MALAZGİRT ZAFERİ ÜZERİNE CUMHUR İTTİFAKI’NIN KUTUPLAŞTIRMA OTAĞI KURULDU. 26 AĞUSTOS BÜYÜK TAARRUZ TARİHİ RÖVANŞ
1071 Malazgirt otağının altında birleşip Anadolu’yu fethettik. 2026 Malazgirt otağının gölgesinde bölünüyoruz.
Zaferi anmak başka, zaferi seçim ruhuyla gömmek başka.
Malazgirt Meydanı, tarihin gölgesinde Cumhur İttifakı’nın güncel mesajlarının verildiği siyaset meydanına dönüştürüldü. Hunlar / Göktürkler / Uygurlar / Karahanlılar / Gazneliler / Babürlüler / Selçuklular’dan Osmanlı’ya geçen “Bozkır / Turan / Türk / Hilal Taktiği”ni anımsatan gösteriyi beklerken, “ışık şovu”nun sergilendiği milyonluk ruhsuzluğu şaşkınlık ve üzüntüyle izledik.
Orada zafer ruhu yoktu. AKP ve Cumhur İttifakı bileşenlerinin bin yıllık zaferi bir günlük seçim mitingine sığdırdığı bir seçim ruhu vardı.
Ancak Türklerin binlerce yıllık “Hilal Taktiği”nin en kritik parçası olan “Sahte Ricat”ı izledik. Malazgirt gösterisinin; muhalefetin “Terörsüz Türkiye” tuzağının yasal düzenlemeler ayağına çekildikten sonra göz ardı edilmemesi gereken ani seçim taarruzuna yem yapılabilme ihtimalini gördük. Sembol değerlerimizin içini boşaltmaya doymadınız!
26 AĞUSTOS “BÜYÜK TAARRUZ” 900 YIL SONRA TÜRKLERİN TARİHİ RÖVANŞ GÜNÜ
26 Ağustos 1071 Sultan Alparslan’ın muhteşem Malazgirt Zaferi’nden önce “Bizans’ın arka bahçesi” olan Anadolu, Malazgirt Zaferi’nden sonra “Türklerin ön bahçesi” oldu.
900 yıl sonra 26 Ağustos’un “Büyük Taarruz” günü olarak seçilmesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihi bilgisi ve her alandaki dehasının göstergelerinden biridir. Tarihi rövanş günüdür.
26 Ağustos 1922 Cuma günü Afyon Kocatepe’den topçu ateşiyle başlatılan Büyük Taarruz’un ertesi günü Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı, Yunan Başkomutanı esir alındı. Bu yüzden 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak kutlanır. Savaş 15 gün sonra 9 Eylül 1922 tarihinde Türk ordusunun İzmir’e girmesiyle bitti. Bir hafta sonra 11 Eylül’de Mudanya Ateşkes görüşmeleri başladı. 24 Temmuz 1923’te Batılı emperyalist yedi düvele karşı verdiğimiz savaşın meyvelerini Lozan Anlaşması’yla topladık.
Büyük Taarruz, Anadolu’daki 3 yıllık işgali 15 günde bitirip Türkiye’nin tapusunu askeri olarak tescilleyen son ve kesin hamledir. Büyük Taarruz, sahada kazanılan zaferin masada da kazanılmasını sağladı. “Türk milleti esir edilemez.” sözünü dünyaya ispat etti.
CUMHUR İTTİFAKI BİLEŞENLERİNİN TÜRK-KÜRT-ARAP MONARŞİSİ HAYALİ
Selçuklu’nun Sünni İslam yapılanmasından ilham almış olabilir.
Selçuklu, Türkistan coğrafyasından savaşarak gelen, Oğuz Türklerinin kılıçla kurduğu askeri bir konfederasyondu. Ordu Türk, vezirler ve emirler Türk’tü. Büyük Selçuklu’da 30 yıl vezirlik yapan Nizamülmülk, Sultan Alparslan ve oğlu Melikşah’ın veziriydi.
Nizamülmülk, devleti yönetecek bürokrasi, vergi sistemi ve divan geleneğini Sasani, Abbasi ve Büveyhi geleneğinden Fars divan sistemini alarak Farslaştırdı. Devletin aklını Farslaştırdı. Divan – bürokrasi ve yazışma dili Farsça, din dili Arapça, ordu dili Türkçesi. Komutanları Türk’tü. Eğitim dili Türkçe olunca yönetim felsefesi ve edebiyat dili de Farslaştı. Selçuklu sarayı tam bir Fars sarayı haline geldi.
Nizamülmülk Nizamiye medreselerini Bağdat, Nişabur ve İsfahan’da kurarak başına İmam Gazali’yi getirdi. Amaç, Ehl-i Sünnet âlim yetiştirerek Sünni İslam’a dayalı devletin ideolojisini yani “resmî aklı” kurmaktı.
Kitabı Siyasetname’de “Türkler savaşır, Farslar yazar. İkisi olmazsa devlet yıkılır.” diyen Nizamülmülk bu yapıyı bilinçli olarak kurdu. Nizamülmülk, Selçuklu’yu “Fars bürokrasisiyle çalışan Sünni İslam’a dayalı bir Türk-İslam İmparatorluğu” yaptı. Bu model Osmanlı’ya da geçti. 600 yıl boyunca divan dilinde Farsça kelimeler kullanıldı.
Nizamülmülk’ün kurduğu “Türk askeri, Fars bürokrasisi, Sünni İslam meşruiyeti” sentezi temelli yapı, liyakat ve merkez zayıflayınca hem Selçuklu’yu hem Osmanlı’yı aynı mantıkla kurulan kanun, kul ve millet sistemini içten içe çürüttü. Güçlü merkez zayıf taşra yapısı çöktü. Bu duruma tarihçiler “patrimonyal devletin krizi” diyor. Padişah / sultan zayıflayınca padişahın malı gibi görülen devlet de zayıfladı.
BARRACK’IN ÖNERDİĞİ “MEŞRUTİ SİSTEM / ANAYASAL KONFEDERALİZM” NİZAMÜLMÜLK HATASI TEKRARI OLUR
ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Bölge Valisi çalımlı Barrack, “Türkiye, Irak ve Suriye için ortak güvenlik ve yönetim mimarisi” adı altında “Meşruti Sistem / Anayasal Konfederalizm” yapıyı öneriyor: “Zayıf merkez, güçlü yerel yönetimler.” “Merkezi baştan zayıf yapalım, taşraya yetki verelim ki kopmasın.” sözleri felaketin delilidir! Sistem farklı olsada çürüme ve çöküş aynı olacaktır.
Ortadoğu için kurduğu, eğitip donattığı PKK / YPG / SDG ve IŞİD gibi terör örgütlerini bölgeden çekilirken takım elbise giydirip kravat takarak yerine vekil olarak bırakmak istiyor. Bu yolla İsrail’in İran saplantısını ve Rusya’yı da dengelemek istiyor denebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “meşruiyet” isteği, “ Sözde Kürt sorununa federal ama toprak bütünlüğü olan model ile YPG’yi kabul etme” şartına bağlamışlar.
TÜRKİYE – SURİYE – IRAK KRAVATLI TERÖR ÖRGÜTLERİ’NİN GÜVENLİK ŞEMSİYESİ ALTINDA TOPLANMAK İSTENİYOR
Kurduğu ve on yıllardır kullandığı terör örgütlerini Türkiye, Suriye ve Irak’ın istihbarat ve sınır güvenliğine ortak yapmak istemesi, ABD’nin boşluğunu ABD’ye bağlı terör örgütleriyle doldurma girişimi olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin Irak ve Suriye’de yönetime getirdiği takım elbiseli, kravatlı terör örgütleri modeli, Türkiye’de cani, bebek katili Apo’ya takım elbise giydirip kravat taktırıp “ Kurucu lider” etiketiyle TBMM’ye taşınarak uygulanmaya çalışılıyor. “ Terörsüz Türkiye” aldatmacasıyla eli kanlı terör örgütü elebaşları Şara ve Abdi’den sonra Apo da lider oluyor!
Sevgiyle ve saygıyla,
Sevginaz Hamevioğlu

