ULUSAL EĞİTİM BİLDİRİSİ

 

SİYASAL parti olarak, Cumhuriyet Hükümetinin “eğitim reformu”nu başından beri eğitimcilik deneyimi olan üyelerimizle, çalışan öğretmenlerimizle, eğitimbilimcilerimizle, çocuk psikolojisi uzmanlarıyla birlikte izledik, izliyoruz. 
 
Bununla yetinmeyerek, eğitim işkolundaki sendikaların, eğitim fakültelerindeki öğretim üyeleri ile tabip odalarının görüşlerini ve değerlendirmelerini de inceledik. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana toplanan Eğitim Şuraları’nın belgelerini yeniden anımsadık. Öte yandan, yaşam biçimlerine imrendiğimiz gelişmiş ülkelerin eğitim düzenlerini gözden geçirdik. 
 
Eğitim sistemlerini düzenleyen ve altında devletimizin de imzası bulunan uluslararası belgeleri göz önüne aldık.
 
Bizce, durum şudur: Cumhuriyet, insanlarımızın içinde yaşadıkları aile, mahalle, köy, kasaba, kent gibi ortamları tanımalarını ve toplu yaşama uyum sağlamalarını, beslenme, barınma, giyinme başta olmak üzere tüm gereksinmelerinin ana kaynağını oluşturan doğayı  bilmelerini ve canlı cansız  yanlarını tanıyıp onlardan yararlanmalarını,
 
 
Tek başlarına aşamayacakları güçlükleri ana-baba ve kardeşlerden başlayarak öteki insanlarla işbirliği, işbölümü  yaparak ve danışarak  aşabilmelerini,
 
Kendilerine ve başkalarına zarar vermeden karşılıklı sevgi, saygı ve yardımlaşmaya dayalı bir barış içinde yaşamayı sürdürebilmelerini,
 
Üzerinde yaşadıkları yurdun ve birlikte yaşadıkları ulusun  kendileri için de yaşam kaynağı ve bir güvence olduğunun bilincinde olmalarını,
 
Tüm  insanların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduklarını bilen, bu nedenle de kendi hak ve özgürlüklerinin bilincinde olup onları savunarak kullanıp geliştiren bir insan olmanın temel koşulu ve mutluluk  huzuru olduğunu anlamasını,
 
Bütün bu gelişkin insan niteliklerinin ancak aklını  kullanma, bilim ve teknikten yararlanma becerileriyle donanılarak kazanılacağını anlayabilmelerini sağlamış ve olanakları geliştikçe tüm okullarıyla onların donanımlarını, programlarını, öğrenim sürelerini, derslerini, konularını bu amaca göre  düzenlemiş, elbet öğretmenlerini de öyle yetiştirmeye çalışmıştır.
 
          X  x  x
 
İçtenlikle ve vicdanla değerlendirilirse, cumhuriyetçi eğitim bazı kusurlarını karşın, önüne çıkarılan güçlükleri ve iktidarları saptırma çabalarını yenerek büyük ölçüde  başarılı olmuştur. 
 
Bugünün Türkiye’sinde nüfusun
 
% 90’ı aşan bölümü okuma yazma olanağına kavuşmuştur.
 
% 50’ye yakını orta öğretim yapabilmektedir.
 
% 30’a yakın bölümü yüksek öğrenim olanağı bulabilmiştir.
                                  
Hemen hemen her meslek alanına uzman ya da ara eleman yetiştirilebilmektedir.
 
Yetersizlikler de vardır: 
 
Bilimsel araştırma ve geliştirme olanakları sınırlıdır.
 
Teknoloji geliştirmede gerilerdeyiz.
 
Doğal kaynaklarımızı verimli kullanmada yetersizliklerimiz sürüyor. 
 
Gelişmiş ülkelere yetişmekte geç kalıyoruz.
 
Toplumsal barış ve huzur ortamını kurmak, korumak, geliştirmek ve  sürdürmekte zorlanıyoruz.
 
Saldırgan  ve sömürgeci ülkelere karşı  ulusal hak ve çıkarlarımızı koruyup güvenceye sağlı tutmakta yeterince başarılı değiliz.
 
Başka eksiklerimiz de sayılabilir. Ama eksiklerdeki başlıca nedenin dinsel inanç zayıflığı ve ahlâk bozukluğu olduğunu söyleyenlerin akıl, bilgi ve inanç sağlamlığından yoksun oldukları da bir gerçektir.
 
Eğitim, Birleşmiş Milletler’in sözleşmelerinde ve eğitimbilimcilerin söylemlerinde  “insan kişiliğini tam ve özgürce geliştirme etkinliği”  olarak tanımlanıyor. Çocuğun doğuştan getirdiği temel nitelikteki bedensel ve zihinsel özelliklerini geliştirmek ana-babanın, ülkedeki eğitim düzenin, okulun, öğretmenin ve elbette siyasal iktidarların sorumluluğuna girer. 
 
Çocuğun gelişme yönünü çarpıtmak, değiştirmek, eğip bükmek kimsenin hakkı değildir. 
 
Bu anlayış  gereğince, AKP iktidarına gelinceye kadar hiçbir  cumhuriyet hükümeti, dinsel duyarlılıklarını öne çıkarmış   olduğu durumlarda bile, çocuklarımızı kör inançlara kaynaklık eden, akıl ve bilimden uzaklaştıran, farklı insanlarla barış ve hoşgörü içinde yaşayabilmeyi insan özelliği olmaktan çıkarıp tarikat ya da cemaatlere teslim etmeye şimdiki iktidar kadar heves etmedi ve ulusal eğitim kurumlarımızı din okullarına dönüştürmeye girişmedi. Onlarca yıldır, cumhuriyetin kıt olanaklarla yurttaşların hizmetine sunabildiği eğitim-öğretim düzenine bu kadar dindarca ve düşmanca davranan olmamıştır.
 
X  x  x
 
Bu durumun nedenlerini artık ciddiyetle düşünmek ve değerlendirmek zorundayız. Söz konusu olan, çocuklarımız, torunlarımız, geleceğimiz ve ulusal varlığımızdır.
 
Temel Eğitim Yasamız eğitim düzenimizin önüne üç temel amaç koyuyor:
 
Birincisi, iyi insan yetiştirmek: İster din ve  mezhep inançlarına, ister psikoloji ve toplum  bilimlerine, isterse de Türk ahlâk ve töresine  göre, iyi insan en azından aklını ve yeteneklerini kullanabilecek becerilerle donatılmış, çalışkan, üretken, girişken ve barışçı, hoşgörülü, doğruluk ve dürüstlüğe bağlı, birlikte yaşama gereklerine uyan kişidir.
 
İkincisi, iyi yurttaş yetiştirmek: ulusunu ve yurdunu tanıyan, kaynak ve olanaklarını bilen, sorunlarını anlayıp çözümlerini arayan, işbirliğine, işbölümüne, yardımlaşma ve dayanışmaya katılan, yurt olanaklarını verimli ve yararlı  kullanan,yurt ve dünya barışına katkısı olan kişidir.
 
Üçüncüsü, iyi meslek adamı yetiştirmek: Kişisel ilgi ve yeteneklerine dayalı bir mesleği seçmeyi, o alanda kendini geliştirmeyi, elindeki olanaklarla en verimli  ve yararlı ürüne varmayı başarabilecek yetenek ve becerilerle donanmış kişidir.
 
Dünyada , özellikle de gelişmiş ülkelerde, eğitim süreleri, programları, okul türleri ve aşamaları, çocukları bu temel amaçlara ulaştırmanın gerekleri düşünülerek belirlenmeye çalışılmıştır. O nedenle, gereksinimler ve olanaklar arttıkça özellikle temel eğitim süreleri uzatılmıştır. 
Eğitim kurumlarından geçiş sürelerinin kaç yıl olması bu ölçütlere ve ilkelere göre belirlenmektedir. Böyle olduğu içindir ki, cumhuriyet tarihi boyunca eğitim yaşamımızda edinilen deneyimler ve olanaklar gözönünde tutularak eğitim süresi kesintisiz olarak uzatılmıştır. Bunun çok da yararlı olduğu günlük yaşamımızda da gözlenebilmektedir.
 
X  x  x
 
Şimdi olup bitenler ve tartışmalar, “imamhatip, din, mezhep, tarikat, akıl, bilim, laiklik” gibi sözcüklerin olur olmaz kullanıldığı bir  kaosun yaşanmakta olduğunu göstermektedir. Bu durum şaşırtıcı değil. İyi insan, iyi yurttaş, iyi meslek adamı yetiştirmek gibi ulusal eğitim amaçlarının AKP iktidarınca pek önemli sayılmadığı anlaşılıyor. İnsan topluluklarının ortak gereksinimleri, olanakları, sorunları  ve çözümleri üzerine özgürce düşünüp özgürce davranmayan, hak ve özgürlüklerini bilmek, kullanmak, korumak ve geliştirmek bilincinde olmayan, sorgulamayan, tartışmayan, başkalarınca kullanılmaya ve sömürülmeye yatkın, itaatkâr insanlar olması mı istenmektedir?
 
Bütün yurttaşlarımız bilmelidir ki, “muhafazakâr, dindar ve ahlâklı insanlar yetiştirme”  perdesi gerisinde çocuklarımızi başta ABD ve AB olmak üzere Batı emperyalizminin sömürü çarklarına hizmet edecek köleler biçiminde yetiştirmek, ulusal eğitim politikamızın asla  hedefi ya da bilinçsiz ve dolaylı sonucu olamaz.
 
Bu gidişi durdurmalıyız.
 
Çocuklarımızın “bizim” olmaktan,  hatta “kendileri” olmaktan çıkarılıp “onların olmasına” göz yumamayız. Ulusal eğitim politikamız bilimsel çalışmalarla ve geniş katılımlı Şura kararlarıyla cumhuriyetçi temellerine yeniden oturtulmalıdır.
 
Mümtaz SOYSAL
BCP Genel Başkanı

{jcomments on}