LOZAN: BİR ANTLAŞMADAN ÖTE, KUVAYI MİLLİYE’NİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ANADOLU DEVRİMİNİN ULUSLARARASI TAPU SENEDİDİR…
Galip KARAKUŞ / 22 Temmuz 2026 / Köylüköyü
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisi olan 24 Temmuz’a, bugüne kadar yazılmışların dışında farklı bir değerlendirmede bulunacağım.
Bizler, Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın genel başkanlığında, Bağımsız Cumhuriyet Partisi’ni (BCP) tam da bu anlamlı günde; Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’nın ilan edilişinin yıldönümünde, 24 Temmuz 2002 tarihinde, 72 bilim insanı, eğitimci, sendikacı ve ülkesini bağımsızlıkçı, halkçı ve devrimci bir anlayışla savunmayı görev bilen yurtseverlerle birlikte kurduk.
O gün yalnızca yeni bir siyasi parti kurmuyorduk.
Bir düşünce geleneğini yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyorduk.
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini/Kemalizm’i, “Kadro” ve “Yön” hareketlerinin antiemperyalist, kamucu ve planlamacı çizgisini, “Anadolu Sosyalizmi” diyebileceğimiz bir siyasi anlayışla yeni yüzyıla taşıma iddiasını ortaya koyuyorduk.
Türkiye’nin zorlu siyasal koşullarında yaklaşık on iki yıl sürdürdüğümüz bu mücadele, benim için yalnızca bir siyasi faaliyet değil, aynı zamanda gerçek anlamda uzun soluklu bir üniversite eğitimi oldu.
Başta Prof. Dr. Mümtaz Soysal olmak üzere, aynı safta omuz omuza yürüdüğümüz, bugün aramızda olan ya da olmayan bütün mücadele arkadaşlarımı saygıyla anıyorum. Çünkü tarihte önemli olan yalnızca sonuçlar değildir; hangi değerler uğruna mücadele edildiği de en az o kadar önemlidir.
‘LOZAN’A YANLIŞ SORULAR SORULDU
Lozan üzerine yüz yıldır bitmeyen tartışmalar yapılıyor: “Kazandık mı, kaybettik mi?” “Şu ada neden verilmedi?” “Petrol neden alınamadı?” “Musul neden alınmadı!?”
Oysa bunlar, Lozan’ın özünü kavramaya yetmeyen, karşıdevrimci anlayışın ürünü olan sorulardır.
Çünkü Lozan’ı yalnızca diplomatik bir pazarlık metni olarak okumak, onu tarihsel bağlamından koparmaktır. Lozan, aslında bir savaşın sonunda imzalanmış sıradan bir barış antlaşması değildir.
Lozan, emperyalizmin parçalamaya karar verdiği bir milletin, kendi kaderini yeniden yazmasının uluslararası hukukta kabul edilmesidir. Daha açık söylemek gerekirse; Lozan, Kuvayı Milliye’nin diplomasi masasında kazandığı son cephedir. Tüm dünyaya ilan edilmiş bir tapu senedidir.
KUVAYI MİLLİYE BİR ASKERİ HAREKET DEĞİLDİ
Kuvayı Milliye çoğu zaman yalnızca silahlı direniş olarak anlatılır. Oysa silah, bu büyük hareketin yalnızca görünen yüzüdür.
Gerçekte Kuvayı Milliye; Anadolu insanının egemenliği yeniden millete devretme iradesidir. Yüzyıllardır ümmete/tebaya dönüştürülmüş bir halkın, yeniden yurttaş olma kararıdır.
İşte bu nedenle ‘Kuvayı Milliye’nin nihai hedefi yalnızca işgal ordularını Anadolu’dan çıkarmak değildi.
Asıl amaç; ekonomik bağımsızlığı, siyasal egemenliği, hukuksal eşitliği, ulusal onuru yeniden inşa etmekti. Lozan bu hedeflerin uluslararası belgeye dönüştürülüp mühürlenmiş halidir.
LOZAN BİR DEVRİM BELGESİDİR
Lozan’ı anlamak isteyenler, onu Sevr’le değil, Anadolu İhtilali ile birlikte okumalıdır.
Çünkü Sevr, emperyalizmin Anadolu üzerindeki parçalama/bölüşme projesiydi.
Lozan ise o projenin tarihin çöplüğüne atılmasıdır.
Lozan; İlk kez sömürgeleştirilmek istenen bir ülkenin emperyalist devletleri aynı masada geri adım attırdığı belgedir.
Bu yönüyle yalnız Türkiye için değil; Asya’nın, Afrika’nın, Latin Amerika’nın, bağımsızlık mücadelelerine de ilham veren evrensel bir devrim manifestosudur.
