EĞİTİMKÜLTÜR SANATSEVGİNAZ HAMEVİOĞLU

İNANÇ- DİN- İMAN AYNI DEĞİLDİR. İNANÇ KALBİ, DİN İSKELETİ/TOPLUMU, İMAN RUHU AYAKTA TUTAR.

İnanç, Din, İman üçlüsü birbirine bağlı fakat aynı şey değildir. Birbirinden ayırmak çok önemlidir. İnanç insanı, Din toplumu, İman ise insanın içini ayakta tutar. Birisi eksikse bina yan yatar. Üçü varsa çelik kubbe gibi ayakta tutar.

İnanç bireyseldir, kişiye özeldir. Kalbin sorgulamaksızın kabulüdür. Kişinin şüpheye yer vermeyen kural koymayan iç dünyasıdır. Yokluğunda insanın ayağının altındaki toprak kayar boşluk ’ta kalır. Depresyon hali.   

Din, toplumsal bir kurumsallaşmadır. Kişilerin ve toplumlarını ahlakını, ibadetini, hukukunu düzenleyen kurallar bütünü, sistemdir. Kitabı, mabedi, cemaati vardır. Bozulduğunda bireyler, cemaat ve cemiyetler kafasına göre Müslümanlık tanımı yapar, katılaşır. Ruh yok sayılır şekilcilik saltanat sürer.

İman ise gönülden bağlanıp, güvenerek teslim olma halidir. İman, güven, inanç ve kalben bağlılıkla, teslimiyetle harmanlanır. Bozulduğunda münafıklık kök salar. Kutsal Kitabımız Kur’an’da güzel ağaç benzetmesi vardır. Aynı benzetmeyle ağacın kökü İman, gövdesi İnanç, dalları yaprakları Din kurallarıdır.

İnanç kalbi, din kişiyi/iskeleti, iman o bedenin ruhunu ayakta tutar. İskelet kalpsiz olursa toplum ayakta durur ama çürür. Kalp iskeletsiz olursa dağılır. Toplumu inanç ve din tek başına yozlaştıramaz. İnanç ve dinin birlikte bozulmasıyla ivme kazanır. Din; para, mevki makam, kadın elde etme uğruna kullanılıyorsa Dinciliğe/İslamcılığa evrilmiştir.

İnançtan Dine Gidişin Serüveni

Animizm aşamasında inanç var fakat din kavramı ve dini yapılanma yoktur. Ağacın, toprağın, suyun kutsal ruhunun varlığı kabul edilir. Ruhlarla irtibat kuran Şamanlar olsa da havra, kilise, cami gibi dini yapılanmalar ile kuralları yoktur.

         Politeizm çağında çok Tanrılı dinler ortaya çıkıyor. Sümer, Mısır, Yunan medeniyetlerinde görüldüğü gibi. Bu dönemde İnanç kurumsallaşmaya başlıyor. Tapınak rahipleri, dinsel ritüel takvimleri oluşturuyor. Her bir birey aynı tanrıya aynı şekilde tapmalı, ibadet etmeli kuralı getiriliyor. Böylece İnanç Din oluyor.

Sonrası dönemlerde Tanrı katında tek din olan İslam’da ayrışma başlıyor. Yaklaşık 120 bin peygamber İslam’ı anlattığı/duyurduğu halde, Musevilik (Yahudilik), Mecusilik (Zerdüştlük), İsevilik (Hristiyanlık), Muhammedi Müslümanlık gibi ayrışmalar ortaya çıkıyor. Zamanla Merkezi otoriteyle bireyler arasında Ruhbanlar sınıfı doğuyor.

İnanç ve Din Arasında Çatışma.

         ” İnançsız Din” ve “Dinsiz İnanç” ikileminde yozlaşma patlıyor. İnançsız din en hızlı yozlaşma durumu. İnançsız dinde kurallar var fakat vicdan yoktur. Namaz kıl ama zekât verme. Fetva iste ama kul hakkı ye, Oruç tut ama rüşvet al, hak-hukuk-adaleti yok et ama cemaate hizmet et. İnançsız din Endülüs’ün, Emevî’nin, Osmanlının sonunu getirdi.

Dinsiz inançta, kişilerde vicdan var ama ortak kurallar ile normlara yer verilmiyor. “Benim kalbim temiz.” deyip normlar reddedildiğinde herkes kendi doğrusunu yaşar. Toplumun ortak ahlak zemini çöker. Birey iyi olsada mahalle çürür. Bireyciliğin “Bana ne. Aman başıma bir şey gelmesin.” Yozlaşma kültürü söylemidir. Kuralların yok edildiği ortamda çete, mafya, soygun düzeni oluşur.

Ruhban Sınıfı Nasıl Ortaya Çıktı. Ruhban ile Alim Arasındaki fark.

Okuma yazma bilenlerin yok denecek kadar az olduğu dönemlerde Kutsal kitabı okuyup yorumlayan Ruhban sınıfı ortaya çıkıyor.

Rahip, papaz, hahamlar gibi Ruhban sınıfı Muhammed’i İslam’da resmi olarak yoktur. Vaftiz çıkarma, günahları affetme, vaaz verme, evlendirme, cenaze işleri Ruhban sınıfının görevi.

Dini ilmi meslek olarak yapan, fetva veren, medreselerde ders okutan tabaka Peygamberimiz Muhammet Mustafa zamanında yoktu. Peygamber fetva verir sahabeler danışanlara açıklardı. Sonradan maaşlı kurumsallaşmış “Alim” sınıfı ortaya çıktı. Haham, Papazlar ile Alim arasındaki fark Alimlerin “Okumuş sınıf” diğerlerinin “Kutsanmış sınıf “olmasıdır. “Alim rehberdir, vekil değildir. Vekil olursa ruhban olur.”

Emevîler zamanında “Alim” sınıfının ilk çekirdeğinin oluştuğu, Abbasi döneminde “Ulema” sınıfının doğduğu görülüyor. Müftü, Kadı, Kadıasker, Şeyhülislamlık sistemi Abbasi zamanında kurulsa da Osmanlı’da zirve yaptı. Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na evrildi.

Tarikat Şeyhi, Cemaat Hoca Efendilerine Ruhban Denebilir mi?

Katolikliğe, Ortodoksluğa özgü kanunla tanımlanmış Ruhban sınıfı hukuki ve teolojik olarak Tarikatlardaki Şeyhler, Cemaatlerdeki Hoca Efendilerle aynı değildir. Kanunen olmasa da zamanla aynılaştıklarını görüyoruz. Vatandaşla Allah arasına bilgi tekelini elinde tutan Şeyhler, Şıhlar, Hoca efendiler, “Biat et, tevbe alayım”, “Şeyh Efendi dua etmezse duan kabul olmaz.” dendiğinde ruhban gelir. Artık gayrı resmi papazdır, hahamdır.

Oval Ofiste birden fazla Evanjelist sözde din insanı ruhbanların, sözde “Tanrı’nın seçilmişi” Trump’ın masasının etrafına dizilip omzuna, başına ellerini koyarak yüksek sesle “Rab, Trump’ı koru bilgelik ver.” diye dua ettiler. Türkiye’de benzeri sahneyi Halveti-Cerrahi Tarikatı’nın özel gecelerde dergahta, ortada halka şeklinde bağlanan ipe tutunup hep birlikte ayakta “Allah” diyerek dönerek zikir çekenlerin görüntüsü ne kadar benzer değil mi? İp, kalplerin ve gönüllerin şeyhe/tek merkeze bağlılıklarını sembolize ediyormuş! Allaha değil şeyhe bağlılık!

Dini Otorite’nin desteğiyle seçim kazanmak isteyen iktidarlar, Ruhbanlaşan yapılara oy karşılığı her türlü imkânı vererek Ruhbanlaştırıyorlar. Türkiye’nin içini iskeleti kırık dökük Din mi yoksa kalbi durmuş İman mı boşaltıyor?

Sevgiyle ve saygıyla

Sevginaz Hamevioğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir