BEŞER TARİHİ VE İLK MEDENİYETLERİN GELİŞİMİ
BEŞER TARİHİNE GİRİŞ
Göl yerleşimleri şöyle inşa edilirdi:
Bir gölün içinde, fakat kıyıya yakın bir yerde kazıklar çakılır; kazıkların üzerine ağaç kütüklerinden bir döşeme yapılırdı. Döşemenin üzerine kulübeler inşa edilirdi. Kulübelere, hareket ettirilebilen ahşap köprülerle sahilden gidilip gelinirdi. Bu köprüler akşamları kaldırılır, sabahları tekrar yerlerine konulurdu. 40.000 kazık üzerine kurulmuş yerleşim yerleri bulunmuştur. Kazıkları ve ağaç kütüklerini kaba taş baltalarla kesmek ve düzeltmek için ne kadar uzun ve sabırlı bir çalışma gerektiği düşünülsün. Bu yerleşimlerde insanlar kendilerini güven içinde hissediyorlardı. Güvenli hayat, birlikte harcanan emeğin ödülü oldu. İnsanlığın büyük bir kısmı Cilalı Taş Devri’ne milattan yaklaşık 12.000 yıl önce ulaşmıştır. Gerçek maden devri, tunç kullanımından sonra başlar. Fakat tunç yapmak için gerekli olan kalay doğada nadir bulunduğundan, tunçtan silah ve alet üretimi sınırlıydı. Bu nedenle daha uzun süreler boyunca yontma ve cilalı taştan yapılmış eşyaların kullanımına devam edildi. Bulunmuş olan tunç kapların üzerinde, çeşitli sahneleri gösteren karmaşık resimlerin işlendiği görülür. Madenleri keşfeden insanlar tarafından demir madeni de biliniyordu. Demirin kullanımı, tunç kullanımından daha fazla yaygınlaştı. Demirden yapılan eşyalar, tunçtan ve taştan yapılmış eşyaların tamamen yerini aldı. Gerçi demiri eritmek ve işlemek daha zordur. Fakat zamanla bu zorluk aşıldı.
İNSANLARIN GECİRDİĞİ DEVİRLER
Demir, keski, kılıç, balta ve benzeri silah ve aletler yapmak için daha elverişlidir. Bununla birlikte, Demir Devri’nde ve günümüzde de bazı eşyaların yapımında tunç, bakır ve kalay kullanılmaktadır.
Maden Devri üç aşamaya ayrılır:
- Bakır Devri
- Tunç Devri
- Demir Devri
Demir Devri’nin medeniyeti, önceki devirlerin hepsinden daha ileri düzeydeydi.
Demir işleme sanatı Türkler tarafından Orta Asya’da keşfedildi. Oradan Tuna yöresine, ardından Tuna boyunca Avrupa’ya yayıldı.
Avrupa’daki insanlar henüz göl yerleşimleri ve dolmenler inşa etmeye devam ettikleri sırada, Doğu’da Türkler en önemli sanatların ortaya çıkmasını sağlayan büyük bir keşifte bulunmuşlardı.
Orta Asya’nın yaylalarında, dağlarında ve ormanlarında yaşayan Türkler, doğada saf hâlde bulunan altın ve bakır madenlerine rastladılar. Bu madenleri ateşte eriterek onlara istenilen şekli verebileceklerini anladılar.
Bu keşif, milattan en az 7.000 yıl önce gerçekleşti. Bundan sonra madenleri, birlikte bulundukları taşlardan ayırıp çıkarmayı öğrendiler. Altın, süs eşyası yapımında kullanıldı. Bakırdan ise silahlar yaptılar. Ancak bakır yeterince dayanıklı olmadığından, taş silahların kullanımına da devam edildi. Sonunda ilerleme yolunda bir adım daha atıldı. Bakır ile kalayın birlikte eritildiğinde daha güçlü bir maden, yani tunç meydana getirdiği keşfedildi. İnsanların çeşitli keşif ve icatları, bir bölge halkının başka bölgelere göç etmesi veya ticaret yoluyla dünyanın farklı yerlerine yayılmıştır.BEŞER TARİHİNE GİRİŞ
Tarih öncesinin en eski zamanlarından beri dünyanın çeşitli kıtalarında birçok insan göçü meydana gelmiştir. Bunun başlıca sebeplerini şu şekilde açıklayabiliriz: Yontma Taş Devri insanları yalnızca balıkçı ve avcıydılar. Daha iyi avlanabilecekleri ve balık tutabilecekleri yerler bulabilmek için yaşadıkları yerleri değiştiriyorlardı. Daha sonraları Cilalı Taş Devri insanları çiftçi ve çoban olduklarından, yaşadıkları yerlerden daha verimli topraklar ve daha güzel otlaklar aramaya başladılar. Fakat büyük göçlerin asıl sebebi, Orta Asya’da meydana gelen önemli coğrafi ve büyük iklim değişiklikleridir. Bu bölgenin birçok büyük kısmında, bu değişiklikler yüzünden topluluklar hâlinde yaşama imkânının ortadan kalkması, birçok insanın kitleler hâlinde ve art arda göç etmesine neden olmuştur.
Göçler sırasında insanlar birbirlerinin yerlerini ele geçirmek istedikleri için aralarında şiddetli çatışmalar yaşandı. Tamamen yok edilen veya esaret altına alınan kavimler oldu. Birçok yerde ise galiplerle mağlup olanlar birbirine karışarak tek bir kavim hâline geldiler ve aynı dili konuşmaya başladılar. Bundan anlaşılmaktadır ki tarih, çeşitli kavimlerin birbirine karışmasına neden olan olayların devamıdır. Kavimlerin tarih öncesinde başlayan bu göçleri, tarihî dönemlerde de devam etti. Akınlar, savaşlar ve istilalar sonucunda birbirine karışan insan topluluklarından sürekli olarak yeni kavimler ortaya çıktı.
IRK
Hücum eden, istila eden kavimler, mevcut bazı devletleri yıktılar. Bazen geri püskürtüldüler. Bazen girdikleri yerlerdeki yerli halkı etkileyip onları kendileri gibi hâle getiriyorlar, bazen de kendileri yerli halk tarafından etkileniyorlardı. Bu şekilde yeni yeni devletler kuruluyordu. Bu insan topluluklarının yapısını tam olarak anlamak zordur. Bununla birlikte, incelemeyi kolaylaştırmak için genellikle bu insan topluluklarını bedensel benzerlikleri açısından ırklara ayırırlar.
IRKLAR
İnsanlar, dünya üzerinde iklimleri birbirinden az veya çok farklı olan çeşitli kıtalara yayılmışlardır. Yaşam ve beslenme biçimleri de birbirinden farklı olmuştur. Bu farklı bölgelere yayılmış olan insan toplulukları; büyük denizler, aşılması güç dağlar, günümüzde dolmuş oldukları görülen göller ve denizler gibi doğal engeller nedeniyle yüzyıllar boyunca birbirleriyle temas ve karışma olmadan, ayrı hâlde yaşamışlardır. Bir bölgenin maddi ve sosyal açıdan benzer koşulları, o bölgede yaşayan insanlarda bazı ortak ve benzer özelliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Böylece birbirinden ayrı olarak gelişmiş insan toplulukları veya grupları arasında bazı farklılıklar meydana gelir. İşte insan toplulukları arasında görülen bu farklılıklar, insan topluluklarını bu açıdan çeşitli gruplara ayırma eğilimini ortaya çıkarmıştır.
Göç meselesinde gördüğümüz gibi, ilkel ırklar zamanla birbirleriyle çok fazla karışmış ve yeni yeni karışık ırklar ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, bütün canlılarda olduğu gibi, insan grupları arasındaki karışma ve birleşmeler ne kadar güçlü olursa olsun, aynı iklimin daima aynı özellikleri ortaya çıkarmaktaki

