ÖNGÖRÜ ÜSTÜNE
Galip KARAKUŞ / 30 Nisan 2022
“(…) Zalimler, zulümleri karşısında duyarsız davrananların tavırlarından güç alırlar. Türkiye bu gerçeği, ülkemi yönetenlerle birlikte tarihte görülmedik bir yoğunlukta yaşamaktadır (…).” (Garip KARAKUŞ / 10 Aralık 2005)
“Soru: Dünyada çıkarılmış savaşların nedenlerini araştırdığınızda ne görürsünüz?
Yanıt: O günün muktedirlerinin, ülkelerini yönetmekte aciz kaldıkları ve yalanın, dolanın, yolsuzluğun ve kirli ilişkilerin içinde boğulmaya başladıkları dönemleri görürsünüz.” (Garip KARAKUŞ / 28.04.2017)
Yukarıdaki paragraflar, farklı tarihlerde kaleme aldığım iki ayrı yazıdan alınmıştır. Bunlar, tarihsel olayların süzgecinden geçirilerek ulaştığım ve önemli bulduğum saptamalardır. Elbette her türlü eleştiriye ve değerlendirmeye de açıktırlar.
Öngörünün sözlük anlamı, gelecekte gerçekleşmesi muhtemel olayları önceden kestirebilme yetisidir.
Öngörü; akılcı düşünceye, bilimsel yönteme ve tarihsel deneyimlere dayanan değerlendirmelerin zihindeki yansımasıdır. Bu nedenle öngörü, rastlantısal bir sezgi ya da metafizik bir armağan değil; bilgi, birikim, gözlem ve analiz yeteneğinin ürünüdür.
Modern bilim de göstermektedir ki insan beyni, geçmiş deneyimlerden hareketle geleceğe ilişkin olasılıkları değerlendirme ve sonuç çıkarma kapasitesine sahiptir. Tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve psikoloji gibi disiplinler, bu değerlendirmelerin sağlam verilere dayanması durumunda yüksek doğruluk oranlarına ulaşabildiğini ortaya koymaktadır.
Bilimsel veriler ışığında yazılmış insanlık tarihi de tanıktır ki; yaşadıkları tarihsel gelişmeleri doğru okuyabilen düşünürlerin, bilim insanlarının ve devlet adamlarının birçok öngörüsü uzun zaman sonra doğrulanmıştır.
Biz yurtseverler de gururla ifade edebiliriz ki, öngörü yeteneğimizi; insanlık tarihine ışık tutmuş aydınlanmacıların eserlerinden ve askeri-siyasi başarılarıyla esaret altındaki milletlere esin kaynağı olmuş 20’nci yüzyılın en büyük devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünce dünyasından beslenerek geliştirdik.
İkinci Paylaşım Savaşı’nın hangi güçler arasında ve hangi koşullarda çıkabileceğini yıllar öncesinden değerlendiren Mustafa Kemal Atatürk’ü, 1923 yılında ilk kez görmüş olan ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee (14.04.1889 – 22.10.1975), onu şu sözlerle tanımlamaktadır:
“(…) Fikir alışverişimiz kısa sürmüştü. Ancak kuvvetli ve aynı zamanda Leibniz’in () tarifindeki ‘monadik’ bir beyne sahip birinin yanında olduğumu anlamıştım. Şunu biliyordum ki Atatürk, belirli bir süreç içinde yalnızca tek bir düşüncenin peşinden giden bir yapıya sahipti. Türk insanının millî kurtuluşa ermek için imparatorluktan vazgeçip, tüm enerjisini kendi vatanına yöneltmesi gerektiğini fark etmişti…” (1) 20’nci yüzyılın başlarında dünyanın takdirini kazanan “monadik” (*) düşünce yapısına sahip devrimci, bugün yaşadığımız birçok karşı devrim girişiminin işaretlerini daha o günlerde görebilmişti.
Onun en büyük eserlerinden biri olan Nutuk, yalnızca geçmişin muhasebesini yapan tarihî bir belge değil; aynı zamanda geleceğe ilişkin uyarılar ve alınması gereken önlemleri içeren bir siyasal öngörü metnidir. Bu yönüyle Kemalist düşüncenin temel kaynaklarından biri olma niteliğini de taşımaktadır.
Bu düşünceden hareketle; meslek yaşamım boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bağımsız görev yaptığım dönemlerde, birlikte çalıştığım personel ve köy muhtarlarına, her zaman yanımda bulundurduğum Nutuk’un özet nüshalarını çoğaltarak dağıttım. Boş zamanlarında okumalarını önerdim; sohbetlerimiz sırasında sorular yönelterek yurtseverlik bilincinin güçlenmesine katkı sunmaya çalıştım.
Çünkü bu eserin, yalnızca tarihle hesaplaşma belgesi değil, aynı zamanda geleceğe ışık tutan bir öngörüler bütünü olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, bilinç düzeyine eriştiğim günden beri Nutuk’un bütün eğitim kurumlarında yardımcı ders kitabı olarak okutulmasının yararlı olacağını düşünmüşümdür.
Yıllardır içimde eksikliğini hissettiğim bu konuda, küçük de olsa bir katkı sunabilmek amacıyla yaptığım bu çalışmalar, benim için bir yurttaşlık ve yurtseverlik görevi olarak değerlendirilmiştir.
Ve devir döndü, iktidarlar değişti; geldik bugüne…
15 Nisan 2022 tarihinde, yani 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, bir medrese açılışı için yapılan törende; “Tek parti zihniyetinin tarihimize sürdüğü utanç lekesini bir kez daha ortadan kaldırdık.” Sözlerinin duyduğumuzda; yaklaşık yüz yıl önce yaşamış o büyük devrimci düşünür, devlet adamı ve kurucu önderin, öngörü gücünü gururla ve saygıyla bir kez daha anımsıyoruz!
Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet’in temel niteliklerine yönelik ileride ortaya çıkabilecek tehditler konusundaki uyarılarının bugün hâlâ tartışılıyor olması, onun tarihsel gelişmeleri okuma konusundaki yeteneğinin önemini göstermektedir.
Yukarıdaki satırlar, 21. yüzyılda bir medrese açılış törenini izlerken yaşadığım duygu ve düşüncelerin dışavurumudur.
DİPNOT
(1) Osman Selim Kocahanoğlu, “Atatürk’ün Cumhuriyet’i, Cumhuriyet’in Yunus Nadi’si-1”, Cumhuriyet Gazetesi, 04.11.2018.
(*) Gottfried Wilhelm Leibniz (01.07.1646 – 14.11.1716): Alman filozof, matematikçi, mantıkçı ve hukukçu.
(**) Monad: Leibniz felsefesinde evreni oluşturan, bölünemez ve temel varlık birimlerini ifade eden metafizik kavramdır. Günümüzde “monadik beyin” ifadesi bilimsel bir terim olmaktan çok, olağanüstü bütüncül düşünme kapasitesini betimlemek amacıyla kullanılan felsefi bir benzetme niteliğindedir.
Galip KARAKUŞ / 30 Nisan 2022

