İMRALI’DA PARALEL MİT-TERÖR ÖRGÜTÜ PKK VE RAKI-BALIKLI TOPLANTI TARTIŞMALARI: TÜRK DEVLETİ VE MİLLÎ EGEMENLİK NEREDE?
İmralı’da Paralel MİT-Terör Örgütü PKK ve Rakı-Balıklı Toplantı Tartışmaları: Türk Devleti ve Millî Egemenlik Nerede?
Sefa Yürükel
Ben bugün Türkiye’nin geleceği konusunda son derece ciddi kaygılar taşıyorum. İmralı’da paralel MİT, terör örgütü PKK yöneticileri ve çeşitli sözde “devlet görevlileri” arasında gerçekleştiği konuşulan görüşmelerle ilgili olarak kamuoyunun önünde cevaplanması gereken çok önemli sorular bulunmaktadır. Bütün bunlar olurken, AKP-MHP’nin temsil ettiği paralel devlet ortada; ancak gerçek Türk Devleti ortada yoktur. Olsaydı, bunlar zaten yaşanmazdı.
Daha önce terör örgütü liderlerinden Mustafa Karasu’nun, şimdi ise binlerce insanın katili olduğu belirtilen Cemil Bayık, Mazlum Abdi ve Murat Karayılan gibi isimlerin İmralı’ya özel olarak getirilerek paralel MİT eşliğinde rakı-balık toplantılarında yer aldığı yönündeki bilgiler; paralel MİT’in rolü, diğer paralel devlet kurumlarının bu süreçlere ne ölçüde dâhil olduğu ve görüşmelerin içeriği konusunda bunları geriden izleyen millî Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin Türk milletine açık bir açıklama yapmasını zorunlu kılmaktadır.
İmralı’da rakı ve balık eşliğinde gerçekleştirilen bu görüşmeler sıradan bir siyasi mesele olarak geçiştirilemez. Türk milletinin, devletin geleceğini ve ülkenin millî bütünlüğünü ilgilendiren konuların kimlerle ve hangi şartlarda konuşulduğunu öğrenmeye hakkı vardır. Bugün bu Türk ve Türkiye düşmanı paralel devlet yapısını, İsrail, İngiltere ve ABD’nin kurguladığı AKP-MHP temsil etmektedir. Bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti devlet kurumlarını işgal eden paralel devlet yapısı, açıkça Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini bu kadar aşağılamakta ve onlarla alay etmektedir. Bu asla kabul edilemez.
Türk millî devlet yapısı ve Türk milleti, bir an önce Türkiye Cumhuriyeti devletini ele geçiren bu paralel devlet yapısını durdurmalı ve alaşağı etmelidir. Türkler devletini kaybetmek üzeredir. Çünkü Türklerin devleti şu anda ortada yoktur. Olsaydı, bu aşağılamalar ve alay etmeler asla gerçekleşemezdi.
Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bir bütün olarak bakıyorum. Irak, Suriye, İran ve Türkiye birbirinden bağımsız değildir. Irak’taki Kürt bölgesel yapılanması, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler ve Türkiye’de yürütülen siyasi süreçler, bölgenin geleceği açısından dikkatle değerlendirilmelidir.
Benim için temel mesele şudur: Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, sınırlarını ve millî egemenliğini etkileyecek hiçbir proje, Türk milletinin bilgisi ve açık iradesi dışında yürütülemez.
Devletin Kurumları Kimin Adına Hareket Ediyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosu, cumhurbaşkanlığı, bakanlıkları, MİT’i, polisi, jandarması ve Türk Silahlı Kuvvetleri Türk milletine aittir.
Eğer devlet kurumlarının, milletin açık bilgisi ve demokratik denetimi dışında farklı bir siyasi yapılanmanın etkisi altında hareket ettiği ortaya çıkarsa, ki bu var ve ortada, bu Türkiye açısından son derece ağır bir devlet ve anayasa krizi anlamına gelir ve gelmelidir.
Böyle bir durumda yapılması gereken şey, Türkiye’yi bir iç çatışmaya sürüklemek değildir. Tam tersine, hukukun bütün imkânları kullanılmalı, sorumlular bağımsız yargı önünde hesap vermeli ve devlet kurumlarının Türk milletine ait olduğu açık bir biçimde yeniden güvence altına alınmalıdır.
Hiçbir paralel yapı, hiçbir gizli örgütlenme ve hiçbir dış güç Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde olamaz.
Dünya Değişirken Türkiye Kendi Yolunu Çizmelidir
Dünya siyaseti büyük bir dönüşüm içerisindedir. Rusya, Çin ve BRICS ülkelerinin yükselişi yeni bir uluslararası denge yaratırken, dünya çapında sürekli güç kaybeden ABD, İngiltere ve İsrail’in saldırgan emperyalist Ortadoğu politikaları da bölgenin geleceğini doğrudan etkilemektedir.
Türkiye, hiçbir dış gücün bölgesel projesinin uygulama alanı hâline gelmemelidir.
Ben Türkiye’nin geleceğinin Washington’da, Londra’da, Tel Aviv’de veya başka bir başkentte belirlenmesini kabul etmiyorum. Türkiye’nin geleceğini yalnızca Türk milleti belirleyebilir.
Türk Milleti Devletine Sahip Çıkmalıdır
Türk milletinin devletiyle ilgili endişeleri varsa, bu endişeler küçümsenmemelidir. Tam tersine, bütün iddialar şeffaf biçimde araştırılmalı ve kamuoyuna açık bilgiler verilmelidir.
Eğer devlet içinde hukuka aykırı bir yapılanma bulunduğu ortaya çıkarsa, bununla mücadele hukukun ve demokratik düzenin bütün araçları kullanılarak yapılmalıdır.
Ben, Türk milletinin kendi devletine sahip çıkma iradesinin demokratik, hukuki ve meşru yollarla ortaya konulması gerektiğine inanıyorum. Milletin iradesi sandıkta, parlamentoda, hukuk önünde ve barışçıl demokratik mücadele içerisinde açıkça gösterilmelidir.
Türk Silahlı Kuvvetleri de anayasal düzen ve hukuk devleti içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini korumakla görevli bir devlet kurumudur. Türkiye’nin geleceği, anayasal düzenin dışına çıkılarak değil, hukukun güçlendirilmesiyle güvence altına alınabilir.
Son Sözüm
Benim için mesele bir siyasi parti meselesi değildir. Bu mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, Türk milletinin egemenliği ve devletin bağımsızlığı meselesidir.
Eğer Türkiye’nin millî yapısını değiştirmeye yönelik herhangi bir girişim varsa ki var, Türk milleti buna karşı demokratik ve hukuki yollarla tavrını ortaya koyacaktır.
Devlet, milletindir.
Parlamento, milletindir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumları milletindir.
Hiçbir gizli yapı, hiçbir dış güç ve hiçbir siyasi proje Türk milletinin iradesinden üstün değildir.
Türk milleti devletine sahip çıkacak, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını talep edecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini hukuk, demokrasi ve millî egemenlik temelinde savunmaya devam edecektir.
Eğer Türk milletinin inisiyatifiyle yürütülen ve yürütülecek hukuki ve demokratik süreçler, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtarmak amacıyla durdurulursa; Türkiye Cumhuriyeti’ndeki paralel devlet yapısının desteğiyle “dört parçalı Kürdistan” kurulmasına izin verilmemesi amacıyla yürütülen çeşitli hukuki ve demokratik çabalar sonucunda bu mandacı girişim durdurulmazsa, bu sürece karşı yurtsever güçlerin birlikte organize edeceği bir halk ayaklanması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müdahalesi ve kanlı bir hesaplaşma kaçınılmaz olacaktır. Kanlı hesaplaşma her zaman kötü değildir; iyi olarak da yorumlanmalıdır. Başta Türkiye olmak üzere, genel olarak tüm Ortadoğu’da bu “emperyalizmin dayattığı Kürdistan” girişimi bu şekilde de sona erebilir.
Bunun sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti içindeki paralel devlet yapısının kurmak istediği “Kürdistan” devlet projesi imha edilecek; bu paralel devlet yapısını destekleyen ve kurgulayan ABD, İsrail ve İngiltere ise paralel devlet yapısıyla birlikte bölgede tamamen kaybedecektir.
Demedi demeyin.

