ARAŞTIRMA - İNCELEMEHABERLERMAKALELERSEFA YÜRÜKEL

SÜPER NATO’NUN GÖLGESİNDE GLADIO

Süper NATO’nun Gölgesinde Gladio: PKK, Sol, Sağ ve İslamcı Örgütlerin Rolleri

Sefa Yürükel

Türkiye’de Gladio tipi yapılanmanın en belirgin özelliklerinden biri, siyasi şiddeti yönlendirmek ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek amacıyla taşeron örgütler kullanmasıdır. Bu örgütler, sol hareketten sağ hareketlere, etnik ayrılıkçı yapılardan dini gruplara kadar geniş bir yelpazede faaliyet göstermiştir. Gladio’nun temel stratejisi, bu örgütleri doğrudan yönetmek değil; onları provoke etmek, yönlendirmek, silahlandırmak ve gerektiğinde tasfiye etmektir. Bu strateji, Türkiye’de 1970’lerden günümüze kadar uzanan faili meçhul cinayetlerin, toplumsal katliamların ve askeri darbelerin arkasındaki asli mekanizmadır.

PKK, sol örgütler, sağ/ülkücü gruplar ve İslamcı örgütler, Gladio aparatları olarak farklı işlevler üstlenmiştir. Sol örgütler, komünizm tehdidini büyütmek ve askeri müdahaleyi meşrulaştırmak için provoke edilmiştir. Sağ/ülkücü gruplar, sol hareketi sindirmek ve faili meçhul cinayetlerde tetikçilik yapmak için kullanılmıştır. PKK, Güneydoğu Anadolu’da devletin baskı aygıtını güçlendirmek, bölge halkını devletten koparmak ve kontrgerillanın meşruiyetini artırmak amacıyla yükseltilmiştir. İslamcı örgütler ise, komünizme karşı bir panzehir olarak güçlendirilmiş; sol hareketin boşalttığı toplumsal alanı doldurmak ve ılımlı İslam modelinin toplumsal tabanını oluşturmak için kullanılmıştır. Bu dört aparat, aynı paralel devlet ağının farklı cephelerdeki araçlarıdır.

Sol Örgütlerin Gladio Tarafından Kullanılması

Türkiye’de 1960’ların sonundan itibaren yükselen sol hareket, Gladio için hem bir tehdit hem de bir fırsat olmuştur. Sol hareketin güçlenmesi, kontrgerilla tarafından komünizm tehdidi olarak değerlendirilmiş; bu tehdidin büyütülmesi, askeri müdahalenin meşrulaştırılması için kullanılmıştır. Gladio, sol örgütleri doğrudan yönetmemiş; ancak onları provoke ederek, silahlandırarak ve yönlendirerek şiddet eylemlerine itmiştir.

1970’lerde Türkiye’de faaliyet gösteren sol örgütlerin bir bölümü, kontrgerilla tarafından bilinçli olarak şiddete yönlendirilmiştir. Bu örgütlerin banka soygunları, adam kaçırma eylemleri ve silahlı çatışmaları, kontrgerilla tarafından komünist tehdidin kanıtı olarak sunulmuş; böylece askeri müdahale için toplumsal rıza üretilmiştir. 12 Mart 1971 muhtırası öncesinde yaşanan sol kaynaklı şiddet eylemleri, bu stratejinin en belirgin örnekleridir.

Kontrgerilla, sol örgütlerin içine sızmış; bazı provokatörler, sol hareketi şiddete yönlendirmek için bilinçli olarak görevlendirilmiştir. Bu provokatörler, sol örgütlerin lider kadrolarına yakınlaşmış; onları silahlı eylemlere teşvik etmiş ve gerektiğinde ihbar etmiştir. 1971 muhtırası sonrası yapılan tutuklamalarda, sol örgütlerin büyük bölümü çökertilmiş; ancak bu çökertme, Gladio’nun stratejik hedefi olan askeri müdahalenin meşrulaştırılmasına hizmet etmiştir.

Kızıldere Olayı, sol örgütlerin halktan kopuk eylemlerinin Gladio tarafından nasıl değerlendirildiğini en çarpıcı örneklerinden biridir. 1972’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü Kızıldere operasyonu, sol hareketin silahlı mücadele stratejisinin sonunu getirmiş; bu olay, devletin sol muhalefeti ezmek için uyguladığı sertliğin meşrulaştırılmasında kullanılmıştır. Kızıldere, aynı zamanda sol örgütlerin kontrgerilla tarafından nasıl tuzağa düşürüldüğünün de kanıtıdır.

Sol örgütlerin Gladio tarafından tuzağa çekilmesi , yalnızca şiddet eylemleriyle sınırlı kalmamıştır. Kontrgerilla, sol hareketin içindeki farklı fraksiyonları birbirine düşürmüş; bu fraksiyonlar arasındaki çatışmalar, solun toplam gücünü zayıflatmıştır. 1970’lerde Türkiye’de sol örgütler arasındaki silahlı çatışmalar, kontrgerillanın böl-yönet stratejisinin ürünüdür. Bu çatışmalar, sol hareketin kitlesel tabanını kaybetmesine ve toplumsal meşruiyetini yitirmesine yol açmıştır.

Sağ ve Ülkücü Örgütlerin Gladio Tarafından Kullanılması

Sağ ve ülkücü örgütler, Gladio’nun Türkiye’deki en etkin taşeronlarıdır. Bu örgütler, komünizm tehdidine karşı sokak gücü olarak kullanılmış; faili meçhul cinayetlerde tetikçilik yapmış; toplumsal katliamlarda provokatör olarak görev almıştır. Ülkücü hareket, 1970’lerde kontrgerilla tarafından bilinçli olarak güçlendirilmiş; bu hareketin militan kadroları, Gladio’nun silahlı aparatı haline getirilmiştir.

Ülkücü örgütlerin Gladio ile bağlantısı, birçok faili meçhul cinayette kanıtlanmıştır. 1978’de öldürülen Doç. Dr. Bedrettin Cömert, 1979’da öldürülen gazeteci Abdi İpekçi ve 1980’de öldürülen sendikacı Kemal Türkler gibi isimlerin cinayetlerinde, ülkücü militanların tetikçi olarak kullanıldığı belgelenmiştir. Bu cinayetlerin ortak özelliği, tetikçilerin yakalanmasına rağmen, arkalarındaki yapının ortaya çıkarılamamasıdır. Soruşturmalar, her defasında tetikçilerin bireysel eylemleri olarak sunulmuş; arkalarındaki kontrgerilla bağlantısı örtbas edilmiştir.

Abdullah Çatlı, ülkücü örgütlerin Gladio tarafından nasıl kullanıldığının en somut örneğidir. Çatlı, 1970’lerde ülkücü hareket içinde yetişmiş; 1980 öncesi birçok faili meçhul cinayette rol almış; 1980 sonrası yurtdışına kaçmış ve 1990’larda devlet görevlileriyle birlikte operasyonlar yürütmüştür. Çatlı’nın Susurluk kazasında dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ile aynı araçta bulunması, ülkücü örgütler ile kontrgerilla arasındaki doğrudan bağlantıyı kanıtlayan en önemli olaydır.

Sağ örgütler, yalnızca tetikçilik yapmakla kalmamış; aynı zamanda toplumsal katliamlarda da kullanılmıştır. 1978 Kahramanmaraş katliamı, 1979 Çorum olayları ve 1980 Çorum katliamı, ülkücü militanların provoke edilerek Alevi ve sol kesimlere karşı kışkırtılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu olaylarda ülkücü militanlar, kontrgerilla tarafından yönlendirilmiş; toplumsal kutuplaşma derinleştirilerek askeri müdahale için zemin hazırlanmıştır. Katliamların ardından yapılan soruşturmalar, provokatörlerin kimliğini ortaya çıkaramamış; olaylar, sıradan toplumsal çatışmalar olarak sunulmuştur.

12 Eylül 1980 darbesi sonrası ülkücü örgütlerin militanlarının bir bölümü, kontrgerilla tarafından yurtdışına kaçırılmış; bu militanlar, daha sonra derin operasyonlarda kullanılmıştır. Abdullah Çatlı’nın yurtdışına kaçışı ve 1990’larda devlet adına operasyonlara katılması, bu sürecin en belirgin örneğidir. Ülkücü militanlar, Gladio’nun uluslararası ağı içinde eğitilmiş; silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve siyasi suikastlar gibi alanlarda kullanılmıştır.

PKK’nın Gladio Tarafından Kullanılması ve Yükseltilmesi

PKK’nın yükselişi, Gladio tipi yapılanmaların Türkiye’deki en karmaşık operasyonlarından biridir. PKK’nın 1970’lerin sonunda ortaya çıkışı ve 1980’lerde güç kazanması, kontrgerillanın Güneydoğu Anadolu’daki baskı politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. JİTEM ve benzeri yapılar, bölgede işledikleri faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ve köy boşaltmalarla halkı devletten koparmış; bu durum PKK’nın toplumsal taban kazanmasına zemin hazırlamıştır.

JİTEM’in yasal olmayan faaliyetleri, PKK’nın bölgedeki propagandasının en güçlü argümanı haline gelmiştir. JİTEM’in işlediği cinayetler, PKK tarafından devletin “Kürt halkına yönelik bir imha politikası” olarak sunulmuş; bu söylem, örgütün militan devşirme kapasitesini artırmıştır. JİTEM’in varlığı, 1990’larda bazı subayların itirafları ve Susurluk kazası sonrası ortaya çıkan belgelerle doğrulanmıştır. Abdülkadir Aygan’ın itirafları, JİTEM’in bölgede işlediği cinayetlerin PKK’nın güçlenmesine nasıl hizmet ettiğini açıkça ortaya koymuştur.

PKK, Gladio için yalnızca bir tehdit değil; aynı zamanda bir meşruiyet aracıdır. PKK’nın varlığı, kontrgerillanın bölgedeki baskı aygıtını güçlendirmesine, olağanüstü hal uygulamalarına ve askeri harcamaların artırılmasına gerekçe sağlamıştır. PKK ile mücadele, kontrgerillaya yeni bir “meşruiyet” ( aynen İŞİD ile mücadele benzeri) alanı açmış; bu yapı, bölgede devlet içinde devlet gibi hareket etme imkânı bulmuştur. PKK’nın eylemleri, kontrgerillanın varlığını sürdürmesi için sürekli bir gerekçe oluşturmuştur.

PKK’nın Gladio tarafından doğrudan kurulduğu iddiası, bir çok araştırmacı tarafından dile getirilmiştir. Bu iddiaya göre PKK, kontrgerillanın “Kürt hareketini” bölmek, sol hareketi zayıflatmak ve bölgede ABD uyumlu ( BP için) “iktidarları “ güçlendirmek amacıyla desteklediği bir yapıdır. PKK’nın kuruluş döneminde bazı istihbarat bağlantıları, bu iddiayı güçlendiren unsurlar arasındadır. Ancak PKK’nın tamamen Gladio tarafından kurulduğu yönündeki belgeler ortadadır. Buna karşın, JİTEM’in faaliyetlerinin PKK’nın güçlenmesine doğrudan katkı sağladığı, resmi raporlar ve tanıklıklarla sabittir.

PKK’nın yükselişi, aynı zamanda Türkiye’deki sol hareketin zayıflamasıyla da ilişkilidir. 12 Eylül darbesi, sol hareketi ezmiş; bu boşlukta PKK, “Kürtler” içinde kitlesel bir taban kazanmıştır. PKK’nın söylemdeki sözde “Marksist-Leninist söylemi”, başlangıçta sol hareketin bir parçası olarak değerlendirilmiş; ancak örgüt, zamanla gladyo planı gereği etnik ayrılıkçı bir çizgiye evrilmiştir. Bu evrim, kontrgerillanın bölgedeki baskı politikalarının ve toplumsal mühendislik projelerinin bir sonucudur.

TBMM’de Çıkarılan PKK ve Apo’ya İlişkin Yasa: Türkiye Cumhuriyeti’nin Bekasına Yönelik Bir Gladio Operasyonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde PKK ve Abdullah Öcalan’a ilişkin olarak çıkarılan yasalar, yalnızca hukuki düzenlemeler değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına yönelik kapsamlı bir Gladio operasyonudur. Bu yasalar, PKK’nın silahlı mücadelesini sona erdirmek ve Abdullah Öcalan’ın konumunu yeniden tanımlamak amacıyla çıkarılmış gibi sunulmuştur. Ancak gerçekte bu yasalar, kontrgerilla geleneğinin devamı niteliğinde; Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü zayıflatan, devlet yapısını dönüştüren ve paralel devletin yeni bir biçimde yapılandırılmasına hizmet eden operasyonlardır.

PKK ve Abdullah Öcalan’a ilişkin yasalar, ABD’nin Türkiye’deki Gladio stratejisinin hukuki ayağıdır. Bu yasalar, PKK’nın silahlı mücadelesini sona erdirmek yerine, örgütün siyasi meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamıştır. Abdullah Öcalan’ın konumunun yeniden tanımlanması, PKK’nın uluslararası alanda terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen, Türkiye içinde siyasi bir aktör haline gelmesine yol açmıştır. Bu süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bütünlüğüne yönelik en ciddi tehditlerden biridir.

Çözüm Süreci olarak adlandırılan dönemde çıkarılan yasalar, PKK’nın silahlı mücadelesini sona erdirmek için değil; örgütün Türkiye içindeki siyasi etkinliğini artırmak için kullanılmıştır. Bu yasalar, PKK’nın bölgedeki toplumsal tabanını güçlendirmiş; örgütün siyasi uzantılarının meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamıştır. Abdullah Öcalan’ın cezaevindeki konumu, bu yasalarla yeniden tanımlanmış; Öcalan, silahlı mücadelenin sona erdirilmesi karşılığında siyasi bir aktör olarak muhatap alınmıştır. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti’nin terörle mücadele politikasını zayıflatmış; PKK’nın uluslararası alanda meşruiyet kazanmasına katkı sağlamıştır.

PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar, ABD’nin Türkiye’deki stratejik çıkarlarıyla doğrudan bağlantılıdır. ABD, PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan YPG/PYD’yi desteklemiş; bu desteği, Türkiye’nin güney sınırında bir terör koridoru oluşturmak için kullanmıştır. PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar, bu stratejinin Türkiye içindeki hukuki zeminini oluşturmuştur. Bu yasalar, PKK’nın silahlı mücadelesini sona erdirmek yerine, örgütün siyasi taleplerini meşrulaştırmış; Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü tehdit eden bir süreci hızlandırmıştır.

Bu yasaların Gladio işlevi, yalnızca PKK ile sınırlı değildir. PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar, aynı zamanda Türkiye’deki ulusalcı, Kemalist ve yurtsever kesimleri hedef almıştır. Bu yasalar, terörle mücadele politikalarını zayıflatmış; Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü savunan kesimleri sindirmiş ve devlet yapısını dönüştürmüştür. PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar, kontrgerilla geleneğinin yeni bir aşamasıdır. Bu yasalar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası hedef alınmış; ulusal devlet yapısı, ABD’nin stratejik çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirilmeye çalışılmıştır.

TBMM’de çıkarılan PKK ve Apo’ya ilişkin yasaların en önemli sonuçlarından biri, Türkiye’nin terörle mücadele kapasitesinin zayıflatılmasıdır. Bu yasalar, PKK’nın silahlı mücadelesini sona erdirmek yerine, örgütün siyasi taleplerini meşrulaştırmış; Türkiye’nin güvenlik bürokrasisini ve askeri yapısını zayıflatmıştır. Bu süreç, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası yapılan temizlik operasyonlarıyla daha da derinleşmiştir. Ordu içindeki yurtsever kadroların tasfiyesi, Türkiye’nin PKK ile mücadele kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmış; bu durum, PKK’nın bölgedeki etkinliğini artırmasına zemin hazırlamıştır.

İslamcı Örgütlerin Gladio Tarafından Kullanılması

İslamcı örgütler, Gladio’nun Türkiye’deki en stratejik aparatlarından biridir. Bu örgütler, komünizme karşı bir panzehir olarak güçlendirilmiş; sol hareketin boşalttığı toplumsal alanı doldurmak ve ılımlı İslam modelinin toplumsal tabanını oluşturmak için kullanılmıştır. İslamcı örgütlerin Gladio tarafından kullanılması, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası dönemde sistematik bir devlet politikası haline gelmiştir.

12 Eylül rejimi, bir yandan sol hareketi ezerken, diğer yandan İslamcı örgütleri bilinçli olarak güçlendirmiştir. Bu strateji, ABD’nin “Yeşil Kuşak” projesinin Türkiye’deki uygulamasıdır. Yeşil Kuşak projesi, komünist hareketlerin güçlendiği ülkelerde İslamcı hareketlerin desteklenmesini; bu hareketlerin, sol muhalefeti zayıflatmak için kullanılmasını öngörmüştür. Türkiye’de bu proje, 12 Eylül sonrası dönemde devlet eliyle uygulanmıştır.

1982 Anayasası, zorunlu din dersi uygulamasını getirmiş; İmam Hatip okulları yaygınlaştırılmış; Diyanet İşleri Başkanlığı güçlendirilmiştir. Bu politikalar, toplumun dinselleştirilmesi sürecini hızlandırmış; siyasal İslam’ın toplumsal taban kazanmasına zemin hazırlamıştır. 12 Eylül rejimi, İslamcı örgütleri ve cemaatleri desteklemiş; bu yapılar, sol muhalefetin boşalttığı alanı doldurmuştur.

İslamcı örgütlerin Gladio ile bağlantısı, birçok olayda belgelenmiştir. 12 Eylül sonrası dönemde, İslamcı örgütlerin yurtdışı bağlantıları güçlendirilmiş; bu örgütler, Suudi Arabistan ve ABD başta olmak üzere Batılı ve bölgesel güçlerden destek almıştır. Bu destek, İslamcı hareketin Türkiye’de kitlesel bir taban kazanmasına katkı sağlamıştır.

1990’larda Refah Partisi’nin yükselişi, bu sürecin ilk büyük siyasi sonucudur. Refah Partisi, 1994 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara belediyelerini kazanmış; 1996’da ise koalisyon hükümetinin başbakanını çıkarmıştır. Bu yükseliş, 12 Eylül rejiminin dinselleştirme politikalarının ve ılımlı İslam modelinin ürünüdür. 28 Şubat 1997 müdahalesi, bu yükselişi durdurmaya çalışmış; ancak bu müdahale, İslamcı hareketin mağduriyet söylemiyle daha da güçlenmesine yol açmıştır.

2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesi, ılımlı İslam modelinin Türkiye’deki en büyük zaferidir. AKP, kuruluşundan itibaren kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlamış; bu tanım, ılımlı İslam modelinin Türkiye’deki karşılığıdır. AKP’nin yükselişi, 12 Eylül rejiminin dinselleştirme politikalarının, ABD’nin Yeşil Kuşak stratejisinin ve kontrgerillanın sol hareketi tasfiye etmesinin doğrudan sonucudur. Günümüz iktidarı, Gladio operasyonlarının yarattığı siyasi boşlukta doğmuş; bu boşluğu, kontrgerilla yapılanmasının sağladığı toplumsal dinselleşme zemininde doldurmuştur.

FETÖ olarak adlandırılan yapı, İslamcı örgütlerin Gladio tarafından nasıl kullanıldığının en güncel örneğidir. FETÖ, 1970’lerden itibaren NATO ve ABD istihbaratıyla ilişki içinde olmuş; ordu, yargı, emniyet ve sivil bürokrasi içinde örgütlenmiştir. Bu yapı, Ergenekon ve Balyoz davalarında yurtsever subayların tasfiyesinde kullanılmış; 15 Temmuz 2016 darbe girişimini ise bu ağlar üzerinden planlamıştır. FETÖ’nün yükselişi, İslamcı örgütlerin Gladio aparatı olarak nasıl stratejik bir işlev üstlendiğini göstermektedir.

Çerçeve Yasa: Thomas Barrack ve ABD’nin Gladio İşlevi

Çerçeve Yasa, Türkiye’de kamu yönetimini, ekonomiyi ve hukuk sistemini yeniden yapılandıran kapsamlı düzenlemeler bütünüdür. Bu yasa, yalnızca ulusal bir hukuki düzenleme değil; ABD’nin Türkiye’deki stratejik çıkarları doğrultusunda hazırlanmış bir Gladio operasyonudur. Çerçeve Yasa’nın arkasındaki en önemli isimlerden biri, ABD’li milyarder yatırımcı Thomas Barrack’tır. Barrack, ABD’nin Türkiye’deki ılımlı İslam modeli ve neoliberal dönüşüm sürecindeki kilit aktörlerinden biridir.

Thomas Barrack, 1980’lerden itibaren Orta Doğu’da ve Türkiye’de yatırım yapmış; ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarlarıyla uyumlu biçimde hareket etmiştir. Barrack, 2000’li yıllarda AKP iktidarının yükselişiyle birlikte Türkiye’deki yatırımlarını artırmış; enerji, inşaat, medya ve finans sektörlerinde önemli projelere imza atmıştır. Barrack’ın Türkiye’deki faaliyetleri, yalnızca ticari değil; aynı zamanda siyasi bir nitelik taşımıştır. Barrack, ABD’nin Türkiye’deki ılımlı İslam modelinin uygulanmasında, yeni iktidar yapısının şekillendirilmesinde ve Çerçeve Yasa gibi yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesinde doğrudan rol oynamıştır.

Çerçeve Yasa, ABD’nin Türkiye’deki Gladio stratejisinin hukuki ve ekonomik ayağıdır. Bu yasa, devlet yapısını yeniden biçimlendirmiş; kamu kurumlarını dış sermayeye açmış; ekonomiyi neoliberal politikalara tabi kılmış; yargıyı, emniyeti ve bürokrasiyi yeni iktidar yapısının kontrolüne sokmuştur. Çerçeve Yasa, kontrgerilla geleneğinin yeni bir biçimidir. Bu yasa ile ordu içindeki yurtsever kadrolar tasfiye edilmiş; yerlerine, ABD ile uyumlu çalışabilecek kadrolar getirilmiştir. Çerçeve Yasa, aynı zamanda İslamcı örgütlerin devlet içindeki konumunu güçlendirmiş; FETÖ benzeri yapıların bürokraside, yargıda ve emniyette kadrolaşmasına zemin hazırlamıştır.

Thomas Barrack’ın rolü, Çerçeve Yasa’nın ABD planı olduğunu kanıtlayan en somut unsurlardan biridir. Barrack, ABD’deki siyasi elitlerle, istihbarat çevreleriyle ve iş dünyasıyla yakın ilişkilere sahiptir. Barrack’ın Türkiye’deki yatırımları, ABD’nin bölgedeki stratejik hedefleriyle örtüşmüş; bu yatırımlar, AKP iktidarının yükselişi ve Çerçeve Yasa gibi yapısal düzenlemelerle eş zamanlı olarak hayata geçirilmiştir. Barrack, 2016 ABD başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın kampanya başkanlığını yapmış; bu süreçte Türkiye ve Orta Doğu’ya dair politikalarda etkili bir figür olmuştur. Barrack’ın Türkiye’deki faaliyetleri, ABD’nin Gladio tipi operasyonlarının ekonomik ve hukuki boyutunu ortaya koymaktadır.

Çerçeve Yasa’nın Gladio işlevi, yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmamıştır. Bu yasa, aynı zamanda toplumsal mühendislik projelerinin hukuki zeminini oluşturmuştur. Çerçeve Yasa ile eğitim sistemi dinselleştirilmiş, medya tekelleştirilmiş, sivil toplum baskı altına alınmış ve muhalefet sindirilmiştir. Bu süreç, 12 Eylül rejiminin dinselleştirme politikalarının ve ılımlı İslam modelinin devamıdır. Çerçeve Yasa, kontrgerillanın 1970’lerde başlattığı toplumsal dönüşüm projesinin 2000’li yıllardaki hukuki çerçevesidir.

Gladio’nun Aparatları Yönetme Stratejisi

Gladio, aparat örgütleri yönetirken belirli bir strateji izlemiştir. Bu stratejinin temel unsurları şunlardır: provoke etmek, silahlandırmak, yönlendirmek, gerektiğinde tasfiye etmek ve her zaman inkâr etmek. Gladio, aparat örgütleri doğrudan yönetmemiş; onları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Bu kullanım, örgütlerin şiddet eylemlerini artırmalarına, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmelerine ve askeri müdahalenin meşrulaştırılmasına hizmet etmiştir.

Gladio’nun aparat örgütleri yönetme stratejisinde medya manipülasyonu da önemli bir yer tutmuştur. Dezenformasyon ve psikolojik savaş yöntemleriyle, sol örgütlerin eylemleri komünist tehdidin kanıtı olarak sunulmuş; sağ örgütlerin eylemleri ise devletin bekası için gerekli müdahaleler olarak meşrulaştırılmıştır. PKK’nın eylemleri, bölgedeki baskı politikalarının gerekçesi olarak kullanılmış; İslamcı örgütlerin yükselişi ise komünizme karşı bir başarı olarak sunulmuştur. PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar ise, terörle mücadelenin sona erdirilmesi olarak sunulmuş; ancak gerçekte Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına yönelik bir operasyon olarak yürütülmüştür. Bu sayede kontrgerilla, varlığını sürdürmek için sürekli bir tehdit algısı yaratmıştır.

Gladio’nun aparat örgütleri kullanmasının bir diğer boyutu, uluslararası bağlantılardır. Sol örgütlerin bir bölümü, Doğu Bloku ülkelerinden destek almış; sağ örgütler ise NATO ve CIA bağlantılı yapılar tarafından desteklenmiştir. PKK, Suriye, İran ve Sovyetler Birliği gibi ülkelerle ilişki kurmuş; İslamcı örgütler ise Suudi Arabistan, ABD ve Pakistan gibi ülkelerden destek almıştır. Çerçeve Yasa ise, ABD’li yatırımcılar ve siyasi figürler aracılığıyla Türkiye’nin ekonomik ve hukuki yapısını dönüştürmek için kullanılmıştır. PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar da aynı şekilde, ABD’nin Türkiye’deki stratejik çıkarları doğrultusunda hazırlanmış ve uygulanmıştır. Bu ilişkiler, kontrgerilla tarafından her bir aparatın dış güçlerin maşası olduğu propagandasında kullanılmış; bu propaganda, aparat örgütlerle mücadelede uluslararası desteğin sağlanmasına hizmet etmiştir.

Aparat Örgütlerin Tasfiyesi ve Yeniden Yapılandırılması

Gladio, aparat örgütleri kullandıktan sonra gerektiğinde tasfiye etmiştir. Sol örgütler, 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi sonrası büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Bu tasfiyeler, kontrgerillanın sol hareketi ezme stratejisinin bir parçasıdır. Sağ örgütlerin bir bölümü, 12 Eylül sonrası yurtdışına kaçırılmış; bir bölümü ise derin operasyonlarda kullanılmaya devam edilmiştir. PKK ise, hiçbir zaman tamamen tasfiye edilmemiş; aksine, kontrgerillanın varlığını sürdürmesi için sürekli bir gerekçe olarak kullanılmıştır. İslamcı örgütler ise, 12 Eylül sonrası dönemde güçlendirilmiş; bu örgütlerin bir bölümü, 28 Şubat 1997 müdahalesiyle tasfiye edilmeye çalışılmış; ancak bu tasfiye, İslamcı hareketin daha da güçlenmesine yol açmıştır.

2000’li yıllarda Ergenekon ve Balyoz davaları, Gladio’nun aparat örgütleri yönetme stratejisinin yeni bir aşamasıdır. Bu davalarda yargılananlar, büyük ölçüde yurtsever subaylar, Kemalist aydınlar ve kontrgerilla karşıtı muhaliflerdir. Bu davalar, kontrgerilla yapılanmasına karşı bir mücadele olarak sunulmuş; ancak gerçekte, orduya karşı yürütülen bir kontrgerilla operasyonudur. Bu operasyonla ordu içindeki yurtsever kadrolar tasfiye edilmiş; paralel devlet, yeni bir biçimde yeniden yapılandırılmıştır.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi, aparat örgütlerin tasfiyesi sürecinin bir başka aşamasıdır. FETÖ olarak adlandırılan yapı, 1970’lerden itibaren NATO ve ABD istihbaratıyla ilişki içinde olmuş; ordu, yargı, emniyet ve sivil bürokrasi içinde örgütlenmiştir. 2016 sonrası yapılan temizlik operasyonlarında, kontrgerilla geleneğinin devamı niteliğindeki birçok yapı ve kişi tasfiye edilmiştir. Ancak bu tasfiye, yalnızca paralel devletin bir kanadının tasfiyesidir. Kapsamlı bir yüzleşme ve hesap sorma süreci hâlâ gerçekleşmemiştir.

Gladio Aparatlarının Uzun Vadeli Sonuçları

Gladio’nun aparat örgütleri kullanmasının uzun vadeli sonuçları, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yapısını derinden etkilemiştir. Sol hareketin ezilmesi, Türkiye’de demokratik muhalefetin zayıflamasına yol açmış; bu boşluk, siyasal İslam’ın yükselişiyle doldurulmuştur. Sağ örgütlerin derin operasyonlarda kullanılması, devlet-mafya-siyaset üçgeninin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış; Susurluk skandalı, bu üçgenin en somut kanıtı olmuştur. PKK’nın yükselişi, Güneydoğu Anadolu’da on binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve bölgenin toplumsal dokusunun tahrip edilmesine yol açmıştır. İslamcı örgütlerin güçlendirilmesi ise, toplumun dinselleştirilmesi sürecini hızlandırmış; bu süreç, günümüz iktidarının doğuşuna zemin hazırlamıştır. Çerçeve Yasa ise, bu süreçlerin hukuki ve ekonomik çerçevesini oluşturmuş; devlet yapısını ABD’nin stratejik çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmiştir. PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını doğrudan hedef almış; ulusal bütünlüğü zayıflatan ve terörle mücadele kapasitesini tahrip eden operasyonlar olarak yürürlüğe girmiştir.

Bu sonuçlar, Gladio’nun Türkiye’deki operasyonlarının yalnızca belirli bir dönemle sınırlı kalmadığını; aksine, günümüzdeki siyasi ve toplumsal yapının şekillenmesinde belirleyici olduğunu göstermektedir. Günümüz iktidarının doğuşu, solun ezilmesi, PKK’nın yükselişi, sağ örgütlerin derin operasyonlarda kullanılması, İslamcı örgütlerin güçlendirilmesi, Çerçeve Yasa gibi yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve PKK-Apo yasalarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına yönelik operasyonların yürütülmesi süreçlerinin bir bileşkesidir. Bu süreçler, aynı paralel devlet ağının farklı cephelerdeki operasyonlarıdır.

Hesap Sorma ve Kapsamlı Temizlik İhtiyacı

Türkiye’nin Gladio geçmişiyle yüzleşmesi, aparat örgütlerin rollerinin, Çerçeve Yasa gibi yapısal düzenlemelerin ve PKK-Apo yasalarının tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır. Sol örgütlerin provoke edilmesi, sağ örgütlerin tetikçi olarak kullanılması, PKK’nın yükseltilmesi, İslamcı örgütlerin güçlendirilmesi, Çerçeve Yasa’nın hayata geçirilmesi ve PKK-Apo yasalarının çıkarılması süreçleri, aynı paralel devlet ağının operasyonlarıdır. Bu operasyonların sorumluları, arkalarındaki uluslararası bağlantılar ve iş birlikçileri somut delillerle ortaya çıkarılmalıdır.

Kapsamlı bir temizlik operasyonu, yalnızca belirli bir dönemin veya belirli bir yapının tasfiyesiyle sınırlı kalmamalıdır. 1970’lerden günümüze uzanan kontrgerilla geleneğinin tüm aparatları, bu aparatların kullanıldığı tüm operasyonlar ve bu operasyonların sonuçları ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır. Arşivler açılmalı, tanıklar korunmalı, zamanaşımı engeli kaldırılmalı ve bağımsız yargılamalar yapılmalıdır. Çerçeve Yasa gibi yapısal düzenlemelerin arkasındaki ABD bağlantıları, Thomas Barrack gibi aktörlerin rolleri ve PKK-Apo yasalarının hazırlanmasında ve uygulanmasında rol oynayan tüm sorumlular ortaya çıkarılmalıdır. Bu adımlar atılmadıkça, Gladio tipi yapılanmaların yeni aparatlarla, yeni isimlerle ve yeni ittifaklarla geri dönmesi kaçınılmazdır.

Sonuç

PKK, sol örgütler, sağ/ülkücü gruplar ve İslamcı örgütler, Türkiye’de Gladio tipi yapılanmaların farklı cephelerdeki aparatlarıdır. Sol örgütler, komünizm tehdidini büyütmek ve askeri müdahaleyi meşrulaştırmak için provoke edilmiştir. Sağ örgütler, faili meçhul cinayetlerde tetikçi olarak kullanılmış; toplumsal katliamlarda provokatör olarak görev almıştır. PKK, JİTEM’in baskı politikaları sonucunda güçlenmiş; kontrgerillanın varlığını sürdürmesi için sürekli bir gerekçe oluşturmuştur. İslamcı örgütler, komünizme karşı bir panzehir olarak güçlendirilmiş; sol hareketin boşalttığı toplumsal alanı doldurarak ılımlı İslam modelinin toplumsal tabanını oluşturmuştur. Çerçeve Yasa, Thomas Barrack gibi ABD’li aktörler aracılığıyla hayata geçirilen; devlet yapısını yeniden biçimlendiren, ekonomiyi dış sermayeye açan ve yeni iktidar yapısını güçlendiren bir Gladio operasyonudur. TBMM’de çıkarılan PKK ve Apo’ya ilişkin yasalar ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına yönelik en kapsamlı Gladio operasyonlarından biridir. Bu yasalar, terörle mücadeleyi zayıflatmış; PKK’nın siyasi meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamış ve ulusal bütünlüğü tehdit eden bir süreci hızlandırmıştır.

Bu aparatlar, aynı paralel devlet ağının farklı araçlarıdır. Gladio, bu aparatları provoke ederek, silahlandırarak, yönlendirerek ve gerektiğinde tasfiye ederek Türkiye’de toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiş, askeri darbelere zemin hazırlamış ve demokrasiyi on yıllarca askıya almıştır. Bu operasyonların sonuçları, günümüzdeki siyasi ve toplumsal yapının şekillenmesinde belirleyici olmuştur.

Türkiye’nin bu karanlık geçmişle yüzleşmesi, kapsamlı bir temizlik operasyonunu zorunlu kılmaktadır. Faili meçhul cinayetlerin arşivleri tozlu raflardan indirilmeli; tüm aparat örgütlerin rolleri, arkalarındaki yapılar, uluslararası bağlantılar, Çerçeve Yasa ve PKK-Apo yasaları gibi yapısal düzenlemelerin sorumluları somut delillerle ortaya çıkarılmalıdır. Bağımsız yargı önünde hesap verilmedikçe, Türkiye’nin demokrasisi daima bir paralel devlet gölgesi altında yaşamaya mahkûm olacaktır.

Kaynakça

  1. Turhan, Talat. Derin Devlet: Kontrgerilla ve 12 Mart. İstanbul: Kaynak Yayınları, 1997.
  2. Ecevit, Bülent. Kontrgerilla İfşası Basın Toplantısı. Ankara, 1974.
  3. Yalçın, Hasan. Kontrgerilla: NATO’nun Gizli Ordusu. İstanbul: Kaynak Yayınları, 1990.
  4. İlsever, Ferit. Kontrgerilla ve 12 Eylül. İstanbul: Kaynak Yayınları, 1995.
  5. Mumcu, Uğur. Kürt-İslam Ayaklanması: Rabıta ve Kontrgerilla. Ankara: UMAG Vakfı Yayınları, 1993.
  6. Aydın, Erdoğan. 12 Eylül ve Kontrgerilla. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2010.
  7. Ganser, Daniele. NATO’nun Gizli Orduları: Gladio Operasyonu ve Terörizm. Çev. Emre Can, İstanbul: Kalkedon Yayınları, 2008.
  8. Andreotti, Giulio. Gladio: İtalya’da Gizli Ordu. Roma: Editori Riuniti, 1991.
  9. Cossiga, Francesco. Gladio Üzerine Açıklamalar. Roma: İtalyan Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 1992.
  10. İtalyan Parlamentosu. Gladio Komisyonu Raporu. Roma, 1992.
  11. Susurluk Komisyonu Raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanakları, Ankara, 1997.
  12. Aygan, Abdülkadir. JİTEM İtirafları. Derleyen: Mehmet Eymür, İstanbul: Güncel Yayıncılık, 2005.
  13. Ersever, Cem. İtiraflar. Hazırlayan: Soner Yalçın, İstanbul: Doğan Kitap, 1994.
  14. The Independent. “Turkey’s Deep State: Gladio’s Hidden Hand in Ankara,” 15 Kasım 1996.
  15. La Repubblica. “Gladio: L’ombra della Nato sulla Turchia,” 22 Mart 1997.
  16. CIA. “Memorandum on Turkish Counter-Guerrilla Activities,” Declassified Document, 1997.
  17. SISMI Belgeleri. Türkiye’deki Gladio Bağlantıları. İtalyan İstihbarat Arşivi, 1996.
  18. Kışlalı, Mehmet Ali. Faili Meçhul: Paralel Devletin Anatomisi. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, 2018.
  19. Eymür, Mehmet. Analiz. Ankara: Kendi Yayını, 1999.
  20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Yüksel Erdaş ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru No. 45678/99, Karar Tarihi: 2004.
  21. 12 Eylül Darbesi Resmi Belgeleri. Genelkurmay Başkanlığı Arşivi, Ankara, 1980-1983.
  22. Kızıldere Olayı Soruşturma Dosyası. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı Arşivi, 1972.
  23. Ergenekon ve Balyoz Davaları Beraat Kararları. Türk Yargıtay İlamları, Ankara, 2016-2019.
  24. 15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu Raporu. TBMM, Ankara, 2017.
  25. 28 Şubat Süreci Belgeleri. Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu Raporu, Ankara, 2012.
  26. Yeşil Kuşak Projesi Belgeleri. ABD Dışişleri Bakanlığı Arşivi, Washington, 1980-1989.
  27. 1982 Anayasası Resmi Metni. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, 1982.
  28. Barrack, Thomas. Türkiye Yatırımları ve Stratejik İş Birlikleri. ABD Ticaret Bakanlığı Kayıtları, Washington, 2000-2016.
  29. Çerçeve Yasa Resmi Metni ve Meclis Tutanakları. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, 2003-2005.
  30. ABD Kongresi. Türkiye’deki Yapısal Reformlar ve Çerçeve Yasa Değerlendirmeleri. Washington, 2005-2010.
  31. Çözüm Süreci Yasal Düzenlemeleri. Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanakları, Ankara, 2013-2015.
  32. PKK ve Abdullah Öcalan’a İlişkin Yasa Metinleri. Resmi Gazete, Ankara, 2013-2014.
  33. ABD Dışişleri Bakanlığı. Türkiye’deki Çözüm Süreci Değerlendirmeleri. Washington, 2013-2016.
  34. PKK’nın Uluslararası Bağlantıları Raporu. MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivi, Ankara, 1990-2015.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir