ZAFER GÖKCAN

ÜÇÜNCÜ YOL: MECBURİYETTEN DOĞAN BİR İRADE

Tarih, tıkanan yolların toplamıdır.Her  tıkanma, bir tercihi değil; bir mecburiyeti doğurur.

Bugün içinde bulunduğumuz siyasal düzen, yalnızca bir kriz değil; bir tükeniştir. Var olan sistem işlemez hale gelmiş, karşıtlık üzerine kurulu alternatifler ise çözüm üretme kabiliyetini yitirmiştir. İşte tam da bu noktada mesele bir tercih olmaktan çıkar: Üçüncü bir yol artık bir seçenek değil, zorunluluktur.

Bu topraklar, böyle eşiklere yabancı değildir.

Osmanlı’nın çöküş yıllarında “Osmanlıcılık” bir çare diye sunuldu. Uluslaşma dalgasını durduracak bir harç olacağı düşünüldü. Olmadı. Ardından “İslamcılık” devreye sokuldu; ümmet üzerinden bir birlik hayal edildi. O da olmadı. Ne devletçilik ne de dincilik çöküşü durdurabildi.

Ve tarih, o an üçüncü yolu doğurdu: Türk Ulusçuluğunu.

Bu üçüncü yol; meşruti monarşiye karşı cumhuriyeti, ümmetçiliğe karşı ulusçuluğu koyarak bir çıkış yarattı. Bir millet, kendi kaderini eline aldı.

Bugün ise benzer bir kırılma anındayız.

“Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi” adı altında kurulan yapı; siyasal alanı iki kutba hapsederek çatışmayı yönetim biçimine dönüştürmüştür. Bu sistem, uzlaşmadan değil gerilimden beslenmektedir. Devletin kurumları işlevsizleştirilmiş, yasama ve yargı millet iradesinden koparılmıştır. Hukuk askıya alınmış, anayasa ihlalleri sıradanlaştırılmıştır.

Ortaya çıkan tablo açıktır: Baskı, korku ve keyfilik üzerine kurulu bir yönetim.

Bu yapı sürdürülebilir değildir.

İktidar bloğu, otoriterleşmeyi derinleştirerek kendi çöküşünü büyütmekte; muhalefeti düşmanlaştırarak kendi zalimliğini pekiştirmektedir.

Ancak mesele yalnızca iktidar değildir.

Muhalefet bloğu da bir çıkış üretememektedir. Kendi içinde yönsüz, dağınık ve tepkisel bir siyaset üretmektedir. İktidarın çizdiği sınırlar içinde hareket etmekte, onun diline hapsolmakta, hatta zaman zaman onu taklit etmektedir. Bu haliyle muhalefet, bir alternatif değil; mevcut düzenin gölgesidir.

İşte bu yüzden:

İktidar ve muhalefet dışında bir üçüncü yol, artık bir ihtiyaç değil; tarihsel bir zorunluluktur.

Bu üçüncü yol; kamusal adaletin, milli uzlaşının ve toplumsal aydınlanmanın kapısını aralamak zorundadır. Temelinde yurttaşlık hukuku olmalı; ayrıştıran değil birleştiren bir irade taşımalıdır.

Ne dinci-mezhepçi bir otoriterlik,
Ne de kimliklere sıkışmış parçalı bir siyaset…

Çözüm; ulusal bağımsızlıkçı, laik, cumhuriyetçi ve kamucu bir çizgidedir.

Adı açıktır: Ulusal Cumhuriyet Programı.

Bu program, yalnızca bir siyasal öneri değil; bir yön tayinidir. Pusulası ise Kemalizmdir.

Kemalist altı ok ilkeleri, bu ülkenin yeniden kuruluş iradesinin özüdür. Bugün ihtiyaç duyulan şey, bu ilkelerin yeniden bir örgütlü güç haline getirilmesidir.

Bu güç; partiler üstü bir toplumsal seferberlikle kurulacaktır. Yurttaş meclisleri, kamutaylar, işçi ve çiftçi örgütlenmeleri, sivil platformlar… Üçüncü yol, yukarıdan değil; aşağıdan, halkın içinden yükselecektir.

Semtten kente, kentten ülkeye uzanan bir örgütlenme ağıyla…

Sosyal ve kültürel alanda başlayan bu yürüyüş, siyasal bir ittifaka dönüşecektir.

Ve o ittifakın adı: Ulusal İttifak olacaktır.

Bu ittifak; milliyetçi, cumhuriyetçi ve halkçı bütün unsurları kapsayacak, aşamalı bir katılımla büyüyecektir. Örgütsüzlerden başlayarak, sistem dışına itilmiş yapılara, oradan meclis dışına ve nihayet meclis içine uzanan geniş bir hat kurulacaktır.

Bu süreç uzun değildir.

Asıl mesele zaman değil; iradedir.

Üçüncü yolu kavramak ve onu inşa edecek cesareti göstermek…

Çünkü gerçek şudur:

Üçüncü yol, bir arayış değil; bir hatırlayıştır.
Bir kopuş değil; bir yeniden kuruluştur.

Ve o yolun adı bellidir:

Kemalist yol.

Ulusal Cumhuriyet Programı ise bu yolun pusulasıdır.

28 Mart 2025
Gökcan Zafer

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir