MAKALELERÖZEN ŞENYİĞİTULUSAL GÜVENLİK

       İZMİR’İN İŞGALİ: BİR ULUSUN DİRENİŞ EŞİĞİ

                                                   

İZMİR’İN İŞGALİ: BİR ULUSUN DİRENİŞ EŞİĞİ

İşgal Öncesi Hazırlıklar ve Rum Faaliyetleri

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, daha önce Vali Rahmi Bey tarafından İzmir ve Ege kıyılarından uzaklaştırılan Rumlar, süratle bölgeye geri dönmüşlerdir. Bu süreçte Yunanistan, “muhtaç Rumlara yardım” adı altında Pire’den kalkan nakliye gemileriyle İzmir’e sandıklar dolusu askeri üniforma, silah ve cephane taşımıştır. Bu mühimmatlar, kiliseler aracılığıyla yerli Rumlara dağıtılarak bölgede silahlı bir güç oluşturulmuştur.

İttihat ve Terakki kabinesinin istifası ve Vali Rahmi Bey’in görevden alınmasının ardından İzmir Valiliği’ne atanan Nurettin Paşa, Rumların gizlice silahlandığını tespit ederek Babıali’yi durumun ciddiyeti konusunda uyarmıştır. Ancak Nurettin Paşa’nın olası bir işgale karşı savunma tedbirleri alması İngilizleri rahatsız etmiş; İngilizlerin baskısı sonucunda Sadrazam Damat Ferit Paşa, “Kambur” lakabıyla bilinen İzzet Bey’i vali olarak atamıştır.

“Kambur” İzzet Bey ve Milli Teşkilatların Dağıtılması

Kurtuluş Savaşı tarihine “hain” sıfatıyla geçen Vali İzzet Bey, İngiliz konsolosluğundan aldığı direktiflerle hareket ederek Nurettin Paşa’nın kurduğu Milli Teşkilatları dağıtmıştır. İşgalden kısa süre önce yayınladığı bildiride halka; barış tesis edilene kadar sükûneti koruma çağrısında bulunmuş, direniş gösterecek olanları ise en ağır şekilde cezalandırmakla tehdit etmiştir. Bu atmosferden cesaret alan Rumlar ve Metropolitlik, Türklerin güvenliği ihlal ettiğine dair asılsız söylentiler yayarak işgal için zemin hazırlamışlardır.

15 Mayıs 1919: İzmir’in Kararması

14 Mayıs 1919’da İngiliz Amirali Webb, İtilaf Devletleri adına Babıali’ye bir nota vererek İzmir’in ertesi sabah Yunanlılar tarafından işgal edileceğini bildirmiştir. Notada, Osmanlı askerlerinin kışlalarını terk etmemesi ve silahlarını teslim etmesi şart koşulmuştur.

15 Mayıs sabahı, İngiliz Amirali Calthorpe komutasındaki İtilaf donanması eşliğinde Yunan birlikleri karaya çıkmaya başlamıştır. Bu esnada daha önceden silahlandırılan yerli Rumlar da Yunan üniformalarıyla sokakları tutmuştur. 17. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa ve Vali İzzet Bey’in kesin talimatları doğrultusunda Türk askeri direniş göstermemiş, ancak halk büyük bir şaşkınlık ve çaresizlik içinde olayı izlemiştir.

İlk Kurşun ve Şehadet Mertebesi

İşgalin seyri, Gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres) tarafından atılan ilk kurşunla değişmiştir. Bu direniş sonrası Yunan askerleri vahşileşmiş; Türk subaylarını süngü zoruyla “Zito Venizelos” (Yaşa Venizelos) diye bağırmaya zorlamışlardır. İzmir Askerlik Şubesi Başkanı Kurmay Albay Fethi Bey ve Askeri Doktor Yarbay Şükrü Bey, bu onursuz teklifi reddederek “Kato Venizelos” (Kahrolsun Venizelos) diye haykırmış ve oracıkta süngülenerek şehit edilmişlerdir.

Esaret ve Hakaret Dolu Günler

İşgalin tamamlanmasıyla birlikte evler yağmalanmış, Türk halkına yönelik büyük bir şiddet dalgası başlamıştır. Esir alınan subay ve askerler, Patris vapurunun hayvan pislikleriyle dolu ambarlarında gayriinsani koşullarda hapsedilmiş; ardından Mudanya’ya sevk edilmişlerdir. Mudanya’da resmi makamların ilgisizliğine rağmen, esirlere yalnızca yerel bir hayırsever sivil sahip çıkmıştır.

Şurayı Saltanat ve İşgalin Neticeleri

İşgalden on bir gün sonra, 26 Mayıs 1919’da İstanbul’da Sultan Vahdettin’in başkanlığında “Şurayı Saltanat” toplanmıştır. Padişahın tüm görkemiyle katıldığı bu toplantıdan, vatanın kurtuluşuna dair somut bir sonuç çıkmamıştır.

Ancak İzmir’in işgali, Türk milleti için bir dönüm noktası olmuştur:

Milli Direniş: Mondros’un bir imha planı olduğu anlaşılmış ve Anadolu’nun dört bir yanında “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” parolası yankılanmaya başlamıştır.

İtilaf Bloğunda Çatlak: İzmir’in İtalya yerine Yunanistan’a verilmesi, İtalya ve Fransa’nın İngiltere’ye karşı tavır almasına ve dolaylı yoldan Türk direnişine destek vermesine yol açmıştır.

Siyasi Sarsıntı: İngiltere’nin bu politikası sömürgelerinde ayaklanmalara yol açmış ve nihayetinde Türklerin zaferleriyle birlikte Lloyd George hükümetinin düşmesine neden olmuştur.

İzmir’in işgali, görünürde bir toprak kaybı olsa da aslında Türk Kurtuluş Savaşı’nın fiili başlangıcı ve Türk milletinin bağımsızlık azminin sarsılmaz mührü olmuştur.

Kaynak: Samih Nafiz Tansu, Teşkilat-ı Mahsusa (İki Devrin Perde Arkası), Olympia Yayınları, İstanbul, 2024.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir