, diğer yanda eski Maoist gelenekten gelen yapılar Kemalizmi sahiplenme yarışına girmiştir. Ancak bu sahiplenme çoğu zaman yüzeysel ve araçsaldır.
Benzer şekilde kendisini Kemalist olarak tanımlayan bazı küçük parti ve hareketler de, Kemalizmin devrimci özünü kavramaktan uzaktır. Bu durum, Kemalizmin politik bir hat olmaktan çıkarılıp bir söylem düzeyine indirgenmesine yol açmaktadır.
1992 sonrası Cumhuriyet Halk Partisi, kurucu ideolojisinden kopmuş ve Kemalist (Ulusal Demokratik Devrimci) karakterini yitirmiştir. Ancak parti içindeki bazı oluşumların bu çizgiye yeniden yönelme potansiyeli bulunmaktadır. Aynı şekilde DSP içindeki yapılar da Kemalist bir yeniden inşa sürecinin parçası olabilir.
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik krizden çıkış yolu, dışa bağımlı modellerde değil; kendi kurucu ideolojisinde yatmaktadır. Kemalizm, yalnızca bir tarihsel miras değil; aynı zamanda güncel bir çıkış programıdır.
Cumhuriyet’i kuran irade, onu yeniden ayağa kaldıracak tek iradedir.
Z. Gökcan
27 Ağustos 2023
SEKTÖR MEDYA

