FUAT YEŞİLKAYAHABERLERMAKALELERSİYASET

MARSA MI GİTSEK? SAVAŞIN GÖLGESİNDE BİR DÜNYA

Bazen insan gökyüzüne bakar ve kendi kendine sorar.
“Acaba Mars’a mı gitsek?”
Bu soru bir bilim kurgu merakı değildir artık. Bu soru, dünyanın giderek ağırlaşan yükü altında ezilen insanın sessiz çığlığıdır. Çünkü insan, yaşadığı gezegenin geleceğinden ilk defa bu kadar şüphe duymaya başlamıştır.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar aynı kaygıyı taşıyor.

Nasıl gıda bulacağız?
Nasıl ayakta kalacağız?
Nasıl iş bulacağız?
Nasıl toprağı ekip yeniden hayat kuracağız?

Bu sorular sadece ekonomik krizlerin değil, aynı zamanda büyüyen jeopolitik gerilimlerin de gölgesinde soruluyor. Özellikle Orta Doğu’da yıllardır süren gerginlikler, küresel bir fırtınaya dönüşme ihtimali taşıyor. İran ile İsrail arasındaki karşılıklı tehditler, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki askeri ve siyasi etkisiyle birleştiğinde dünya adeta diken üstünde yaşıyor.
Bir savaş çıktığında yalnızca ordular çatışmaz.
Savaş, ekmeğin fiyatını değiştirir. Savaş, petrolü pahalandırır. Savaş, tarlaları boş bırakır. Savaş, gençleri işsiz bırakır.

Bir füze gökyüzünü yararken, aslında bir çiftçinin tarlasındaki umut da yarılır.
İnsanlık tarihine bakıldığında büyük savaşların yalnızca cephelerde değil, mutfaklarda ve tarlalarda da yaşandığı görülür. Gıda krizi, göç dalgaları ve ekonomik çöküşler savaşın görünmeyen yüzüdür. Bu yüzden dünyanın herhangi bir yerinde çıkan büyük bir çatışma, binlerce kilometre uzaktaki insanların bile hayatını değiştirir.

Bugün İran, İsrail ve ABD arasındaki gerilim sadece bölgesel bir mesele değildir; aynı zamanda küresel dengelerin kırılganlığını hatırlatan bir uyarıdır. Çünkü modern dünyada savaş artık sadece sınırlar içinde kalmaz. Enerji piyasalarından gıda zincirlerine, ticaretten teknolojiye kadar her şeyi etkiler.

İşte tam da bu yüzden insanlar bazen gökyüzüne bakıp Mars’ı hayal eder. Çünkü Mars, savaşsız bir dünya hayalinin sembolü gibi görünür. Ama gerçek şu ki insan nereye giderse gitsin, kendi sorunlarını da yanında götürür.

Eğer insanlık Mars’a gitse bile, orada da suyu paylaşmayı öğrenmek zorunda kalacaktır. Orada da kaynakları adil kullanmayı, birlikte yaşamayı, çatışmadan çözüm üretmeyi öğrenmek zorunda olacaktır.

Bu yüzden mesele başka bir gezegen bulmak değil.

Mesele, bu gezegende aklımızı ve vicdanımızı yeniden hatırlamaktır. Çünkü dünya hâlâ aynı dünyadır. Toprak hâlâ ürün verebilir. Denizler hâlâ balık barındırır. İnsan hâlâ düşünebilir. Ama savaşlar devam ederse, insanlık kendi geleceğini kendi elleriyle daraltacaktır. Belki bir gün gerçekten Mars’a gideceğiz. Belki insanlık yıldızlara ulaşacak.
Ama o gün geldiğinde bile şu soru değişmeyecek.
İnsan, yaşadığı dünyayı korumayı öğrenmeden başka bir dünyayı gerçekten yaşayabilir mi?

FUAT YEŞİLKAYA
07.03.2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir