BEŞER TARİHİNE GİRİŞ: EVRİMSEL GELİŞİM
BEŞER TARİHİNE GİRİŞ
Bu bölümde tespit ettiğimiz bilgilerin gözümüzün önünde canlandırdığı hayat zincirinin iki ucu, başlangıcı ve sonu, henüz tam olarak aydınlatılmış değildir. Hayatın Dünya üzerinde nasıl başladığını henüz bilmiyoruz. Hayatın ince, sulu, çamur şeklinde ve yarı canlı bir hâlde, doğal şartlar altında başlamış olması ve daha sonra fark edilmesi güç bir şekilde, yavaş yavaş tamamen canlılara özgü özellikleri kazanmış olması muhtemeldir.
Bugün Dünya’nın hiçbir yerinde, Dünya’da hayatın oluştuğu milyonlarca yıl önce mevcut olmuş kimyasal ve doğal şartlara rastlanamaz. Bu nedenle şüphesiz yeniden başlayan bir hayat yoktur. Fakat bilim insanları, cansız maddelerden canlılığı andıran bazı zarlar ve lifler oluşturmayı başarmışlardır. Her hâlde hayatın, herhangi bir doğa dışı etkenin müdahalesi olmaksızın Dünya üzerinde doğal ve zorunlu bir kimyasal ve fiziksel süreç sonucunda ortaya çıktığını kabul etmek gerekir.
Aksi takdirde, örneğin bir mantarı, bir sineği ve bunların var oluş süreçlerini, bir kristal parçasındaki son derece zarif biçimde sıralanmış unsurlardan veya rüzgârla dalgalanan bir kum denizinden daha gizemli bir şey olarak görmek ve bu iki varlık türü arasındaki doğal olmayan farkın nedenlerini araştırmak gibi gülünç bir duruma düşülür.
Oluşturduğumuz hayat zincirinin ilk halkasını denizde bulduk.
Fakat hayatın bilimsel olarak ifade edilen kökeni şudur: Hayat, sıcak, güneşli, sığ bataklık sularda, çamur veya kum üzerinde başladı. Oradan kıyılara, açık sulara ve denizlere yayıldı.Bu ilk oluşumun kaynağı, ilk oluşan denizlerin kıyıları boyunca uzanan göller ve bataklıklar olabilir.
DÜNYA
Şimdi, hayat zincirinin ilk önemli halkalarından başlayarak son halkasına gelelim. Gördük ki gözü, dişi ve kemikleri olan ilk hayvan balıktır. Ondan sonra gelen önemli omurgalı hayvanlar, karada yerde sürünenlerdir. Bunların gelişimi ve ilerlemesi ilk memeli hayvanlara, onlar da daha gelişmiş memeli hayvanlara kadar uzanıyordu. Bunların hayatı ise toplumsal hayatın başlangıcını andırıyordu. Ondan sonra maymun, kuyruksuz maymun ve insan dönemine girildi. Bu zinciri geriye doğru takip edersek, insanın diğer memeli hayvanlar gibi daha basit bir sınıfa ait atalardan geldiği sonucuna varılır. Gerçekten de genel olarak insanın ve büyük maymunların ortak bir atası olduğu ileri sürülmektedir. Bu ortak ata da daha basit özelliklere sahip bir canlı türünden, ilk memeli hayvan cinslerinden birinden ayrılmıştır. Bu memeli hayvan da bir tür yerde sürünen hayvandan, en nihayetinde ise balıklardan gelmektedir.
İnsanın bu soyu, insan anatomisi ile diğer omurgalı hayvanların anatomisi arasındaki karşılaştırmalara dayanmaktadır.
İnsan doğmadan önce vücudunun geçirdiği oldukça ilginç aşamalar vardır. Bunlar bilindiğinde, bu görüşün doğruluğunu kabul etmemek mümkün olmaz. Gerçekten insan, başlangıçta bir balık olacakmış gibi gelişmeye başlar; yerde sürünen hayvanları hatırlatan birtakım şekillerden geçer; basit memeli hayvanların yapılarını tekrarlar, hatta bir süre kuyruğu da vardır.
İnsan doğduktan sonra bile kendi gelişiminde hemen insan olarak başlamaz. İnsanlığa doğru ilerlemek için, adeta ilk hayvanların yaptığı gibi, şiddetle çırpınır durur.

