EĞİTİMKADIN VE KADIN KOOPERATİFLERİMAKALELER

ÇAMURDA YÜRÜMEK!.. 

Bir toplumun içten içe çürümesi…

Bir toplum bir günde çökmez. Ne bir depremle yıkılır ne de tek bir krizle dağılır. Çöküş, sessiz ve derinden ilerler. Tıpkı fark edilmeden yayılan bir hastalık gibi… Adı: sosyal çürüme.

Bugün etrafımıza baktığımızda hissettiğimiz o ağır hava, aslında bu çürümenin kokusudur. İnsanların birbirine şüpheyle baktığı, “doğru olan”ın değil “işine gelen”in değer gördüğü … İşte tam da burası, çamurun başladığı yerdir.

En tehlikeli kırılma güvenin kaybıdır.

Çünkü bir toplumu ayakta tutan görünmeyen bağ, yasalar değil güvendir. Devlete güven azalır, kurumlara inanç sarsılır, insanlar birbirine sırt çevirirse geriye sadece bireysel kurtuluş telaşı kalır. Bu da dayanışmayı değil, bencilliği büyütür.

Etik aşınma ise bu sürecin hızlandırıcısıdır. Kuralların eğilip büküldüğü, liyakatin yerini sadakatin aldığı, dürüstlüğün saflık sayıldığı bir toplumda çürüme kaçınılmazdır. Çünkü yanlış yapanın cezalandırılmadığı yerde doğru olanın anlamı kalmaz. Haksız kazanç normalleştiğinde, toplum kendi vicdanını yitirir.

Bir diğer derin yara kutuplaşmadır.

Farklı düşünenin düşman ilan edildiği, tahammülün yerini öfkenin aldığı bir atmosferde ortak akıl yok olur. Herkes kendi mahallesine çekilir. Oysa toplum dediğimiz şey, farklılıkların birlikte yaşayabilme becerisidir. Bu beceri kaybolduğunda geriye sadece parçalanmış bir yapı kalır.

Ve belki de en sarsıcı olanı: adalet duygusunun zedelenmesi.

İnsanlar hakkın yerini bulacağına inanmadığında, sistemle bağını koparır. Özellikle gençler için bu, umudun tükenmesi demektir. Umudunu kaybeden bir toplum ise geleceğini kaybetmeye başlar.

Bütün bunların sonunda ortaya çıkan tablo basittir: Çamurda yürümek. Temiz kalmaya çalışan herkesin, eninde sonunda kirlenmekten şikâyet ettiği bir düzen… Kuralsızlığın sıradanlaştığı, vicdanın sessizleştiği bir hayat.

Ama bu sürdürülebilir değildir.

Sosyal çürüme durdurulabilir.

Bunun yolu sadece yasaları değiştirmekten geçmez. Asıl mesele, toplumsal vicdanı yeniden ayağa kaldırmaktır. Eğitimde kaliteyi, kamuda liyakati, toplumda adaleti yeniden tesis etmek… Ve en önemlisi, kaybolan güveni yeniden inşa etmek.

Çünkü bir toplumun yeniden dirilişi, bireylerin “ben ne yapabilirim?” sorusunu sormasıyla başlar.

Aksi halde tarih, bize hep aynı gerçeği hatırlatır:
Değerlerini kaybeden toplumlar, önce içten çürür… sonra sessizce dağılır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir