PRENS ADLI ŞEYTANIN KİTABINI AŞAN UYGULAMALARA ,DEVLET AKLI NE DİYOR?
“Bir düşmana zarar vereceksen öyle sert vur ki bir daha kalkıp senden intikam alacak hali kalmasın. İyi görünmek zorundasın ama iyi olmak zorunda değilsin. Kazanmak için her türlü hileyi yapabilirsin. İnsanlar sonuca bakarlar, kazanırsan kullandığın bütün hileler şerefli sayılır ve alkışlanır.” Machiavelli’nin Prensipler Hakkında/Prens adlı Şeytanın Kitabından cümleler.
Machiavelli sürgün olarak bulunduğu Floransa yıllarında, “Siyaset Nasıl İşler, Devlet Nasıl Yönetilir” gibi bölümler halinde topladığı meşhur kitabını yazdı. 1500 yılı aşkın süredir Dünya’yı şekillendiren görüşleri sistemleştirdi.
Şeytanın Kitabı, Dünya’ya Yön Veren Prensipler
Şeytanın kitabı, gücü elinde bulunduran adaklar tarafından bir ahlak kitabı değil hayatta kalma kitabı olarak nitelendirilmişti. Kilise hayatta kalma kitabı olarak kabullenişe şiddetle karşı çıkarak “Ahlak Evrenseldir, siyaset de ahlaklı olmalı.” değerlendirmesini yaptı. Ve “Şeytanın El Kitabı “olarak adlandırdı. Machiavelli kitabını, “Siyasetin ahlakı yoktur, sadece güç vardır” diyerek savundu.
Kitapta siyasilere, yöneticilere önerilen ilke, yol ve yöntemlerden birkaçı şöyledir.
-Amaca ulaşmak için her yol meşrudur: “Devlet kurtulacaksa prens yalan söylemeli, sözünden dönmeli, gerektiğinde zalim olmalı.” sözü gelecekte amaca ulaşmak için her türlü aracı meşrulaştırmanın kilometre taşlarını döşedi. Zalimlerin zalimliklerine Devlet adına meşruluk sağlandı. Amaç için her yolu deneme, her türlü tavizi verme, güçlü olan her odaktan meşruiyet isteme gibi pragmatist cümlelere AKP genel başkanı Sayın Erdoğan’ın konuşma arşivi ve Meclis tutanaklarında oldukça sık rastlanabilir.
“İktidara gelmek için gerekirse papaz gömleği de giyerim. Papazda olurum hahamda. Millî Görüş gömleğimizi çıkardık. İktidar aracıma ulaşmak için en uç tavizleri veririm, kimliğimi bile değiştiririm” benzeri cümleler siyasilerin Machiavelli’den ilhamla pratiğe indirgediği söylem ve eylemlerdendir.
-Dini kullan, insan doğası gereği kötüdür ve görünüş gerçektir: “Halkı din ile yönetmek daha kolaydır. Prens dindar görünmeli. Gerçekte ne olduğun değil nasıl göründüğün önemlidir. İnsanlar nankör, dönek, yalancı ve iki yüzlüdür. En etkili kullanma aracı olan dinin başarıyı getirdiğini unutmamalısın.”
Camilerde namaz kılarken, Kur’an okurken, Kâbe’nin etrafında tavafı gösteren özçekimler, Ramazan ayında dar gelirli ailelerin yer sofrasında yemek görüntüleri önerilere sadakatle uyulduğunu gösteriyor.
– Güç tek kaynağın olmalı, sevilmekten çok korkulmak dahi iyidir: “Ülkenin ordusu Prensin ordusu olmalı. Paralı askerler benzeri paralel yapılanmalar ihanet riskine karşı rahatça kullanılabilmeli. Sevilmek güzel ama korkulmak daha güvenlidir. Sevgi bitebilir korku kalıcıdır” gibi zulmün kapısını ardına kadar açan sözlere uyulduğunu sıkça görmekteyiz.
Muhalefetin, “Sadat TSK’nın yerine geçecek gayrı resmi ordu olabilir, kontrolsüz büyürse TSK’nın tekelini kırabilir.” eleştirisinin altında ciddi endişe okunuyor. Muhalefetin Millî Savunma Bakanlığı ve MİT denetimi şart tavsiyesi yabana atılmamalı.
Hukuk Kullanılarak Güç Odaklarını Çeşitlendirme
Machiavelli’nin iktidarda uzun süreli kalma taktiği, ne yaparsan yap ama kılıçla, orduyla yap şeklindeydi. İktidarı korumak için “korkut, böl parçala yönet, gerekirse yasa dışı görün ama amaca ulaş” önerisi verilen tavizler karşılığı alınan dış destekle muhalefete acımasızca uygulanıyor. Günümüzde Machiavelli’yi dahi aşan uygulamalara şahit oluyoruz. Hukuk siyasallaştırıldı. Her türlü operasyon dosya ve iddianameyle yapılıyor.
Machiavelli’nin çıplak güç kullanma metaforu yargı kararı ile Meşruiyet kalkanına kavuşturuldu. “Hukuka mı karşı çıkıyorsun” damgası yeme korkusu taşıyan muhalefetin, “Sizde Hukuku çiğniyorsunuz” karşı savıyla etkili direnç gösteremediği gözleniyor. Zafer partisinin “Muhalefete düşman hukuku uyguluyorsunuz” çıkışı vatandaş üzerinde belirgin etki yarattı.
Üst akıl, derin akıl, Devlet aklı benzeri özgül ağırlığı yüksek cazibeli kavramların dillere pelesenk edildiği günlerden geçiyoruz. Esasen Tonyukuk, Nizamülmülk, Ak Şemsettin, Sokullu’dan beslenen birinci sınıf “ikinci adamlar geleneği ve kriz çözme ve yönetme melekesi ve refleksi hafızamızda kayıtlı. Sosyopolitik ve ekonomik zafiyetler ile baş etmek uğruna bu kavramlara sırasız ve gereksiz kutsiyet atfetme kolaycılığına sığınmak ise fevkalade yanlıştır.
En kırılgan Fetret dönemlerinde dahi “Ya Devlet başa ya kuzgun leşe” şiarını nadiren sahaya yansıtan firasetin ve iradenin tanığı Tarih’tir. Dolayısıyla içi boşaltılan “Kırmızı çizgi, Beka meselesi” gibi kavramların yanına şimdide Devlet aklını transfer edenlerin aklına şaşmak gerekiyor.
Devlet aklı Trump’ın hakaretlerine, sömürge valisi edasıyla dolaşan Büyükelçi Barrac’ın bölücü açıklamalarına karşı neden sağır ve dilsiz? Sahi Ordu darbe yaptığında TSK’nın itibarı çizilirken, yargı darbesi yapıldığında Devletin bağımsız Adalet kurumunun itibarı çizilmiyor mu?
Devlet Aklı ve Milli Doktrin Penceresi Ne Diyor
Devlet aklı eğer Türk’ün devlet aklıysa, “kurumları yıkıp, itibarsızlaştırmadan, işlevsizleştirmeden iktidar mücadelesi yapılması gerekmez mi? Yargı operasyonları kurumları yakıp yıkıyor. İktidar değiştiğindeki ki bir gün muhakkak değişecek canı yakılanlar aynı usulle yargıyı kullanarak can yakmaya, intikam almaya kalkacak. Otoritenin tek elden ve yargı marifetiyle dağıtılmasının on binlerce yıllık Devleti güçsüzleştirdiğini, zayıflattığını, tavize ve teslimiyete götürdüğünü Devlet aklı görmüyor mu? “Devleti ayakta tutmak için her yol mübahtır.” görüşü uğruna bütün kapılar ardına kadar açık bırakılır mı?
Türk Milletinin Devlet aklıyla mı hareket ediliyor yoksa ABD-İsrail-İngiltere gibi emperyalist ülkelerin bölge ve Türkiye üzerindeki projelerini gerçekleştirirken; parti, kurum ve kuruluşlara dağıtılmış kitlenin gücünü korumak için vaziyet alma durumuyla mı karşı karşıyayız? Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Türk Milletinin bekasına hizmet etmeyen karar ve uygulamalara destek verenler Devlet aklının hizmetkarı değil ancak hâkimi olabilir.
Sevgiyle ve saygıyla
Sevginaz Hamevioğlu

