ARAŞTIRMA - İNCELEMEHABERLERMAKALELERSEFA YÜRÜKEL

AK KOYUNLU TÜRKMEN DEVLETİ’NİN BAŞKENTİ DİYARBAKIR’DAN “KÜRDİSTAN” İCADINA: YAVUZ’DAN BUGÜNE TÜRKMEN COĞRAFYASININ YOK EDİLİŞİ VE BUGÜNKÜ İKTİDARIN MİRASÇILIĞI

Uzun Hasan’ın Avşar boyundan gelen Ak Koyunlu Türkmen Devleti’nin başkenti Diyarbakır, bugün tarihsel gerçeklikten koparılarak “Kürdistan” olarak adlandırılmaya çalışılmaktadır. Süleymaniye’den Diyarbakır’a, oradan bugünkü Türkmeneli coğrafyasına kadar uzanan bölge, yüzyıllar boyunca Türkmen varlığının, Türkmen siyasi teşekküllerinin ve Türkmen kültürünün merkezi olmuştur. Ancak Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı’nın izlediği “ümmet” siyaseti, bu Türkmen coğrafyasının adım adım “Kürdistan” olarak yeniden adlandırılmasına ve tarihte var olmayan bir milletin bu topraklarda tahakküm kurmasına zemin hazırlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın aşiret yapılanmasını güçlendiren idari düzenlemeleri, İkinci Mahmud’un merkezileşme çabalarının bu aşiret düzenini çözmekte yetersiz kalışı ve nihayet bugünkü iktidarın aynı “ümmet” söylemiyle bu mirası devralması, Türkmen coğrafyasının yok edilişinin tarihsel sürecini oluşturmaktadır.

Bu yazı, Ak Koyunlu Türkmen Devleti’nin başkenti Diyarbakır merkezli Türkmen coğrafyasının nasıl “Kürdistan” olarak yeniden adlandırılmaya çalışıldığını, bu sürecin Osmanlı padişahlarının bilinçli siyasetlerinin bir sonucu olduğunu ve bugünkü iktidarın bu siyasetin doğrudan mirasçısı olarak aynı politikayı sürdürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Uzun Hasan ve Ak Koyunlu Türkmen Devleti: Diyarbakır’ın Türkmen Kimliği

Uzun Hasan, Oğuzların Avşar boyuna mensup Ak Koyunlu Türkmen federasyonunun en güçlü hükümdarı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Ak Koyunlu Devleti, on beşinci yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır’ı başkent yaparak Doğu Anadolu, Azerbaycan, Irak-ı Arap ve İran’ın batısını kapsayan geniş bir coğrafyada hüküm sürmüştür. Uzun Hasan’ın sarayında Türkçe konuşulmakta, resmi yazışmalar Türkçe yürütülmekte ve devletin askeri omurgasını Türkmen boyları oluşturmaktaydı.

Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları adlı eserinde, Ak Koyunlu Devleti’nin Oğuz Türkmen geleneğinin doğrudan bir devamı olduğunu ve Diyarbakır’ın bu devletin siyasi merkezi olarak Türkmen kimliğinin en güçlü biçimde yaşandığı şehirlerden biri olduğunu belirtmektedir. Sümer’in tespitine göre, Diyarbakır ve çevresi, on birinci yüzyıldan itibaren yoğun Türkmen yerleşimine sahne olmuş ve bu bölge, Osmanlı dönemine kadar kesintisiz bir Türkmen siyasi varlığının merkezi olarak kalmıştır.

John E. Woods, The Aqquyunlu: Clan, Confederation, Empire adlı kapsamlı çalışmasında, Ak Koyunlu Devleti’nin Türkmen aşiret konfederasyonu yapısını ayrıntılı olarak incelemektedir. Woods’un aktardığına göre, Ak Koyunlu Devleti, Bayındır, Avşar, Döğer, Karkın gibi Oğuz boylarına mensup Türkmen aşiretlerinin birleşmesiyle kurulmuştur. Diyarbakır, bu Türkmen federasyonunun yönetim merkezi olarak, Türkmen siyasi ve kültürel hayatının kalbi konumundaydı.

İlhan Erdem’in Ak-Koyunlu Devleti’nin Kuruluşu ve Yükselişi başlıklı çalışması, Ak Koyunlu Devleti’nin kuruluş sürecinde Diyarbakır’ın oynadığı merkezi rolü belgelerle ortaya koymaktadır. Erdem’in vurguladığı üzere, Uzun Hasan döneminde Diyarbakır, yalnızca siyasi bir başkent değil, aynı zamanda Türkmen kültürünün, edebiyatının ve sanatının da merkezi hâline gelmiştir. Bu dönemde Diyarbakır’da Türkçe şiir geleneği gelişmiş, Türkmen beyleri sanatçıları ve şairleri himaye etmiştir.

Osmanlı’nın Doğu Seferi ve Türkmen Coğrafyasının Dönüşümü

Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran Seferi, yalnızca Safevî Devleti’ne karşı bir askerî harekat değil, aynı zamanda Doğu Anadolu’daki Türkmen siyasi yapılanmasının tasfiyesi ve bölgenin demografik dönüşümünün başlangıcıdır. Çaldıran’da Safevî ordusunu yenen Yavuz, bölgedeki Türkmen aşiretlerinin bir kısmını Safevî tehdidine karşı güvenilmez unsurlar olarak görmüş, bunun yerine Sünni “Kürt aşiretleri”ni güçlendirme yoluna gitmiştir.

Mehmet Ali Ünal, XVI. Yüzyılda Diyarbekir Eyaleti’nde Osmanlı Hâkimiyetinin Yerleşmesi adlı çalışmasında, Yavuz döneminde Diyarbekir Eyaleti’nin idari yapısının nasıl dönüştürüldüğünü tahrir defterlerine dayanarak incelemektedir. Ünal’ın tespitine göre, Osmanlı idaresi, bölgedeki Türkmen aşiretlerinin bir kısmını batıya göç ettirmiş, boşalan alanlara ise İdris-i Bitlisî aracılığıyla “Kürt beyleri”ne “yurtluk-ocaklık” statüsü vererek Sünni “Kürt aşiretleri”ni yerleştirmiştir. Bu politika, Diyarbakır merkezli Türkmen coğrafyasının demografik yapısını köklü biçimde değiştirmiştir.

Kürtler

İlgini ÇekebilirOLMAYAN BİR IRK YARATMAK

İdris-i Bitlisî’nin Selimşahnâme adlı eseri, bu dönüşümün nasıl gerçekleştirildiğini birinci elden anlatmaktadır. Bitlisî, Yavuz’un emriyle bölgedeki “Kürt beyleri”yle yürütülen müzakereleri ve bu beylere verilen imtiyazları ayrıntılı olarak kaydetmiştir. Bu müzakereler sonucunda, daha önce Ak Koyunlu Türkmen Devleti’nin hâkimiyet alanı olan geniş bir coğrafya, “Kürt beyleri”nin yönetimine bırakılmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman ve Aşiret Yapılanmasının Kurumsallaşması

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Yavuz’un başlattığı aşiret eksenli idari düzenleme daha da kurumsallaşmıştır. Kanuni, Doğu Anadolu’daki “Kürt beyleri”nin konumunu güçlendiren kanunnameler çıkarmış, bu beylerin irsi yönetim haklarını garanti altına almıştır. Bu düzenlemeler, Türkmen coğrafyasında aşiret yapılanmasının kalıcı hâle gelmesine ve Türkmen nüfusun bu yapılanma içinde ikincilleşmesine yol açmıştır.

Hoca Sadeddin Efendi’nin Tâcü’t-Tevârih adlı eseri, Kanuni döneminde Doğu Anadolu’daki idari düzenlemelerin nasıl sürdürüldüğünü ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Bu esere göre, Kanuni, babasının kurduğu “yurtluk-ocaklık” sistemini geliştirerek, bölgedeki “Kürt beyleri”nin konumunu daha da sağlamlaştırmıştır. Bu siyaset, Osmanlı merkezi otoritesinin bölgede tam olarak tesis edilmesini engelleyen ayrıcalıklı bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İkinci Mahmud ve Merkezileşme Çabalarının Yetersizliği

On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, Osmanlı Devleti’nin merkezileşme çabaları, Doğu Anadolu’daki aşiret yapılanmasını çözmekte yetersiz kalmıştır. İkinci Mahmud’un başlattığı merkezileşme reformları, bölgedeki “Kürt beyleri”nin direnişiyle karşılaşmış ve bu direniş, “Kürt isyanları” olarak adlandırılan hareketlerin temelini oluşturmuştur.

Wadie Jwaideh, “Kürt Milliyetçiliği”nin Tarihi adlı eserinde, Osmanlı merkezileşme politikalarının Doğu Anadolu’daki aşiret yapılanmasıyla nasıl çatıştığını ve bu çatışmanın nasıl etnik bir soruna dönüştüğünü incelemektedir. Jwaideh’in tespitine göre, Osmanlı devletinin “Kürt beyleri”ni tasfiye etme çabaları, bu beylerin Türkmen nüfus üzerindeki tahakkümünü kırmak yerine, aşiret yapılanmasını daha da güçlendirmiştir. Merkezileşme politikaları, aşiret dirençlerini tetiklemiş ve bu dirençler, zamanla etnik bir kimliğin inşasına zemin hazırlamıştır.

David McDowall, A Modern History of the Kurds adlı eserinde, Osmanlı döneminde “Kürt” teriminin etnik bir kategori olmaktan çok, idari-coğrafi bir tanımlama olduğunu vurgulamaktadır. McDowall’ın belirttiğine göre, “Kürdistan” terimi, Osmanlı idaresi tarafından belirli bir bölgeyi tanımlamak için kullanılıyordu; ancak bu bölge, tarihsel olarak Türkmen nüfusun da yoğun olarak yaşadığı bir coğrafyaydı. Osmanlı’nın aşiret eksenli idari düzenlemeleri, bu coğrafyanın zamanla “Kürdistan” olarak anılmasına yol açmıştır.

Tarihte Olmayan Bir Milletin Adının Türkmen Coğrafyasında Tahakküm Kurması

Bugün “Kürdistan” olarak adlandırılmaya çalışılan coğrafya, tarihsel olarak Ak Koyunlu Türkmen Devleti’nin başkenti Diyarbakır’ı merkez alan Türkmen yerleşim bölgesidir. Süleymaniye, Musul, Kerkük ve bugünkü Türkmeneli coğrafyası, yüzyıllar boyunca Türkmen siyasi ve kültürel varlığının kesintisiz olarak sürdüğü topraklardır. Ancak Osmanlı’nın “ümmet” siyaseti, bu Türkmen coğrafyasının adım adım “Kürdistan” olarak yeniden adlandırılmasına zemin hazırlamıştır.

İlgini ÇekebilirMARDİN DEREBEYİ AHMET TÜRK’ÜN ZENGİNLİĞİNİN KAYNAĞI NEDİR?

Erik Jan Zürcher, Turkey: A Modern History adlı eserinde, Osmanlı’nın ümmet politikasının Türk millî kimliğinin gelişimini nasıl geciktirdiğini ve Türkmen nüfusun bu politika sonucunda nasıl ikincilleştirildiğini analiz etmektedir. Zürcher’in tespitine göre, Osmanlı devleti, Türk unsurunu diğer Müslüman unsurlarla eşitleyen bir siyaset izlemiş, bu da Türk millî bilincinin geç uyanmasına yol açmıştır. Bu gecikme, Türkmen coğrafyasının “Kürdistan” olarak yeniden adlandırılmasına karşı etkili bir direnişin gelişmesini engellemiştir.

