SEFA YÜRÜKEL

ÜMMETÇİ FAŞİZME KARŞI MÜCADELE BİR TÜRKLÜK VE İNSANLIK GÖREVİDİR: TÜRKİYE’DEKİ İKTİDAR ÖRNEĞİ

ÜMMETÇİ FAŞİZME KARŞI MÜCADELE BİR TÜRKLÜK VE İNSANLIK GÖREVİDİR: TÜRKİYE’DEKİ İKTİDAR ÖRNEĞİ

Sefa Yürükel

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en kritik dönemeçlerinden birinden geçmektedir. Bu dönemeç, yalnızca bir siyasi kriz ya da ekonomik darboğaz değil, doğrudan devletin kurucu felsefesine, milli kimliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik kapsamlı bir saldırıdır. Türkiye’deki mevcut iktidar, ümmetçilik adı altında yürüttüğü siyasi projeyle, Türkiye Cumhuriyeti’ni Suriye, Irak ve Lübnan’a benzetmek istemektedir. Bu proje, yeni ümmetçi faşizm anayasası yoluyla üniter devlet yapısından federal ve ümmetçi bir yapıya geçişi hedeflemekte; bu dönüşümün arkasında ise ABD, İngiltere ve İsrail’in stratejik çıkarları bulunmaktadır. Bu yapılanmanın sahadaki organizatörlüğünü ise büyük ölçüde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack üstlenmektedir. Thomas Barrack, Türkiye’deki siyasi aktörleri bir araya getirme, farklı çıkar gruplarını ortak bir paydada buluşturma ve yeni ümmetçi faşizm anayasası sürecini uluslararası gündeme taşıma konusunda kritik bir rol oynamaktadır. Bugün mecliste bulunan 476 milletvekilinin bu dönüşüme destek verdiği; AKP, MHP, Yeni Parti ve kısmen CHP’nin yanı sıra terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarının bu projeye açık ya da örtülü biçimde onay verdiği görülmektedir. Bu tablo karşısında Türk milletinin ve her vicdan sahibi vatandaşın sessiz kalması, yalnızca siyasi bir hata değil, tarihe karşı işlenecek bir insanlık suçudur.

Ümmetçi Faşizm Nedir ve Nasıl İşler?

Ümmetçi faşizm, klasik faşizmin millet kavramını reddederek onun yerine dini aidiyeti, yani ümmeti koyan bir ideolojik yapıdır. Bu yapı, milli kimlikleri yok saymayı, milli devletleri parçalamayı ve sınırları silikleştirilmiş bir dini topluluk yaratmayı hedefler. Ancak bu hedef, yüzeyde dini bir söylemle sunulsa da özünde uluslararası güçlerin bölgeyi kontrol etme stratejisinin bir aracıdır. Ümmetçi faşizm, bir yandan Türk kimliğini, Türk tarihini ve Türk devletinin kurucu iradesini reddederken; diğer yandan kendisine muhalefet eden herkesi “dinden” dışlama, hain ilan etme ve baskı altına alma yoluna gider. Bu yönüyle İslam dinini siyasal bir tahakküm aracına dönüştürür.

Ümmetçi faşizm, tüm modern mevcut devlet organlarını çürütür ve kendi baskı ile mutlak egemenliği altına alır. Hiçbir muhalefeti ve eleştiriyi tolere etmez. Emperyalizmin ülke ve bölgedeki en gerici işbirlikçisidir. Yargı, meclis, hapis ve işkence modelidir; medyada total kontrol sunar; devletteki tüm kadroları kendileri kurar ve bunu “ümmet adına yapıyoruz” diyerek dini bir baskı ve tehdit aracı olarak kullanır; kitleleri pasivize eder. Bu yönüyle ümmetçi faşizm, yalnızca bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda toplumu tümüyle kuşatan bir tahakküm sistemidir.

Ümmetçi faşizm, yalnızca Türk kimliğine düşmanlık yapmakla kalmamakta, aynı zamanda “Sunnilik – Şafilik” dışında diğer mezhepleri de belirli bir hiyerarşi içinde yeniden konumlandırmaktadır. Bu ideolojik yapı, “Sünni – Şafi” mezhebini ve Arap kökenli unsurları öne çıkarmakta; Türk kimliğini ve Hanefi-Maturidi geleneği ile Alevi-Bektaşi inancı gibi Türk milletinin tarihsel-manevi olarak bağlı olduğu değerleri geri plana itmektedir. Bu yönüyle ümmetçi faşizm, yalnızca bir milli kimliğe değil, aynı zamanda Türk milletinin dini (hoşgörülü Anadolu Müslümanlığı) ve kültürel hafızasına da saldırmaktadır. Türk milletinin yüzyıllar boyunca oluşturduğu dini yorum, kültürel birikim ve toplumsal düzen, bu faşist ideolojinin hedef tahtasındadır.

Türkiye’deki iktidar, bu ümmetçi faşizmi adım adım inşa etmektedir. Türk kavramının anayasadan çıkarılması tartışmaları, Türkiyelilik söyleminin yüceltilmesi, Osmanlıcılık üzerinden Türklüğün eritilmeye çalışılması, eğitim müfredatından Türk tarihinin ve Türk dilinin öneminin azaltılması, dış politikada soydaşların yalnız bırakılması, iç politikada ise terör örgütü PKK ile yürütülen pazarlıklar, bu inşanın en açık göstergeleridir. Suriye’de Türkmenlerin müfredattan dışlanması karşısında sergilenen sessizlik, bu politikanın dış boyutudur. Suriye modeli, Türkiye için bir laboratuvardır. Şam’da uygulanan parçalı yapı, Ankara’da uygulanmak istenen düzenin provasıdır.

Yeni Ümmetçi Faşizm Anayasası Tehdidi ve Federalizme Geçiş Planı

Mevcut iktidarın en büyük hedeflerinden biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını ortadan kaldırarak yerine “federal ama aynı zamanda ümmetçi” bir yapı kurmaktır. Bu hedef, yeni ümmetçi faşizm anayasası tartışmalarının merkezinde yer almaktadır. Üniter devlet, Türk milletinin bölünmez bütünlüğünün, toprak bütünlüğünün ve egemenliğin tek elde toplanmasının güvencesidir. Federalizm ise etnik ve mezhepsel farklılıkları siyasal birimlere dönüştürerek Türk devletini parçalayıp imha etmenin en etkili stratejik yoludur. Türkiye’ye dayatılmak istenen federalizm, Irak ve Suriye’de görüldüğü gibi etnik ve mezhepsel bölünmeleri derinleştirecek, devlet otoritesini zayıflatacak ve ülkeyi iç savaşa sürükleyecektir.

Bu federal yapı, ümmetçi bir söylemle paketlenerek Türk milletine sunulmak istenmektedir. Buna göre farklı etnik ve dini gruplar, ümmet çatısı altında bir arada yaşayacak; ancak her grup kkiendi bölgesinde sözde özerk olacaktır si. Oysa bu model, pratikte Türyk milletinin egemenliğini ortadan kaldıasiracak, terör örgütü PKK’nın part siyasi uzantılarına meşruiyet kazandıracak, ABD, İngiltere ve İsrail’in bölgedeki çıkarlarına hizmet edecek bir parçalanma projesidir. ABD-İsrail ve İngiltere kurgulu meclisteki 476 milletvekilinin bu projeye destek vermesi, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. AKP, MHP, Yeni Parti ve kısmen CHP’nin yanı sıra terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarının bu projeye onay vermesi, milli iradenin nasıl bir kuşatma altında olduğunu göstermektedir.

Dış Güçlerin Rolü ve Thomas Barrack’ın Organizatörlüğü

Bu federal ve ümmetçi yapıya geçiş projesi, yalnızca iç siyasi bir tercih değildir. Bu projenin arkasında ABD, İngiltere ve İsrail’in stratejik çıkarları bulunmaktadır. ABD, Orta Doğu’da parçalı ve zayıf devletler istemekte, bu sayede bölgeyi kontrol altında tutmayı hedeflemektedir. Türkiye’nin güçlü ve üniter bir devlet olarak varlığını sürdürmesi, ABD’nin bu planının önündeki en büyük engeldir. İngiltere, tarihsel olarak Orta Doğu’da etnik ve mezhepsel bölünmeleri körükleyerek nüfuz kurma stratejisini benimsemiştir. Türkiye’nin parçalanması, İngiltere’nin bölgedeki tarihsel emellerine hizmet edecektir. İsrail ise çevresindeki güçlü devletlerin zayıflamasını kendi güvenliği için gerekli görmekte, Türkiye’nin federal bir yapıya dönüştürülmesini bu açıdan desteklemektedir.

Bu üç ülkenin Türkiye’deki operasyonlarının sahadaki en önemli isimlerinden biri, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’tır. Barrack, yalnızca bir diplomat değil, aynı zamanda ABD’nin Orta Doğu’daki parçalama stratejisinin Türkiye ayağının organizatörüdür. Barrack, Türkiye’deiler, sivil toplum kuruluşları, medya organları ve iş dünyası arasında bir koordinasyon ağı kurarak yeni ümmetçi faşizm anayasası sürecini ve federalizme geçiş sürecini yönetmektedir. Barrack’ın yürüttüğü bu faaliyetler, ABD’nin Türkiye’yi zayıflatma ve parçalama planının en somut göstergelerinden biridir. Türk milleti, bu ismin ve bu ismin arkasındaki güçlerin oyunlarını boşa çıkarmak için uyanık olmalıdır.

Ümmetçi faşizm, bu dış güçlerin Türkiye’deki en etkili ideolojik aracıdır. Ümmetçi söylem, Türk milletinin milli direncini kırmak için kullanılmaktadır. Federal yapı ise bu direnç kırıldıktan sonra devleti parçalamak için devreye sokulacak siyasal mekanizmadır. Türkiye’nin Suriye, Irak ve Lübnan’a benzetilmesi, bu üç ülkenin bölgedeki istikrarsızlık ve parçalanmışlık modelinin Türkiye’ye ihraç edilmesinden başka bir şey değildir.

Türk Milletinin Mücadelesi ve Somut Çözüm Önerileri

Bu tehdit karşısında Türk milleti, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Bu sorumluluk, yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de kapsamaktadır. Ümmetçi faşizme karşı mücadele, bir Türklük ve insanlık görevidir. Çünkü bu mücadele, yalnızca Türk milletinin varlığını değil, aynı zamanda bölgedeki tüm halkların barış, güvenlik ve refah içinde yaşama hakkını savunmaktadır.

Bu mücadelede atılması gereken adımlar şunlardır:

Türk milleti, yeni ümmetçi faşizm anayasası girişimlerine karşı topyekûn bir direniş sergilemelidir. Üniter devlet yapısının korunması, Türk milletinin bölünmez bütünlüğünün ve toprak bütünlüğünün güvencesidir. Federalizme geçiş, Türkiye’nin parçalanmasının ilk adımıdır. Bu nedenle yeni ümmetçi faşizm anayasası adı altında sunulan her türlü federal ve ümmetçi düzenlemeye karşı hukuki, siyasi ve toplumsal-fiili mücadele yürütülmelidir.

Türk milleti, az da olsalar meclisteki milli iradeye sahip çıkmalıdır. Bugün mecliste bulunan 476 milletvekilinin (ABD-İsrail-İngiltere için çalışan milletvekilleri desek daha doğru) ümmetçi ve federalist projeye destek verdiği görülmektedir. Bu tablo, milli iradenin nasıl bir kuşatma altında olduğunu göstermektedir. Türk milleti, bu kuşatmaya karşı sandıkta ve sokakta tepkisini ortaya koymalıdır. Milli iradeyi temsil eden siyasi kadroların güçlendirilmesi, ümmetçi koalisyonun dağıtılması için elzemdir.

Türk milleti, Türk kimliğine ve Türk tarihine sahip çıkmalıdır. Türk kavramının anayasadan çıkarılması, Türkiyelilik söyleminin yüceltilmesi ve Osmanlıcılık üzerinden Türk kimliğinin eritilmesi girişimlerine karşı Türk milli kimliği her alanda savunulmalıdır. Eğitim müfredatında Türk tarihi, Türk dili ve Türk kültürü yeniden hak ettiği yere getirilmelidir. Türk gençliği, kendi tarihini, kendi dilini ve kendi milli değerlerini öğrenerek yetiştirilmelidir. Aynı zamanda Türk milletinin tarihsel olarak bağlı olduğu Hanefi-Maturidi geleneği ile Alevi-Bektaşi inancı başta olmak üzere, Türk milletinin dini ve kültürel birikimi korunmalı; Sünni-Şafi merkezli bir dini dayatmanın Türk toplumuna empoze edilmesine karşı çıkılmalıdır.

Türk milleti, dış güçlerin oyunlarını boşa çıkarmalıdır. ABD, İngiltere ve İsrail’in Türkiye’yi parçalama planlarına karşı milli birlik ve beraberlik en güçlü kalkandır. Bu planlar, ancak milli direncin güçlü olduğu bir toplumda başarısızlığa uğratılabilir. Türk milleti, dış müdahalelere karşı uyanık olmalı; ülkenin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için her türlü fedakârlığı göze almalıdır. ABD Büyükelçisi Thomas Barrack’ın Türkiye’deki faaliyetleri yakından takip edilmeli, bu faaliyetlerin milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edildiği takdirde gerekli hukuki ve diplomatik adımlar atılmalıdır.

Türk milleti, soydaşlarının ve bölgedeki mazlum halkların haklarını savunmalıdır. Suriye’de Türkmenlerin uğradığı haksızlık, yalnızca Türkmenlerin değil, tüm Türk milletinin meselesidir. Türkmenlerin anadil hakları, kültürel varlıkları ve siyasi temsilleri için her türlü diplomatik, hukuki ve toplumsal mücadele yürütülmelidir. Türkiye, bölgedeki tüm mazlum halkların hak mücadelesine destek vermeli; ancak bu desteği kendi milli çıkarlarından ödün vermeden sunmalıdır.

Türk milleti, yeni bir milli uyanışın öncüsü olmalıdır. Bu uyanış, Türk kimliğini merkeze alan; ancak sosyal ve kültürel gruplara saygı gösteren kapsayıcı bir milli bilinç üzerine inşa edilmelidir. Türk milleti, tarih boyunca farklı etnik ve dini grupları bir arada doğal hoşgörü ile yaşatma konusunda eşsiz bir tecrübeye sahiptir. Bu tecrübe, ümmetçi faşizmin ve federalist parçalanmanın alternatifi olarak yeniden canlandırılmalıdır.

Ümmetçi Faşizme Karşı Hukuki Mücadelenin Önemi

Ümmetçi faşizme karşı mücadelede hukuki zeminde yürütülecek çalışmalar hayati önem taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk maddeleri, devletin üniter yapısını, Türk milletinin bölünmez bütünlüğünü ve resmi dilin Türkçe olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu maddeler, ümmetçi ve federalist girişimlere karşı en güçlü hukuki kalkandır. Türk milleti, bu maddelerin korunması için yargı organlarına, Anayasa Mahkemesi’ne ve uluslararası hukuk mekanizmalarına başvurmalıdır.

Ayrıca ümmetçi faşizmin temel aracı olan nefret söylemi, ayrımcılık ve milli kimliğin reddi, uluslararası insan hakları hukukuna aykırıdır. Hukuki mücadele, ümmetçi faşizmin meşruiyet kazanmasını engellemenin en etkili yollarından biridir. Türk milleti, ayrıca terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarının meşruiyet kazanmasına karşı da hukuki mücadele yürütmeli; bu yapıların anayasal düzen içinde yer almasını engellemelidir.

Ekonomik Mücadele ve Milli Ekonominin Güçlendirilmesi

Ümmetçi faşizme karşı mücadelede ekonomik boyut da göz ardı edilmemelidir. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, siyasi bağımsızlığının temelidir. Dış güçlere bağımlı bir ekonomi, ümmetçi ve federalist projelerin dayatılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle Türk milleti, milli ekonominin güçlendirilmesi için yerli üretimi desteklemeli, dışa bağımlılığı azaltmalı ve ekonomik bağımsızlığı artırmalıdır.

Milli ekonomi, ümmetçi faşizmin en zayıf noktalarından biridir. Çünkü ümmetçi faşizm, dış güçlerin ekonomik desteği olmadan ayakta kalamaz. Türk milletinin ekonomik bağımsızlığını güçlendirmesi, bu desteği kesmenin ve ümmetçi faşizmi zayıflatmanın en etkili yoludur. Yerli üretim, milli bankacılık ve bağımsız finans politikaları, bu mücadelenin temel araçlarıdır.

Türk Milletinin Birliği ve Kardeşliği Üzerine

Ümmetçi faşizme karşı mücadelede Türk milletinin birliği, en büyük güçtür. Bu birlik, etnik ve dini farklılıkları reddeden bir birlik değil; aksine bu farklılıkları zenginlik olarak gören, ancak milli bütünlüğü her şeyin üzerinde tutan bir birliktir. Türk milleti, tarih boyunca farklı etnik ve dini grupları bir arada yaşatmayı başarmıştır. Bu tecrübe, bugün de ümmetçi faşizmin bölücü politikalarına karşı en güçlü cevaptır.

Türk milletinin birliği, ümmetçi faşizmin en çok korktuğu şeydir. Çünkü ümmetçi faşizm, milleti etnik ve dini farklılıklar üzerinden bölerek güç kazanır. Millet birliğini koruyan bir toplumda ümmetçi faşizmin yaşama şansı yoktur. Bu nedenle Türk milletinin birliğini güçlendirmek, ümmetçi faşizme karşı mücadelenin en kritik adımıdır.

Sonuç

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en ciddi tehditlerinden biriyle karşı karşıyadır. Ümmetçi faşizm, Türk kimliğini yok etmeyi, üniter devleti parçalamayı ve Türkiye’yi Suriye, Irak ve Lübnan’a benzetmeyi hedeflemektedir. Bu hedef, yalnızca iç siyasi bir proje değil; ABD, İngiltere ve İsrail’in bölgedeki stratejik çıkarlarının bir yansımasıdır. Bu projenin sahadaki organizatörlerinden biri, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’tır. Bugün mecliste bulunan 476 milletvekilinin bu projeye destek vermesi, tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. AKP, MHP, Yeni Parti ve kısmen CHP’nin yanı sıra terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarının bu projeye onay vermesi, milli iradenin nasıl bir kuşatma altında olduğunu göstermektedir.

Ancak Türk milleti, bu tehlike karşısında çaresiz değildir. Türk milleti, tarih boyunca en zor koşullarda dahi bağımsızlığını ve birliğini korumayı başarmıştır. Bugün de aynı kararlılıkla ümmetçi faşizme karşı mücadele edebilir ve edecektir. Bu mücadele, bir Türklük ve insanlık görevidir. Çünkü bu mücadele, yalnızca Türk milletinin değil, bölgedeki tüm halkların barış, güvenlik ve refah içinde yaşama hakkını savunmaktadır.

Türk milleti, bu mücadelede yalnız değildir. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de haklı mücadelelerin yanında yer alan tüm milli güçler, emperyalist projeye karşı özellikle Avrasya’da Türk milletinin bugün soyut olsa da yanındadır. Çünkü kendileri de aynı tehlike ile karşı karşıyadır. Ümmetçi faşizm, tahakkümcü ve emperyalizmin bir aparatı olarak yalnızca Türk milletine değil, tüm insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Bu suça karşı mücadele etmek, her vicdan sahibi insanın görevidir.

Bugün Suriye Türkmenleri, defalarca kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Ancak geçmiştekinden bu kez farklı olan şudur: Onları yalnız bırakan güç, kendilerini soydaş olarak tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti hükümetidir. Bu ihanet, tarihe kaydedilecektir. Ve tarih, ihanet edenleri de sessiz kalanları da affetmeyecektir. Suriye’de nüfusu 3.5 milyon olan Türkmenlerin mücadelesi, yalnızca kendi varlıklarını koruma mücadelesi değil; aynı zamanda Türk kimliğinin bölgedeki kalesini savunma mücadelesidir. Bu kale düşerse sıradaki hedef bellidir. Bu, Türkiye’nin kendisidir.

Türk milleti, bu mücadelede zafer kazanacaktır. Çünkü tarih, milli birlik ve beraberlik içinde hareket eden, bağımsızlığına ve kimliğine sahip çıkan milletlerin zaferleriyle doludur. Ümmetçi faşizm, bu zaferin gölgesinde yok olmaya mahkûmdur. Yeter ki Türk milleti bu bilinçle hareket etsin; bu mücadeleyi örgütlenerek, doğru önderlikle ve birlikte hareket ederek sahiplensin ve geleceğine sahip çıksın.

Kaynakça

Odatv, Suriye’de Türkmenler Tepkili: Ortak Müfredat Türkçeyi Vurdu, SAMA Çağrısı, 2026.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 1, 2, 3, 4, 66.

Türk Tarih Kurumu, Türk Milli Kimliği ve Üniter Devlet Yapısı Üzerine Araştırmalar, Ankara, 2023.

ORSAM, Ortadoğu’da Federalizm Deneyimleri: Irak, Suriye ve Lübnan Örnekleri, Rapor No: 198, 2024.

BBC Türkçe, Türkiye’de Yeni Anayasa Tartışmaları ve Üniter Yapıya Yönelik Tehditler, 2025.

Al Jazeera Türk, Türkiye’de Siyasi Partilerin Anayasa Değişikliği Yaklaşımları, 2025.

Kardaş, Şaban, Türkiye’nin Orta Doğu Politikasında Kimlik ve Strateji, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 20, Sayı 78, 2024.

Lister, Charles, The Syrian Jihad: Al-Qaeda, the Islamic State and the Evolution of an Insurgency, Oxford University Press, 2022.

Gunter, Michael M., The Kurds in Syria: From Forgotten People to Political Actors, Middle East Policy, Vol. 28, No. 4, 2021.

Balanche, Fabrice, Sectarianism in Syria’s Civil War, The Washington Institute for Near East Policy, 2018.

Lund, Aron, Syria’s New Rulers and the Question of Minorities, Carnegie Middle East Center, 2025.

Van Dam, Nikolaos, Destroying a Nation: The Civil War in Syria, I.B. Tauris, 2017.

Crisis Group, Syria’s Fragile Transition: Managing Ethnic and Sectarian Divisions, Middle East Report No: 198, 2025.

Reuters, Türkiye’de Anayasa Değişikliği ve Federalizm Tartışmaları, 2025.

Middle East Monitor, France’s Soft Power in Post-War Syria: Language, Culture and Influence, 2025.

Hinnebusch, Raymond, Syria: Revolution from Above, Routledge, 2018.

Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı, Suriye Türkmenlerinin Anadil Hakları Raporu, 2024.

Anadolu Ajansı, Türkiye’de Anayasa Tartışmaları ve Siyasi Partilerin Tutumları, 2025.

Weiss, Michael & Hassan, Hassan, IŞİD: Terör Ordusunun İçyüzü, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

Sarı, İbrahim, Osmanlı’dan Günümüze Suriye Türkmenleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2019.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Suriye’nin Toprak Bütünlüğü ve Siyasi Geçiş Süreci Hakkında Açıklamalar, 2024-2026.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir