HABERLERMAKALELERSİYASETZAFER GÖKCAN

ULUSAL CUMHURİYETÇİLİK: SOY DEĞİL, BİLİNÇ MESELESİ

Günümüzde sosyal medyada ve çeşitli tartışma platformlarında, insanların kökenleri üzerinden yapılan tartışmalar giderek artmaktadır. Oysa tarih boyunca milletleri güçlü kılan şey soy tartışmaları değil, ortak bilinç ve ortak hedefler olmuştur. Her önümüze gelen bilgiyi sorgulamadan yaymak, özellikle de soy ve boy üzerinden yapılan ayrıştırıcı söylemleri çoğaltmak, yalnızca toplum içindeki fay hatlarını derinleştirmeye hizmet eder.

Son dönemde özellikle Kemalist Cumhuriyetçi düşünceyi itibarsızlaştırmak amacıyla soy-sop tartışmalarının öne çıkarıldığı görülmektedir. Oysa Cumhuriyet fikri, herhangi bir etnik kökenin ya da boyun tekelinde değildir. Cumhuriyet, ortak yurttaşlık bilinci üzerine kurulu siyasal ve toplumsal bir sözleşmedir.

Nitekim çevremize baktığımızda bunun somut örneklerini görürüz. Aynı düşünce dünyasında yer alan insanlar farklı kökenlerden gelebilir. Kimi Çeçen kökenlidir, kimi Çerkes, kimi Türkmen, kimi başka bir soydan… Hatta bir kişinin ailesi bile farklı köklerden oluşabilir. Örneğin bir insan Avşar Türkmeni bir babanın ve Nogay Tatarı bir annenin çocuğu olabilir. Bu durumda belirleyici olan soru şudur: İnsan düşüncesini soyuna göre mi belirleyecektir, yoksa benimsediği değerler ve ilkeler mi onun yolunu çizecektir?

Cumhuriyetçi düşünce açısından cevap açıktır. Belirleyici olan soy değil, düşüncedir; köken değil, bilinçtir.

Bugün toplumun önemli bir kesiminde din ve mezhep merkezli siyasal bakışın hâkim olduğu da bir gerçektir. Tarihsel süreç içinde farklı dönemlerde şekillenen bu anlayışlar, çoğu zaman insanların siyasal tercihlerini belirleyen güçlü etkiler yaratmıştır. Ancak mezhepçi ya da dogmatik bakış açıları, toplumsal sorunları çözmek yerine çoğu zaman yeni ayrışmalar üretmiştir.

Diğer yandan farklı tarihsel ve kültürel referanslara yaslanan başka siyasal eğilimler de bulunmaktadır. Bu durum Türkiye toplumunun çok katmanlı ve karmaşık yapısını göstermektedir. Ancak bu çeşitlilik, ortak bir ulusal bilinç etrafında birleşilmediği sürece siyasal parçalanmayı derinleştirebilir.

Tam da bu noktada temel soru ortaya çıkar: Ulusal Cumhuriyetçi bir yolu kimlerle açacağız?

Eğer ölçü olarak yalnızca soy ve etnik köken esas alınırsa, ortak bir zemin bulmak neredeyse imkânsız hale gelir. Çünkü Türkiye toplumunun yapısı son derece çeşitlidir. Balkanlardan, Kafkasya’dan, Orta Asya’dan ve Anadolu’nun farklı coğrafyalarından gelen sayısız kültürel damar bu toplumun içinde iç içe geçmiştir.

Bu nedenle gerçekçi ve kapsayıcı bir yaklaşım, etnik köken yerine ulusal bilinci esas almak zorundadır.

Türkiye’nin birliğinden, ülkenin bütünlüğünden ve laik Cumhuriyet’in yaşamasından yana olan her yurttaş, hangi kökten gelirse gelsin aynı mücadele zemininde buluşabilir. Ulusal Cumhuriyetçiliğin temel dayanağı da budur.

Çünkü insanlar yalnızca etnik kimlikleri nedeniyle ihanet etmezler. Tarih göstermiştir ki ihanet çoğu zaman kişisel çıkarlar, dar görüşlülük, bencillik ya da gayrimillî düşünceler nedeniyle ortaya çıkar. Aynı şekilde, bir insanın belirli bir soydan gelmesi de onun mutlaka ulusal değerlere bağlı olacağı anlamına gelmez.

Gerçek belirleyici unsur karakter, bilinç ve değerlerdir.

Ulusal bilince ve toplumcu bir kişiliğe sahip olan insanlar, kökenleri ne olursa olsun ülkenin geleceği için sorumluluk üstlenirler. Böyle insanlar gerektiğinde ulusal Cumhuriyet’in önünde bir set, bir bariyer gibi durabilirler. Çünkü onların bağlılığı etnik kimliğe değil, ortak yurttaşlık bilincine ve Cumhuriyet değerlerine dayanır.

Sonuç olarak Türkiye’nin ihtiyacı olan şey soy tartışmaları değil, ulusal bilinçtir. Farklı köklerden gelen insanların ortak bir Cumhuriyet idealinde buluşmasıdır. Bu idealin etrafında emek veren, mücadele eden ve sorumluluk alan her yurttaş, ulusal Cumhuriyetin doğal savunucusudur.

Ve Cumhuriyet ancak böyle bir bilinçle güçlenir.

Zafer Gökcan
9 Mart 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir