İKİ YÜZLÜ AYNALI MECLİS
Meclisin çatısı ile zemini arasına, tam ortasına, kimsenin inkâr edemeyeceği bir yere dikey bir ayna yerleştirilmiş. İki yüzlü. Bir yüzü iktidarı gösteriyor, diğer yüzü muhalefeti. Hangi tarafa dönerse, o taraf görünür oluyor; alkışlar, nutuklar, sloganlar o yöne doğru yükseliyor. Kameralar o yüzü kayda alıyor, manşetler o yüze göre atılıyor. Halk, kendisine gösterilen yüzü “gerçek” sanıyor.
Oysa asıl gerçek, aynanın dönme anında oluşan kör alanda saklı.
Ayna her hareket ettiğinde, iki taraf da bir anlığına görünmez oluyor. Ne iktidar seçiliyor ne muhalefet. Işık kırılıyor, yansıma kesiliyor, görüntü silikleşiyor. Tam o esnada, çatının gölgesi zemine düşüyor; zeminin tozu yukarıya kalkıyor. Kimsenin bakmadığı o dar, karanlık aralıkta fısıltılar dolaşıyor. El sıkışmalar, geri çekilen önergeler, yumuşatılan ifadeler, ertelenen soruşturmalar… Bütün pazarlıklar, tam da görünmezliğin hüküm sürdüğü o boşlukta yapılıyor.
Anlaştıklarında ayna ağır ağır muhalefete dönüyor. Eleştiri dozu ayarlanmış, öfke kontrollü, cümleler keskin ama sınırları belli. Kamuoyu “mücadele” izliyor. Anlaşamadıklarında ise ayna iktidara kayıyor; çoğunluğun sesi yankılanıyor, ret oyları sıradanlaşıyor, gündem değişiyor. Bu kez kamuoyu “istikrar” seyrediyor. Her iki durumda da seyredilen şey bir yansıma; asıl pazarlık, çoktan kör alanda tamamlanmış oluyor.
Aynanın kendisi tarafsız değil aslında; o yalnızca döndürülüyor. Döndüren eller görünmüyor. Meclisin mimarisi şeffaflık iddiasıyla yükselmiş olsa da, şeffaflık yalnızca yansımanın berraklığı kadar. Kimse aynanın arkasına geçmiyor, kimse dönme anını kayda almıyor. Çünkü sistem, görünürlüğü değil, gösterilebilirliği esas alıyor. Gösterilen kadar demokrasi, yansıtılan kadar muhalefet, izin verilen kadar iktidar…
En tehlikelisi de şu: Zamanla herkes aynanın iki yüzüne alışıyor ama kör alanı unutuyor. Oysa siyaset tam da o unutulan yerde biçimleniyor. Kararlar orada yumuşuyor, ilkeler orada esniyor, kırmızı çizgiler orada silikleşiyor. Çatı ile zemin arasındaki o dar boşluk, aslında en geniş alanı kaplıyor; çünkü hesaplaşma değil, hesap orada yapılıyor.
Belki de asıl mesele aynanın hangi yöne baktığı değil, ne kadar sıklıkla döndüğü. Dönüşler sıklaştıkça kör alan büyüyor. Görünürlük arttıkça hakikat azalıyor. Ve biz, her seferinde yalnızca bir yüzü alkışlayarak, aynanın arkasındaki karanlığı biraz daha derinleştiriyoruz.
Gerçek demokrasi, belki de aynayı sabitlemek değil; dönme anını aydınlatmakla mümkün. Çünkü her şey, kimsenin bakmadığı o kısa karanlıkta olup bitiyor. Diyoruz ki, o aynaları kırıp atmalıyız. Şeffaf halkın doğrudan partisiz meclise girecek düzeni yaratmalıyız. Yani DOĞRUDAN DEMOKRASİ. M. Kemalin bütün başarısı buradan geliyordu.

