BELEDİYE BAŞKANLIĞI
Belediyecilik, esas itibarıyla şehirciliktir.
Şehrin suyunu, yolunu, ulaşımını, temizliğini, pazarını, parkını, imârını, tarihî dokusunu, köylerini, üretim alanlarını ve ortak hayatını düzenleme işidir.
Öyleyse önce çok basit fakat bugüne kadar yeterince sormadığımız bir soruyu sormalıyız.
Belediyenin siyasî partiyle niçin organik bir ilişkisi olsun?
Kültürel Mîrâs Seferberliği olarak teklifimiz, belediyeleri bir başka siyasî merkeze bağlamak değil, doğrudan şehre bağlamaktır.
Adayı siyasî parti değil şehir çıkarmalı, başkanı halk seçmeli, Belediye Meclisi mahalle ve köylerden yükselmeli, teknik işleri ehil uzmanlar yürütmeli, şehrin geleceğini değiştirecek büyük kararlar şehir halkının iradesiyle alınmalı, imâr rantı topluma dönmeli ve belediye başkanı bir partinin temsilcisi değil şehrin emanetçisi olmalıdır.
Kısacası; belediyeler partilerin değil, şehirlerin olmalıdır.
BELEDİYECİLİK SİYASET MİDİR, ŞEHİRCİLİK MİDİR?
Türkiye’de belediye seçimleri yaklaştığında hemen aynı tartışma başlar.
Hangi parti kimi aday gösterecek?
Hangi parti hangi şehri kazanacak?
Hangi belediye iktidar partisinde, hangisi muhalefette olacak?
Hangi aday hangi siyasî görüşten oy alabilecek?
Bu dili o kadar kanıksadık ki çok daha temel bir soruyu artık sormuyoruz.
Belediye neden siyasî partinin iktidar alanı olsun?
Belediye nedir?
Bir şehrin ortak hayatını düzenleyen yerel yönetim kurumudur.
Suyu getirir, kanalizasyonu yapar, çöpü toplar, yolları düzenler, toplu taşımayı işletir, yangına müdahale eder, parkları ve meydanları korur, pazar yerlerini düzenler, yapılaşmayı denetler, kültürel mîrâsı gözetir, kırsal mahallelerin ve köylerin ihtiyaçlarıyla ilgilenir.
Bunların hangisi sağcıdır, hangisi solcudur?
Kanalizasyon borusunun ideolojisi olabilir mi?
İtfaiyenin siyasî görüşü olabilir mi?
Bir çocuğun oynadığı parkın, çiftçinin ürününü sattığı pazarın, yaşlı insanın oturduğu bankın veya köylünün kullandığı yolun partisi olabilir mi?
Elbette olamaz.
Çünkü belediyecilik her şeyden önce şehirciliktir.
Siyasî partiler ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin farklı görüşler ortaya koyabilir.
Ekonomi, dış politika, millî eğitim, sosyal politikalar veya devlet yönetimi konusunda programlar hazırlayabilir ve ülkeyi yönetmeye talip olabilirler.
Bu, siyasetin tabiî alanıdır.
Fakat belediye başkanı dış politika yürütmez, ordu yönetmez, para politikası belirlemez, ülkenin rejimine karar vermez.
Onun mesuliyeti yaşadığı şehirdir.
Öyleyse belediye başkanlığına giden yol neden siyasî partiden geçmek zorundadır?
ADAYI NEDEN PARTİ BELİRLİYOR?
Belediye başkanlığı seçimi yaklaşınca çoğu zaman adayın kim olacağına o şehrin insanları değil, siyasî partilerin genel merkezleri, il ve ilçe teşkilâtları karar verir.
Neden?
Bir şehrin çok iyi bir şehir plancısı, mimarı, mühendisi, çiftçisi, esnafı, eğitimcisi, sanatçısı, hekimi veya başarılı bir yöneticisi belediye başkanlığına talip olduğunda neden önce kendi halkına değil, bir siyasî teşkilâta kendisini kabul ettirmek zorunda kalsın?
Üstelik seçim “yerel seçim” olarak adlandırılırken aday belirleme mekanizmasının büyük ölçüde siyasî parti yapıları içerisinden işlemesi başlı başına bir çelişkidir.
Halk sandığa gider ve belediye başkanını seçer; fakat çoğu zaman önüne getirilen adayların belirlenmesinde doğrudan söz sahibi değildir.
Biz burada siyasî partilerin varlığına değil, belediyeciliğin siyasî partilerin doğal mülküymüş gibi kabul edilmesine itiraz ediyoruz.
Bir insanın siyasî görüşü elbette olabilir.
Belediye başkanı adayı bir partiye mensup da olabilir.
Ancak belediye başkanlığına aday olabilmek için bir siyasî partinin onayından geçmek zorunda olmamalıdır.
Adayı parti değil, şehir çıkarmalıdır.
ŞEHİR KENDİ ADAYINI NASIL ÇIKARIR?
Belediye başkanı olmak isteyen kişi önce siyasî parti genel merkezinin, il başkanının veya ilçe teşkilâtının kapısını değil, kendi halkının kapısını çalmalıdır.
O şehirde yaşamalı, o şehri tanımalı ve belirli sayıda yurttaşın açık desteğini alarak adaylık hakkı kazanmalıdır.
Bu destek öyle birkaç kişinin imzasından da ibaret olmamalıdır.
Şehrin büyüklüğüne göre makul fakat ciddi bir yurttaş desteği aranabilir.
Böylece aday olmak isteyen kişi önce kendi şehrine “Ben bu emaneti taşımaya talibim” diyecek ve şehirden karşılık bulabiliyorsa sandığa girecektir.
Siyasî partiler isterlerse adaylardan birini destekleyebilir, fikirlerini açıklayabilir ve kendi seçmenlerine tavsiyede bulunabilirler.
Fakat şehrin önüne “Bizim adayımız budur” diye isim koyan ve adaylığın kapısını açıp kapatan makam olmamalıdırlar.
Böylece belediye seçimi partiler arasındaki bir iktidar yarışından çıkıp şehir için ehil insanları seçme yarışına dönüşebilir.
BAŞKANIN PARTİSİ ŞEHRİDİR
Bir insan hangi siyasî düşünceden gelirse gelsin, belediye başkanı seçildiği anda artık yalnız kendisine oy verenlerin başkanı değildir.
Kendisine hiç oy vermeyen mahallelerin, kendisine karşı kampanya yapan insanların ve başka siyasî görüşleri savunan yurttaşların da başkanıdır.
Bu nedenle belediye başkanı seçildiği gün parti rozetini çıkarmalıdır.
Belediye binası bir parti teşkilâtının uzantısı olmamalı, belediye araçları siyasî propaganda aracı hâline gelmemeli, belediye kadroları parti mensuplarına iş sağlama kapısı olarak görülmemelidir.
Bir mahalle belediye başkanına oy vermedi diye daha az hizmet alamaz.
Bir köy başka bir siyasî tercihte bulundu diye yolu bekletilemez.
Bir insan belediyeye geldiğinde hangi partiye oy verdiği belediyenin meselesi değildir.
Çünkü belediyede seçmen değil, şehir sakini vardır.
Belediye başkanının tek tarafı da şehri olmalıdır.
BELEDİYE BAŞKANI ŞEHRİN SAHİBİ DEĞİLDİR
Belediyeyi siyasî partiden ayırmak tek başına yeterli değildir.
Çünkü siyasî partinin gücünü azaltıp bütün yetkiyi belediye başkanında toplarsak bu kez başka bir yanlış yaratırız.
Belediye başkanı şehrin hükümdarı değildir.
Beş yıllığına şehrin tapusunu almış değildir.
Şehrin emanetçisidir.
Bu nedenle belediyenin günlük teknik hizmetleriyle şehrin geleceğini değiştiren kararları birbirinden ayırmak gerekir.
Çöpün hangi gün toplanacağını halk oylamasıyla belirlemek anlamsızdır.
Kanalizasyon borusunun çapını mühendis hesaplar, köprünün taşıma gücünü uzman belirler, ulaşım sistemini şehir plancıları ve ulaşım uzmanları hazırlar.
Fakat bir ovanın yapılaşmaya açılması yalnız teknik karar değildir.
Tarihî bir mahallenin yıkılması, yüzlerce yıllık ağaçların kesilmesi, bir derenin beton kanala dönüştürülmesi, kıyıların yapılaşmaya açılması veya şehrin gelecek kuşaklarını borçlandıracak büyük bir yatırım birkaç kişinin imzasına bırakılamaz.
Uzman, “Nasıl yapılabilir?” sorusuna cevap vermelidir.
Şehir ise “Nasıl yaşamak istiyoruz?” sorusunun cevabını vermelidir.
BELEDİYE MECLİSİNDE PARTİLER DEĞİL, ŞEHİR TEMSİL EDİLMELİDİR
Belediye başkanını siyasî parti sisteminden çıkarıp Belediye Meclisini parti listeleriyle oluşturmaya devam edersek hiçbir şeyi kökten değiştirmiş olmayız.
Çünkü Belediye Meclisi küçük bir TBMM değildir.
Şehrin meclisidir.
O hâlde Belediye Meclisinin temelini siyasî parti grupları değil, mahalleler ve köyler oluşturmalıdır.
Her mahalle kendi temsilcisini doğrudan çıkarabilmeli, büyük mahalleler nüfuslarına göre daha fazla temsil edilebilmeli, küçük mahalleler ve köyler ise nüfusları az diye görünmez hâle gelmemelidir.
Çünkü demokrasi yalnız insan saymak değil, mekânı da temsil etmektir.
Köyün suyunu, merasını, yolunu ve üretimini o köyden gelen temsilci anlatmalıdır.
Mahallenin meselesini o mahallede yaşayan insan taşımalıdır.
Muhtarlık da bu yapının ilk basamağı hâline getirilebilir.
Muhtar yalnız evrak işleriyle uğraşan kişi değil, mahalle veya köy meclisiyle birlikte yerel iradeyi toplayıp üst yönetime taşıyan temsilci olmalıdır.
Böylece yönetim gerçekten aşağıdan yukarıya yükselir.
ŞEHRİN AKLI DA YÖNETİME KATILMALIDIR
Şehir yalnız nüfustan ibaret değildir.
Şehirde mühendisler, mimarlar, üniversiteler, çiftçiler, esnaf, sanatçılar, üreticiler, kooperatifler, tarihçiler ve kültürel mîrâs uzmanları vardır.
Bu birikim belediye yönetiminin dışında bırakılamaz.
Belediye Meclisinin yanında sürekli çalışan bir Şehir Danışma Kurulu bulunabilir.
Üniversiteler, meslek kuruluşları, üretici yapıları, kültür ve sanat insanları ve şehrin ihtiyaç duyduğu uzmanlar burada görüş bildirebilir.
Ancak bu kurul da şehrin üzerinde yeni bir iktidar hâline gelmemelidir.
Bilgi üretmeli, seçenek göstermeli, uyarmalı ve kararların muhtemel sonuçlarını halka anlatmalıdır.
Çünkü uzmanlık demokratik iradenin yerine geçmemeli; demokratik irade de uzmanlığı yok saymamalıdır.
İMÂR NEDEN SİYASÎ BİR GÜÇ ARACI OLSUN?
Belediyecilikle parti siyasetinin birbirinden ayrılması gerektiğini en açık biçimde gösteren alan imârdır.
Bir belediye meclisinin vereceği kararla dün tarla olan arazi çok büyük bir servete dönüşebilir.
Bir kalem hareketiyle milyonlarca, hatta çok daha büyük ekonomik değerler ortaya çıkabilir.
İşte burada şu soru kaçınılmazdır.
Bir tarafta seçim kazanmak, siyasî teşkilâtını ayakta tutmak ve yeniden aday olmak isteyen siyasî yapı; diğer tarafta devasa ekonomik değer üretebilen imâr yetkisi…
Bu iki alan neden aynı yerde buluşsun?
İmâr kararları siyasî pazarlığa, kişisel ilişkilere ve kapalı kapılara mümkün olduğunca kapatılmalıdır.
Kim talepte bulundu, mevcut durum nedir, değişiklik yapılırsa kim ne kazanacak, şehir ne kazanacak ve hangi doğal, tarihî veya tarımsal değer kaybedilecek; bunların tamamı karar verilmeden önce açıkça görülebilmelidir.
Üstelik imâr değişikliğiyle oluşan olağanüstü değer artışının tamamının arazi sahibine bırakılması da doğru değildir.
Çünkü yeni değeri yalnız arazi sahibi üretmemiştir; toplum o araziye yapılaşma hakkı vermiştir.
Bu nedenle ortaya çıkan olağanüstü değer artışının önemli bölümü ihyâ payı olarak şehre dönmeli; köylerin ihyâsında, tarihî yapıların korunmasında, yeşil alanlarda, su yatırımlarında, toplu ulaşımda ve ortak yaşam alanlarında kullanılmalıdır.
BELEDİYEDE LİYÂKATİN PARTİSİ OLMAZ
Belediyeleri siyasî partilerden bağımsızlaştırmanın en önemli sonuçlarından biri personel düzeninde görülmelidir.
Belediyenin mimara ihtiyacı varsa iyi bir mimar alınmalıdır.
Mühendise ihtiyacı varsa ehil mühendis, şehir plancısına ihtiyacı varsa yetkin şehir plancısı görevlendirilmelidir.
Bir insanın hangi partiye yakın olduğu belediyede işe alınmasının ölçüsü olamaz.
Çünkü belediye şirketleri siyasî istihdam büroları değildir.
Belediye çalışanı da partinin çalışanı değildir.
Şehrin hizmetindedir.
Yönetimler değiştiğinde şehrin kurumsal hafızasının her defasında silinmemesi için meslekî kadrolar güvence altında olmalı, başarı ve ehliyet esas alınmalıdır.
Böylece bir başkan giderken şehir yeniden sıfırlanmaz.
HALK YALNIZ BAŞKANI SEÇMEYECEK, BELEDİYEYİ DENETLEYECEKTİR
Belediyeyi siyasî partiden çıkarıp halka bağlamak istiyorsak halkın vazifesini de beş yılda bir oy kullanmaya indiremeyiz.
Belediyenin bütçesi açık olmalıdır.
Borcu, ihaleleri, taşınmazları, araçları, personel giderleri ve büyük projelerinin maliyeti vatandaş tarafından kolayca görülebilmelidir.
Bir proje başlangıçta yüz liraya yapılacak denmişse sonunda neden yüz elli liraya çıktığı açıklanmalıdır.
Belediye başkanı düzenli olarak şehir halkının karşısına çıkıp hesap vermelidir.
Çünkü aşağıdan yukarıya yönetim yalnız seçmek değil, denetlemektir.
Belirli şartlarda, yüksek imza ve katılım oranlarıyla halkın belediye başkanını yeniden güven oylamasına götürebileceği bir geri çağırma sistemi de tartışılabilir.
Yetkinin kaynağı halksa hesabın sorulacağı yer de halk olmalıdır.
BELEDİYENİN PARASI DA PARTİNİN PARASI DEĞİLDİR
Belediye bütçesi belediye başkanının veya herhangi bir siyasî partinin parası değildir.
Halkın parasıdır.
Bu nedenle yerel yönetimlerin mâlî yapısı da siyasî bağımlılığı azaltacak biçimde kurulmalıdır.
Her büyük yatırım için Ankara’nın kapısını çalmak zorunda kalan belediye, başkanı seçimle gelmiş olsa bile mâlî bakımdan bağımlıdır.
Yerel gelirlerin anlamlı bir bölümü yerelde kalmalı ve şehir kendi kaynakları üzerinde güçlü olmalıdır.
Fakat bunun karşısında her şehri yalnız kendi zenginliğiyle baş başa bırakmak da doğru değildir.
Bir şehirde liman, diğerinde büyük sanayi, bir başkasında turizm veya verimli tarım alanları bulunabilir.
İmkânı daha az olan şehirlerde yaşayan insanlar da aynı ülkenin yurttaşlarıdır.
Bu nedenle yerel mâlî güç ile millî dayanışma birlikte kurulmalıdır.
Ankara’nın buradaki vazifesi belediyeleri kendisine bağımlı tutmak değil, şehirler arasında adaleti sağlamaktır.
Merkezden aktarılacak kaynak hangi belediye başkanının hangi siyasî görüşten olduğuna göre değil; nüfus, gelişmişlik, yoksulluk, altyapı ihtiyacı, coğrafya ve afet riski gibi önceden belirlenmiş açık ölçütlere göre dağıtılmalıdır.
Devletin partisi olmaz.
MAHALLE VE KÖYÜN DE SÖZÜ VE KAYNAĞI OLMALIDIR
Aşağıdan yukarıya yönetim yalnız belediye başkanını seçmekle kurulmaz.
Mahalleye ve köye “Söz senin” deyip hiçbir kaynak vermezsek sistem yine yukarıdan aşağıya işler.
Bu nedenle belediye bütçesinin belirli bir bölümü mahalle ve köylerin ihtiyaçlarına ayrılmalı ve öncelikler orada yaşayan insanlarla birlikte belirlenmelidir.
Bir köy için önce su hattı mı gereklidir, sulama sistemi mi, yol mu, üretici pazarı mı veya tarihî çeşmenin ihyâsı mı?
Bunun cevabını o köyün insanı vermelidir.
Böylece yurttaş yalnız devletten ve belediyeden isteyen insan olmaktan çıkar, ortak kaynağın nasıl kullanılacağına karar veren ve bunun mesuliyetini taşıyan insana dönüşür.
ANKARA’NIN VAZİFESİ ŞEHİRLERİ YÖNETMEK DEĞİL, TÜRKİYE’Yİ BİRLEŞTİRMEKTİR
Belediyeleri siyasî partilerden ayırmak Ankara’yı güçsüzleştirmek anlamına gelmez.
Türkiye’nin güçlü bir merkezî devlete ihtiyacı vardır.
Millî savunma, dış politika, adalet, büyük ulaşım sistemleri, ülke çapındaki su ve enerji güvenliği, afet yönetimi, millî eğitim ve sağlık standartları ile bölgeler arasındaki ekonomik denge Ankara’nın mesuliyetindedir.
Fakat bir köyün meydanının nasıl düzenleneceğine, bir ilçenin pazarının nereye kurulacağına veya bir şehrin belediye başkanının kim olacağına Ankara karar vermemelidir.
Temel ölçü basittir.
Bir işi halka en yakın hangi yönetim kademesi hakkıyla yapabiliyorsa, o iş orada yapılmalıdır.
Köyün yapabildiğini ilçe, ilçenin yapabildiğini şehir, şehrin yapabildiğini Ankara kendisine toplamamalıdır.
Fakat köyün gücünün yetmediği yerde ilçe, ilçenin yetmediği yerde şehir, şehrin yetmediği yerde Ankara devreye girmelidir.
Böyle bir sistem devleti küçültmez,
aksine
devleti olması gereken yere koyar.
YÖNETİMİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRMEK
Bugünkü anlayış büyük ölçüde yukarıdan aşağıya işler.
ANKARA → ŞEHİR → İLÇE → MAHALLE / KÖY → İNSAN
Kültürel Mîrâs Seferberliği ise bunun tersini teklif ediyor.
İNSAN → MAHALLE / KÖY → İLÇE → ŞEHİR → ANKARA
Çünkü devlet Ankara’dan başlamaz.
İnsandan başlar.
İnsan mahallesini ve köyünü oluşturur, mahalleler ve köyler ilçeyi, ilçeler şehri, şehirler de Türkiye’yi meydana getirir.
Ankara bütün bunların sahibi değil; ortak merkezidir.
BELEDİYELER PARTİLERİN DEĞİL, ŞEHİRLERİN OLMALIDIR
Öyleyse başladığımız soruya yeniden dönelim.
Belediyenin siyasî partiyle niçin organik bir ilişkisi olsun?
Belediyecilik şehircilikse belediyenin asıl bağı şehirle olmalıdır.
Biz belediye başkanlarını Ankara’nın atamasını istemiyoruz.
Siyasî parti genel merkezlerinin, il veya ilçe teşkilâtlarının belirlemesini de istemiyoruz.
Belediye başkanını şehrin hükümdarı hâline getirmeyi de istemiyoruz.
Biz çok daha sade bir şey söylüyoruz.
Adayı şehir çıkarsın.
Başkanını halk seçsin.
Belediye Meclisini mahalleler ve köyler oluştursun.
Teknik işi ehil olan yapsın.
Şehrin büyük kararlarını şehir birlikte versin.
Belediye bütçesi halka açık olsun.
İmâr rantı topluma dönsün.
Başkan halka hesap versin.
Ve Ankara, bütün bunların üzerinde hükmeden değil, bütün bunları ortak vatanda birleştiren güçlü merkez olsun.
Çünkü belediye bir siyasî partinin iktidar alanı değildir.
Belediye başkanlığı siyasî kariyer makamı değildir.
Belediye Meclisi parti gruplarının küçük parlamentosu değildir.
Belediyecilik şehirciliktir.
Ve şehir, orada yaşayan herkesindir.
Bu nedenle belediye de herkesin olmalıdır.
Belediyeler partilerin değil, şehirlerin olmalıdır…
Kültürel Miras Seferberliği