Bugün birçok ulusal kurtuluş hareketinin Türkiye’yi örnek göstermesinin nedeni yalnızca Sakarya, Dumlupınar ya da İnönü savaşları değildir.
Onları etkileyen, askeri zaferin siyasal bağımsızlığa dönüştürülebilmiş olmasıdır.
İşte bunu sağlayan Tapu senedi “Lozan”dır.
CUMHURİYETİN EKONOMİ MANİFESTOSU
Lozan yalnızca sınır çizmedi. Yeni devletin ekonomik karakterini de belirledi.
Kapitülasyonların kaldırılması yalnızca ekonomik bir karar değildir. Bu, devlet egemenliğinin yeniden kurulmasıdır.
Çünkü bağımsızlık yalnızca bayrak sahibi olmak değildir: Kendi parasını yönetebilmektir. Kendi hukukunu uygulayabilmektir. Vergisini kendisinin koyabilmesidir. Sanayisini kendisinin kurabilmesidir.
Kısacası; Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasal bağımsızlık yaşayamazdı. Kadro hareketinin yıllar sonra geliştirdiği devletçilik anlayışının temelinde de aslında Lozan’ın açtığı bu kapı vardır.
BUGÜNÜN LOZAN İDDİASI
Bugün Lozan’ı savunmak yalnızca geçmişi anmak değildir.
Lozan’ı savunmak; Ekonomik bağımsızlığı savunmaktır. Üretim ekonomisini savunmaktır. Planlı kalkınmayı savunmaktır. Kamuculuğu savunmaktır. Laik Cumhuriyet’i savunmaktır. Ulusal egemenliği savunmaktır.
Çünkü emperyalizm yüz yıl önce olduğu gibi bugün de yalnızca asker göndererek değil; Borçla, Finans sistemiyle, Enerji bağımlılığıyla, Teknoloji tekelleriyle, Kültürel hegemonya aracılığıyla ülkeleri denetim altına almaktadır.
Dolayısıyla bugünün Kuvayı Milliyesi de yalnızca sınırlarımızda değil; tarlada, fabrikada, üniversitede, laboratuvarda, mahkemede, sendikada, bilim üretiminde, yani Cumhuriyet’in bütün kurumlarında verilmek zorundadır.
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ’NİN TARİHSEL İDDİASI
Bağımsız Cumhuriyet Partisi tam da bu nedenle kurulmuştu. Partimizin adı rastgele seçilmedi.
“Bağımsızlık” yalnızca dış politikaya ilişkin bir kavram değildi. “Cumhuriyet” ise yalnızca bir yönetim biçimi değildi.
Bizler için Bağımsız Cumhuriyet; ekonomisi bağımsız, hukuku bağımsız, bilimi bağımsız, üretimi bağımsız, kararlarını hiçbir küresel merkezin etkisi altında almayan “Tam Bağımsız Türkiye” idealinin adıdır.
Bu anlayış, Atatürk devrimlerinin, Kuvayı Milliye ruhunun ve Lozan’ın doğal devamıdır.
Lozan, geçmişte kalmış bir belge değildir. Lozan, her kuşağın yeniden savunmak zorunda olduğu bağımsızlık iradesidir.
Cumhuriyet 1923’te mucizeler yaratılarak kuruldu ancak; 20’nci yüzyılın en büyük devrimcisi o “Monadik Beyinli” kişinin gösterdiği hedef doğrultusunda, her kuşak onu yeniden ve daha ileri düzeylere taşımak zorundadır. Devrimin sürekliliği bunu gerektirir.
Bizler, 24 Temmuz 2002’de ‘Bağımsız Cumhuriyet Partisi’ni kurarken aslında yüz yıl önce Lozan’da tescillenen o bağımsızlık iradesinin çağımızdaki siyasal ifadesini bu amaçlar doğrultusunda oluşturmaya çalışıyorduk.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o mücadeleyi yalnızca bir siyasi deneyim olarak değil, Cumhuriyet okulunun en değerli derslerinden biri olarak görüyorum.
Lozan’ı savunmak, geçmişe övgü dizmek değildir.
Lozan’ı savunmak; Cumhuriyet’i üretimle, bilimle, hukukla ve halk egemenliğiyle geleceğe taşımaktır.
Çünkü Lozan, yalnızca imzalanmış bir antlaşma değil; bir milletin “kendi kaderini yalnızca kendisi belirler” iradesinin dünyaya ilan edilmiş adıdır.
Ve bu irade, dün olduğu gibi bugün de Kuvayı Milliye’nin en büyük mirasıdır…