Şerif Mardin, Türkiye’de Din ve Siyaset adlı eserinde, Osmanlı devletinin dinî ideolojiyi kullanarak farklı etnik unsurları yönettiğini, ancak bu yönetim biçiminin Türk unsurunu zayıflattığını belirtmektedir. Mardin’in analizine göre, Osmanlı’nın “ümmet” siyaseti, Türkmen kimliğinin korunmasını değil, bu kimliğin dinî aidiyet içinde eritilmesini amaçlıyordu. Bu siyaset, Türkmen coğrafyasının demografik ve kültürel dönüşümünü kolaylaştırmıştır.

Bugünkü İktidar: Osmanlı Padişahlarının Mirasçısı ve Aynı Siyasetin Sürdürücüsü

Bugünkü iktidar, Yavuz’dan itibaren Osmanlı padişahlarının izlediği “ümmet” siyasetinin doğrudan mirasçısıdır. İktidarın “ümmet” söylemi, Türk millî kimliğini ikincilleştiren ve Türkmen coğrafyasının dönüşümünü sürdüren bir siyaset olarak işlev görmektedir. Bu siyaset, bir yandan “Kürt siyaseti”ni güçlendirirken, diğer yandan Suriyeli ve Afgan nüfusu Türkiye’nin tamamına yayarak demografik dönüşümü hızlandırmaktadır.

Murat Erdoğan, Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum adlı eserinde, Türkiye’deki Suriyeli nüfusun hızla arttığını ve bu nüfusun yalnızca sınır illerinde değil, tüm Anadolu’da yoğunlaştığını belirtmektedir. Erdoğan’ın araştırmalarına göre, Türk toplumunun Suriyeli nüfusa yönelik hoşnutsuzluğu artmakta, bu da toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Bu politika, Yavuz’un “Kürt aşiretleri”ni Türkmen coğrafyasına yerleştirmesiyle aynı mantığın ürünüdür.

Kemal Kirişci ve Emma Borhan, The Unintended Consequences of Turkey’s Refugee Policy adlı çalışmalarında, Türkiye’nin göç politikasının uzun vadeli demografik sonuçlarına dikkat çekmektedir. Yazarların tespitine göre, Türkiye’deki Suriyeli nüfus, artık yalnızca bir mülteci topluluğu değil, aynı zamanda Türkiye’nin demografik yapısını değiştiren kalıcı bir unsurdur. Bu durum, Türk millî varlığının korunması açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Türkmen Coğrafyasının Geleceği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bekası

Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, kurucu ilkelerine sahip çıkmasına, Türk millî kimliğini korumasına ve Anadolu’daki Türk demografik varlığını sürdürmesine bağlıdır. Türkmen coğrafyasının “Kürdistan” olarak yeniden adlandırılmasına karşı durmak, yalnızca tarihsel bir hakikati savunmak değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini güvence altına almaktır.

Baskın Oran, Türkiye’de Azınlıklar adlı eserinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu hukuki düzeninin “Türk milleti” esasına dayandığını vurgulamaktadır. Oran’ın belirttiğine göre, bu hukuki düzen, Türk kimliğinin düzenleyici gücüne dayanmaktadır. Bugünkü iktidarın politikası, bu düzenleyici gücü zayıflatmakta ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerini aşındırmaktadır.

Soner Çağaptay, Islam, Secularism, and Nationalism in Modern Turkey: Who is a Turk? adlı eserinde, Türk kimliğinin tanımlanmasında etnik ve dinî unsurlar arasındaki gerilimin tarihsel olarak sürekli olduğunu savunmaktadır. Çağaptay’ın vurguladığı üzere, Cumhuriyet’in kurucu kadrosu “Türk” kavramını etnik temelde tanımlamayı tercih etmiştir. Bu tercih, Türkiye Cumhuriyeti’ni diğer İslam ülkelerinden ayıran temel özelliktir. Bugünkü iktidarın “ümmet” politikası, bu ayırt edici özelliği ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

İlgini ÇekebilirSadece Adı TC Kalan Devletin: Türk Olmayan Yöneticilerinin, Türkmenlere Katmerli Düşmanlığı ve Kürdistanın Kurulmasına İlişkin Bölgesel Politikaları

Sonuç: Tarihsel Hakikatin Savunulması ve Millî Uyanış

Ak Koyunlu Türkmen Devleti’nin başkenti Diyarbakır’ın “Kürdistan” olarak adlandırılmaya çalışılması, tarihsel hakikatin çarpıtılmasıdır. Süleymaniye’den Diyarbakır’a, oradan Türkmeneli’ne kadar uzanan coğrafya, yüzyıllar boyunca Türkmen varlığının merkezi olmuştur. Bu coğrafyanın “Kürdistan” olarak yeniden adlandırılması, Yavuz’dan itibaren Osmanlı padişahlarının izlediği “ümmet” siyasetinin bir sonucudur.

Yavuz Sultan Selim, Ak Koyunlu Türkmen Devleti’nin başkenti Diyarbakır’ı ele geçirdikten sonra, bölgedeki Türkmen aşiretlerini Safevî tehdidine karşı güvenilmez unsurlar olarak görmüş ve bunun yerine Sünni “Kürt aşiretleri”ni güçlendirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman, bu siyaseti kurumsallaştırmış; İkinci Mahmud’un merkezileşme çabaları ise aşiret yapılanmasını çözmekte yetersiz kalmıştır. Bugünkü iktidar, bu padişahların mirasçısı olarak aynı “ümmet” siyasetini sürdürmekte ve Türkmen coğrafyasının dönüşümünü hızlandırmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, bu tarihsel sürecin farkına varılmasına ve Türk millî kimliğinin korunmasına bağlıdır. Türkmen coğrafyasının Türk kimliğini savunmak, yalnızca geçmişin hakikatini değil, geleceğin güvencesini de savunmaktır. Bu nedenle, bugünkü iktidarın “ümmet” politikasına karşı millî bir duruşun geliştirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.

Kaynakça

Bitlisî, İdris. Selimşahnâme. İstanbul: Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan Köşkü, nr. 1540, 1540.

Çağaptay, Soner. Islam, Secularism, and Nationalism in Modern Turkey: Who is a Turk? London: Routledge, 2006.

Erdem, İlhan. Ak-Koyunlu Devleti’nin Kuruluşu ve Yükselişi. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2005.

Erdoğan, Murat. Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2018.

Göç İdaresi Başkanlığı. Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyelilerin İllere Göre Dağılımı. Ankara: T.C. İçişleri Bakanlığı, 2023.

Hoca Sadeddin Efendi. Tâcü’t-Tevârih. Hazırlayan İsmet Parmaksızoğlu. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1979.

Jwaideh, Wadie. “Kürt Milliyetçiliği”nin Tarihi: Kökenleri ve Gelişimi. Çeviren İsmail Çekem. İstanbul: İletişim Yayınları, 1999.

Kirişci, Kemal ve Emma Borhan. The Unintended Consequences of Turkey’s Refugee Policy. Washington, DC: Brookings Institution, 2021.

Mardin, Şerif. Türkiye’de Din ve Siyaset. İstanbul: İletişim Yayınları, 1991.

McDowall, David. A Modern History of the Kurds. London: I.B. Tauris, 2004.

Oran, Baskın. Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama. İstanbul: İletişim Yayınları, 2004.

Sümer, Faruk. Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1999.

Ünal, Mehmet Ali. XVI. Yüzyılda Diyarbekir Eyaleti’nde Osmanlı Hâkimiyetinin Yerleşmesi. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1998.

Woods, John E. The Aqquyunlu: Clan, Confederation, Empire. Salt Lake City: University of Utah Press, 1999.

Zürcher, Erik Jan. Turkey: A Modern History. London: I.B. Tauris, 2017.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir