KÜLTÜREL MİRAS SEFERBERLİĞİSESLİ MAKALE

AN’DA OLMAK…

İnsan, hayatının büyük bir bölümünü artık var olmayan bir geçmiş ile henüz gelmemiş bir gelecek arasında geçiriyor.

Bedeni bulunduğu yerde kalıyor; fakat zihni ya geride bıraktıklarına dönüyor ya da karşılaşabileceği ihtimâllerin peşinden koşuyor.

Geçmiş, insanın hâfızasıdır.
Bizi meydana getiren yaşanmışlıklar, öğrendiğimiz hakîkatler, yaptığımız iyilikler ve hatalar orada durur.

Geçmişi unutmak, insanın kendi köklerini kesmesi demektir.

Fakat geçmişin içinde yaşamaya devam etmek de bugünü kaybetmektir.

İnsan geçmişe dönüp yaptıklarını değiştiremez.

Söylenen sözü geri alamaz, kırılanı hiç kırılmamış hâle getiremez, kaybettiğini olduğu gibi geri getiremez.
Fakat geri dönüp onunla yüzleşebilir.

Hatasını kabul edebilir, bağışlanma dileyebilir, kırgınlığını bırakabilir ve yaşadıklarının kendisine ne öğrettiğini anlayabilir.

Geçmişe bakmanın mânâsı, yeniden onun içinde yaşamak değil; ondan kurtulabilecek kadar onu anlamaktır.

Gelecek ise henüz yaşanmamıştır.

İnsan elbette yarını düşünmeli, hazırlığını yapmalı, tohumunu ekmeli ve gideceği yolu belirlemelidir.

Fakat daha doğmamış bir günün bütün ihtimâllerini bugünden yaşamaya çalışmak, insanı geleceğe hazırlamaz; bugünden koparır.

Geçmiş,
“Ya yine olursa?” diye korkutur.

Gelecek,
“Ya hiç olmazsa?” diye kaygılandırır.

İnsan bu iki sorunun arasında, elinde bulunan tek hakîkati, yani an’ı kaybeder.

An’da olmak, geçmişi unutmak veya geleceği düşünmemek değildir.

An’da olmak; geçmişten alınması gerekeni alıp korkuyu orada bırakmak, gelecek için yapılması gerekeni yapıp kaygıyı henüz gelmemiş güne taşımamaktır.

Çünkü insan yalnızca bulunduğu anda bir şey yapabilir.

Dün söylediği sözü bugün anlayabilir.

Yarın için gereken tohumu bugün ekebilir.

Bir gönlü şimdi onarabilir.

Bir insana şimdi sarılabilir.

Hakîkati şimdi söyleyebilir.

Hayatının yönünü şimdi değiştirebilir.

Zihin susmaz. Susması da gerekmez.

Zihin hatırlar, düşünür, sorgular, anlam arar ve yeni yollar tasarlar.

Mesele zihni susturmak değil; onu geçmiş korkusunun ve gelecek kaygısının esaretinden kurtarmaktır.

Korkudan sıyrılan zihin boşalmaz; berraklaşır.

Kaygıdan kurtulan insan düşünmeyi bırakmaz; neyi, neden ve ne zaman yapması gerektiğini daha açık görür.

Çocukken an’ın içinde yaşardık.

Bir karıncanın yürüyüşünü uzun uzun seyreder, akan suyun başında vakti unutur, bir büyüğümüzün anlattığı hikâyeyi sonuna kadar dinlerdik.

Çünkü zihnimiz henüz aynı anda yüzlerce yere çağrılmıyordu.

Dakikaları saymıyor, yaşadığımız hâdisenin içinde kalıyorduk.

Sonra saatler hayatımızı ölçmeye başladı.

Ardından telefonlar, ekranlar, haberler ve bildirimler zihnimizi parçaladı.

Aynı anda her yerde olmaya çalışırken bulunduğumuz yerde olamaz hâle geldik.

Her şeye yetiştik; fakat kendimize geç kaldık.

Oysa hayat, geçmişte veya gelecekte yaşanmaz.

Geçmişin yalnızca hâfızası, geleceğin yalnızca ihtimâli vardır.

İnsanın nefes alabildiği, sevebildiği, anlayabildiği ve değiştirebildiği tek yer içinde bulunduğu andır.

An’da olmak, hiçbir şey düşünmeden beklemek değildir.

Dünyadan el etek çekmek, mesuliyetlerden kaçmak veya her şeyi oluruna bırakmak hiç değildir.

An’da olmak; bulunduğun yerde, yaptığın işin ve karşındaki insanın hakkını vermektir.

Bir insan konuşurken vereceğin cevabı hazırlamak yerine onu gerçekten dinlemektir.

Bir ağaca baktığında yalnızca keresteyi, bir toprağa baktığında yalnızca kazancı, bir çocuğa baktığında yalnızca geleceği değil; o anda karşında duran canlı hakîkati görebilmektir.

An, geçmiş ile gelecek arasındaki ince ve önemsiz bir çizgi değildir.

Geçmişin anlaşılabileceği, geleceğin kurulabileceği tek yerdir.

Dün artık değiştirilemez. Yarın ise henüz bizim değildir.

Fakat şu anda vereceğimiz bir karar, hem geçmişle ilişkimizi hem de geleceğimizin yönünü değiştirebilir.

Bu yüzden an’da olmak, zamanı durdurmak değil; zamanın içinde uyanmaktır.

Ne geçmişten kaçmak…

Ne geleceğe sığınmak…

Yalnızca bulunduğumuz yerde uyanık, berrak ve mesuliyet sahibi olmak…

Çünkü hayat bize dün verilmedi.

Yarın verileceği de belli değildir.

Hayat, dâima şimdi verilir…

KÜLTÜREL MİRAS SEFERBERLİĞİ
08.09.2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir