MAKALELERSİYASETZAFER GÖKCAN

CHP’den “Atılmış”lar ve DSP’den “Kaçmış”lar Üzerine Bir Değerlendirme

CHP’den “Atılmış”lar ve DSP’den “Kaçmış”lar Üzerine Bir Değerlendirme

12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye’deki tüm siyasi partileri kapatmış, yöneticilerini ise tutuklatmıştır. 12 Eylül Darbesi sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kapatılmış; Bülent Ecevit ise diğer CHP yöneticilerinden ayrı olarak tek başına tutuklanmıştır. Eski MHP yöneticilerinden Yaşar Okuyan anılarında bu süreci ayrıntılı biçimde aktarmaktadır.

Ecevit, siyasi yasağının kalkmasını beklememiş; eşi Rahşan Ecevit başkanlığında Demokratik Sol Parti (DSP) kurulmuştur.

1992 yılında ise Erol Tuncer önderliğinde bir grup eski CHP delegesi CHP’yi yeniden kurmuş ve Ecevit ile DSP’nin bu yapıya katılmasını istemiştir. Ecevit ise buna karşılık, CHP’yi yeniden kuranların DSP’ye katılarak kongrede DSP’nin CHP adını almasını önermiştir.

Bu süreçte CHP’nin yeniden kurulmasını fırsat olarak gören Deniz Baykal ve ekibi, SHP’den ayrılarak CHP’ye geçmiş ve ilk kongrede yönetimi ele almıştır. Böylece 1992’de kurulan CHP, 1980 öncesinin “Ulusal Demokratik Sol” çizgisinden farklı bir yapıya evrilmiştir.

1992 sonrası CHP, “Sosyal Demokrat” program temelinde şekillenmiş; bu durumun, Ulusal Bağımsızlık, laik Cumhuriyet, devletçilik ve devrimcilik ilkeleriyle uyumsuz olduğu ileri sürülmüştür. Bu yeni çizginin, Altı Ok ilkelerinden uzaklaştığı ve Kemalist bir karakter taşımadığı savunulmaktadır.

Toplumun ideolojiden çok ihtiyaçlara odaklanması nedeniyle, bu dönüşümün geniş kitleler tarafından yeterince fark edilmediği; aynı şekilde siyasi kadrolar tarafından da yeterince sorgulanmadığı ifade edilmektedir. Bu süreçte yaşanan sorunların kaynağı başlangıçta Deniz Baykal olarak görülmüş; yerine gelen Altan Öymen ile de çözüm sağlanamamıştır.

Daha sonra Baykal’ın bir kaset kumpasıyla görevden ayrılmasıyla, Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığa getirilmiştir. Ancak bu değişimin de yapısal sorunları çözmediği, partinin uzun süredir siyasi olarak etkisiz kaldığı iddia edilmektedir.

Bu dönemde CHP’nin Kemalist Cumhuriyetçi kadroları dışladığı, üyelik yapısında merkeziyetçi bir model benimsediği ve özellikle 2012’de mahalle delegelerinin seçim yerine atamayla belirlenmesiyle üyelerin seçme-seçilme hakkının zayıflatıldığı öne sürülmektedir.

Öte yandan DSP, CHP ile birleşmeyerek kendi yolunu izlemiş ve 1997 ile 1999 yıllarında iktidar olmuştur. Ancak 2000 yılında ABD ve NATO’nun Irak’a yönelik politikalarına karşı çıkan Ecevit hükümeti, hem iç hem dış baskılarla karşılaşmıştır. 1999 Gölcük Depremi ve 2001 Türkiye ekonomik krizi sonrasında hükümet zayıflamış, koalisyon dağılmış ve Ecevit’in sağlık durumu bozulmuştur.

Ecevit, Atatürk’ün çizgisini kendi üslubuyla sürdürmüş; ancak sağlık sorunları nedeniyle DSP’yi parti kadrolarına bırakmıştır. Vefatının ardından DSP, lider eksikliği nedeniyle toparlanamamış ve çeşitli bölünmeler yaşamıştır.

DSP’nin temel sorununun lider eksikliğinden ziyade “lider partisi” anlayışına bağlı kalması olduğu değerlendirilmektedir. Partinin bir “halk hareketi”ne dönüşememesi, küçülme sürecini hızlandırmıştır.

2009 yılında kurulan sivil girişimler ve sendikal çalışmalar sırasında, DSP’nin yerel yönetimlerde dahi etkisiz kaldığı; belediyelerin parti merkeziyle uyum içinde çalışmadığı gözlemlenmiştir.

2020 yılında DSP içinde yer alan Kemalist Cumhuriyetçi kadroların, parti içi muhalefetin yapıcı bir alternatif üretmek yerine kişisel eleştirilerle sınırlı kaldığı görülmüştür. Sorunların çözümünün, bireyleri suçlamakla değil; yapısal ve ideolojik dönüşümle mümkün olduğu vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak:

  • CHP’de temel sorun ideolojik sapma,
  • DSP’de ise “kurtarıcı bekleme” anlayışıdır.

Türkiye’de sağ partilerin kökeninin CHP’ye, sol partilerin kökeninin ise TİP’e dayandığı; CHP’den çıkan tek sol partinin DSP olduğu ifade edilmektedir.

DSP’nin yeniden bir çıkış yapabilmesi için, 1923 ruhunu günümüz koşullarına uyarlayan bir halk hareketi başlatması gerektiği savunulmaktadır. Bu kapsamda, farklı Kemalist ve Cumhuriyetçi partilerin bir araya gelerek bir “Türkiye İttifakı” oluşturması önerilmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini birleştirerek Kuvayı Milliye ruhunu oluşturması gibi; DSP’nin de birleştirici bir rol üstlenmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Son söz olarak:
“Birleştiren kazanır, ayrıştıran kaybeder.”
Bugün ihtiyaç duyulan şey, ortak bir hedef etrafında birleşen güçlü bir toplumsal harekettir.

Zafer Gökcan
Ankara / Çankaya
(DSP üyesi – istifa)
14.03.2022

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir