BEŞER TARİHİ: İLK ADIMLAR
BEŞER TARİHİNE GİRİŞ
İlk insanlar, daha önce değilse bile, her hâlde 50.000 yıl kadar önce ortaya çıkmışlardı.
Şüphesiz 50.000 yıl önce yaşamış olan bu insanlar, bugünkü nesillere göre oldukça kaba yapılıydılar. Fakat 100.000 yıl önceki atalarından daha az kaba idiler. 500.000 yıldan beri Dünya üzerinde yaşadıklarını, ne kadar basit olursa olsun, günümüze ulaşan birtakım taş aletlerden biliyoruz. Eski atalarının ise çok daha ince ve gelişmiş olduklarına şüphe yoktur.
50.000 yıl önce yaşamış olan bu insanların döneminde soğuklar çok daha şiddetli hâle gelince mağaralarda yaşamaya başladılar. Ateşi çoktan öğrenmiş görünüyorlardı. Bundan sonradır ki arkalarında çok sayıda iz bıraktılar. Bu insanlar o zamana kadar açık havada, su kaynaklarının yakınlarında ve yaktıkları ateşin çevresinde toplu hâlde bulunurlardı. Fakat bu insanlar, yeni ve şiddetli soğuğun şartlarına kendilerini uyarlayabilecek kadar zekiydiler. Oysa insana yakın ve ona benzeyen canlılar, soğukların şiddetine karşı koyamadılar ve tamamen yok oldular. Gerçekten eski Taş Devri aletlerinin en kaba tipleri bir süre sonra ortadan kalkmış bulunuyordu. Bu insanların büyük hayvanlara karşı kullandıkları silahlar; mızraklı kargılar, tahta topuzlar ve büyük çakmak taşları gibi aletlerdi. Hayvan eti ve hayvan kemiklerindeki iliklerle beslenirlerdi. Kemikleri mağaralarda saklar, canları istediği zaman kırıp iliklerini içerlerdi. Bu insanlar hayvan derilerine bürünüyorlardı. Bu derileri kadınlar hazırlıyordu.
Bu ilk insanlar da bizim gibi, çoğunlukla sağ ellerini kullanıyorlardı.
İNSAN
Vücudun sağ tarafını yöneten bölüm, beynin sol tarafıdır. Bu nedenle bunlarda da beynin sol tarafı, sağ tarafına göre daha fazla gelişmişti.
Görme ve işitme duyularını ve bütün vücudun hareketlerini yöneten arka kısımlar iyi gelişmişti. Fakat düşünce ve dil ile ilgili olan ön taraflar nispeten küçük kalmıştı. Beyinleri bizim beynimiz kadar büyüktü. Fakat şekli farklıydı.
Her hâlde bunların düşünme biçimleri bizimkinden çok farklıydı; oldukça kaba ve bize göre düşünceleri pek az gelişmişti. Duyguları ve yetenekleri de bizimkine benzemiyordu. İhtimal hiç konuşmuyorlar veya çok nadiren bir iki kelime kullanıyorlardı. Her hâlde dil denecek bir şeyleri yoktu.
Anladık ki Dünya üzerinde yaşayan insan topluluklarının bugünkü hâllerini iyice anlayabilmek için geçmişte yaşamış bütün insanların ve toplumların durumlarını ve birbirlerine göre konumlarını bilmek gerekir. Bunun için dünyanın, hayatın ve insanların kökenlerine ve başlangıçlarına kadar geriye gitmek zorunda kaldık. Tabiatın, kâinat ve kuvvet olduğunu anladık.
Dünya’nın kökenini ve hayatın doğal, aynı zamanda kâinatın kanunlarına bağlı şartlar içinde, sayılamayacak kadar çok, milyonlarca yıl önce Dünya’da ortaya çıktığını gördük. Balıklar ve yerde sürünen dört ayaklı memeli hayvanlarla birlikte birçok türden hayvanın milyonlarca yıl boyunca ortaya çıkışlarını ve geçirdikleri değişimleri gözden geçirdik.
Sonunda insanların, doğal bir canlı olarak Dünya’da
BEŞER TARİHİNE GİRİŞ
Ortaya çıktıklarını anladık.Fakat bundan sonra ilk insanın atasını tespit etmekte zorluk çektik. Çünkü onun, gerçek olduğundan şüphe edilmeyecek iskeletini bulmak çok zor ve uzun zaman aldı. Bundan önce onun vücudu ve hayatı hakkında ancak geride bıraktığı kaba saba taş aletler aracılığıyla bilgi edinebildik. Gerçekten bundan sonra o kaba ve ilkel taş aletlerin giderek inceldiğini ve çeşitlendiğini göreceğiz. Daha sonra yeni insan kalıntıları, taş aletlerin yanında, onlardan sonra icat edilmiş birbirinden daha gelişmiş tunç ve demir aletlerle karşılaşacağız.Fakat bütün bu eserler bugünkü insanlığı tatmin edemez. Çünkü bütün bunlar, yaklaşık ve tahmine dayalı hesaplarla, nihayet insan topluluklarının Dünya üzerindeki varlıklarının ve yaşayışlarının ancak belirsiz bir tablosunu ortaya koyabilir.
Oysa biz insan topluluklarının nerede, ne durumda ve ne zaman yaşadıklarını bilmek isteriz. Onların bugünkü hayatımız, düşüncelerimiz ve ilerlemelerimiz, kısacası kültürümüz üzerinde hâlâ olumlu veya olumsuz etkisi görülen kültür düzeylerini kesin olarak bilmek isteriz. Kültür dediğimiz zaman, bir insan topluluğunun devlet hayatında, düşünce hayatında (yani bilim ve sanatta) ve ekonomik hayatında ortaya koyabildiği şeylerin toplamını kastediyoruz ki medeniyet de bundan başka bir şey değildir.
Bu bilgiler ancak elimizde açık ve anlaşılır belgeler bulunduğu zaman elde edilebilir. Açık ve anlaşılır belge ise okuyabileceğimiz yazılı belgelerdir.
Üzerinde yazı bulunan kâğıt, deri, taş, tuğla, ağaç, maden ve benzeri çeşitli malzemeler üzerine yazılmış kitaplar ve kitabeler, insan topluluklarının gerçek ve medeni varlıklarının güçlü tanıkları ve canlı eserleridir.
