İNSANLARIN GEÇİRDİĞİ DEVİRLER
İNSANLARIN GECİRDİĞİ DEVİRLER
Bu devirde ren geyikleri o kadar çoğalmıştı ki, bu devre Avrupa’da Ren Devri adı verilmiştir. Fakat o dönemin insanları bunların hiçbirini evcilleştirmemişlerdir. At, onlar için bir av hayvanıydı.
Bunun dışında, bugün nesilleri tükenmiş olan mamut gibi çok büyük hayvanlar da vardı. İnsanlar o dönemde ya öldürüp yemek ya da kendilerini korumak için hayvanlarla mücadele ederlerdi. İnsanlar birbirleriyle de kavga ediyorlardı. Av hayvanı, balık veya bir mağaradaki yer, kavga sebebi olabiliyordu. Birbirlerini öldürüp etini yiyenler olduğu gibi, yalnızca eğlence için başkalarını öldürenler de vardı.
Bu insanlar birbirlerinden, hayvanlardan ve her şeyden; şimşekten, gök gürültüsünden, fırtınadan ve gecenin karanlığından korkuyorlardı. Korku, insanların ilk ve en güçlü duygularından biri oldu. Bununla beraber, bu insanlar çok korkacak bir şey olmadığı ve çok aç olmadıkları zamanlarda hayvan dişlerinden kolyeler yapıyorlardı. İçlerinden bazıları oldukça iyi sanatçılar olmuşlardı. Bu devrin kalıntıları arasında, üzerlerine asıllarına oldukça benzeyen hayvan resimleri yapılmış taşlar ve kemikler bulundu. Bazı mağaralarda boyalı hayvan resimleri de bulundu. Bu insanlar hayvan resimlerini oldukça ustaca yaptıkları hâlde, insan resimlerini çok kaba bir şekilde yapmışlardı. Anlaşılıyor ki uzak atalarımız doğayı gözlemlemeyi ve tasvir etmeyi biliyorlardı. Yontma Taş Devri insanları ateş yakmayı öğrendiler. Ateşle ısınıyor ve yiyeceklerini pişiriyorlardı. Ateşin güçlü parlaklığı geceleri vahşi hayvanları korkutarak uzaklaştırıyordu.
Ateş aynı zamanda insanları karanlığın verdiği korkulardan da kurtardı.
BEŞER TARİHİNE GİRİŞ
Cilalı Taş Devri’nde insanlar, taşları cilalayarak her türden ve daha güzel aletler yaptılar. Bu dönemde Avrupa’da yeni insanlar görülmeye başladı. Kökenleri Asya olan bu insanlar, Avrupa’nın vahşi durumunu değiştirdiler. Bu insanların mensup oldukları topluluklar, Asya’da ve Akdeniz havzasında geniş bölgelerde yaşayan Türk kavimleriydi. Türkler tarımı ve hayvanları evcilleştirmeyi çoktan biliyorlardı. Tahıl ve özellikle buğday tarımını öğrenmişlerdi. Keten yetiştiriyor ve liflerini dokuyarak kumaş ve bundan elbise yapmayı öğrenmişlerdi. Atı ve köpeği evcilleştirenler de bunlardır. Artık bu dönemde koyun ve öküz sürüleri yetiştiriliyordu. Bu dönemin insanları çiftçi ve çobandı. Bununla beraber cilalanmış taşlardan ve kemiklerden çeşitli aletler, süs eşyaları ve silahlar yaptılar. Bunları yapmak için adeta imalathaneler vardı. Başka sanatlar da gelişmişti. Örneğin kili şekillendirmeyi biliyorlar ve onu pişirerek çeşitli şekillerde ve farklı süslemelerle çömlekler ve kaplar yapıyorlardı. Bu çeşitli sanatlar, giderek daha aktif hâle gelen bir ticaretin doğmasına yol açtı.Tarım ve her türlü yeni sanattaki ilerlemelerle Cilalı Taş Devri’ni ilk idrak edenlerin Türkler olduğu belirtilmektedir. Bu devrin insanları anıtlar da diktiler. Bu anıtlar, yere dikilmiş, 4-5 metre yüksekliğinde kaba taşlardan ve menhirlerden ibaretti.
İNSANLARIN GECİRDİĞİ DEVİRLER
Bunlar ya hayvanları korkutarak uzaklaştırıyordu. Ateş aynı zamanda insanları karanlığın verdiği korkulardan da kurtardı. Menhirler, üzerinde veya bir daire üzerinde yan yana dikilirdi. Menhirlerin neye işaret ettiğini bilmiyoruz. Bundan başka dolmen denilen yapılar yaptılar. Dolmenler, yere dikilmiş taşların üzerine yatay taşlar konularak üstü kapatılmış bir çeşit odalardı. Bu tarzda yapılmış kapalı yollar da vardı. Dolmen odalarında insan kemikleri bulunmuştur. Bunların şüphesiz mezar olduğu anlaşılmaktadır. Bir üçüncü tür yapı daha vardı. Bunlar Avrupalıların tümülüs dedikleri mezarlardır. Tümülüsler (kurganlar) dolmenler gibi taşlardan yapılmış, fakat üzerleri toprak yığılarak örtülmüştür. Bunlar da tepeciklere benzeyen mezarlardı. Bu dolmen ve tümülüslerde tunç ve demirden yapılmış eşyalar da bulunmuştur. Fakat en eskilerinde yalnızca taştan baltalar, kaba kaplar ve kemikten, fil dişinden, hayvan kabuklarından yapılmış süslemesiz süs eşyaları bulunmuştur. Bu süslemeler, daha sonra göl evlerinde bulunanlara benziyordu. Cilalı Taş Devri’nde insanlar kısmen göçebe hayatı terk ederek çeşitli yerlere yerleşmeye başladılar. Bu önemli bir gelişmeydi. İnsanlar artık yalnızca tek tek aileler hâlinde değil, birbirine yakın ailelerden oluşan gruplar, yani kabileler hâlinde yaşamaya başladılar. Yerleşik hayat, küçük küçük milletler anlamına gelen bu gruplarda dayanışmayı da güçlendirdi. Birlikte yaşamak için ortak kurallar oluşturmak gerekti. Biz bugün bu kurallara kanunlar diyoruz. O eski insanların oluşturduğu kanunların neler olduğunu bilmiyoruz. Yalnız, insanların grup hâlinde birleşmelerinin bir ilerleme olduğu ve insanlar arasındaki şiddet ve vahşeti azalttığı kesindir.
Bu insan gruplarından bazıları, göller üzerinde inşa ettikleri yerleşim yerlerinde yaşamaya başladılar.
