KAİNAT
KAİNAT
Kâinatı, büyük bir kubbe gibi gördüler. Güneş ile Ay’ı, bu kubbenin üzerinde veya Dünya’nın altından dolaşmak suretiyle sürekli olarak gelip geçiyor sandılar. Dünya’nın yuvarlak olduğu fikrini ilk kez kavrayanlar eski Yunanlılar oldu. Fakat onlar da kâinatın genişliğini gerektiği gibi anlayamadılar; Dünya’yı kâinatın merkezinde sandılar. Güneşin, Ay’ın, bütün gezegenlerin ve sabit yıldızların Dünya’nın etrafında döndüklerini varsaydılar.
İnsanların dünya hakkındaki düşüncesi, 400 yıl öncesine kadar bu anlayış çerçevesinde kaldı. Ondan sonradır ki Kopernik tarafından, merkezde Dünya’nın değil, Güneş’in bulunması gerektiği düşüncesi ortaya atıldı.
Fakat bu gerçek ancak 300 yıl önce, XVII. asırda, teleskobun Galileo tarafından geliştirilmesi sayesinde kabul edildi. Teleskobun gelişmesi, insanların düşüncelerinde yeni bir dönem açtı; hayata yeni bir bakış kazandırdı. İnsanların fikir ve hayal dünyasını her türlü sınırlamadan kurtardı. Teleskopla karşılaştırılabilecek bir başka araç da spektroskoptur. Bu alet, herhangi bir ışık kaynağının, bizden milyonlarca kilometre uzaklıktaki yıldızların bile, bileşimlerini ve sıcaklık derecelerini gösterir. Anlaşılıyor ki kâinatın zaman içindeki sonsuz genişliğini kavramamız ancak yakın zamanlarda mümkün olabilmiştir. Ondan önce insanların zamanın uzunluğu hakkındaki düşüncelerine göre bu süre, şaşılacak derecede kısaydı. 200 yıl önceki anlayışa göre Dünya, 5-6 bin yıl önce yaratılmıştır ve yaratılışın şaheseri olan insan, Basra’dan tam iki günlük uzaklıkta ve Fırat Nehri üzerinde bulunan cennette ortaya çıkmıştır. Bu düşünceler, dinî kitaplarda anlatılan olayların kelimesi kelimesine yorumlanmasından doğuyordu. Artık bugün, az çok aydınlanmış bir insanın bu gibi masalları gerçek bir inanç olarak kabul etmesi mümkün değildir.
Önümüzdeki bu kısa zaman duvarını yıkan bilim dalları jeoloji ve özellikle paleontoloji oldu. Bu bilimler sayesinde insanların geçmişinin 6000 yıllık değil, bundan çok daha uzun, milyonlarca yıllık olduğu anlaşıldı. Gerçi çok daha önceden iki önemli olay insanların dikkatini çekiyordu. Bunlardan biri, Dünya’nın birçok yerinde kalın tortul kaya tabakalarının görülmesiydi. Bu tabakalar ancak çok uzun zamanlar boyunca birikmiş ve oluşmuş olabilirdi. Bu kayalar birçok noktada eğilmiş, bükülmüş ve öyle şekillere girmişti ki, bu şekiller ancak uzun dönemler boyunca etkisini gösteren büyük kuvvetlerle meydana gelmiş olabilirdi.Diğeri ise bugün Dünya üzerinde yaşayan canlıların kemik, kafatası ve benzeri sert kısımlarını andıran, fakat onlara tamamen benzemeyen bazı kalıntıların bu kayaların çeşitli tabakalarında bulunmasıydı. Bunlar insanlarda bir düşünce ve merak uyandırdı
