Durgunlukta Dinlenme

Yazdır
KUZEYİMİZDE biraz türbülans var. Ukrayna’da olup-bitenler üzerine Rusya endişelenip korunma önlemi olarak yakınındaki Kırım’a asker gönderince ortalık karıştı ama kasırga kopmadı, hava durgunlaştı. Durgunlukta zihinleri toparlamak iyi olur. Uçsuz bucaksız ses kaydı suçlamaları seyrekleşti, dağınıklığı giderip ciddi düşüncelere yer açmak gerekiyor. 
 
Sorun, dünyanın, ülkenin ve toplumun nereye gitmekte ya da sürüklenmekte olduğunu belirleyip geleceği doğru öngörebilmek sorunudur. 

“Sürükleniyoruz” demek elbet abartılı kaçıyorsa da ne yapmak gerektiği konusunda bir tereddüt yaşandığı belli. Çok şükür bir çatışma çıkmadı.
 
Böyle bir durumda ne yapılabilir?
 
Ankara için en doğru tutum Moskova ile temasa geçmekti ve bu yapıldı ama bu vesileyle asıl ele alınması zorunlu olan konu galiba yine ihmal edildi: Türkiye- Rusya ilişkilerinin sağlam ve sürekli bir zemine oturtulması. 
 
Geçmiş dönemlerde Osmanlı Çarlık rejimleriyle yaşanmış olanları yeniden deşmek yanlış olur. Yalnız onlardan çıkarılacak önemli bir ders var: 

Coğrafyanın ve tarihin yan yana getirdiği bu iki unsur etnik açıdan hayli önemli farklılıklar taşıdıkları ve hatta çatıştıkları halde birlikte yaşadıkları ve ister istemez paylaşmaktan kaçamayacakları durumları da hiç eksik sayılmaz; o durumlar bazen etnik ve siyasal etkenlerden bile ağır basabiliyor; en başta komşuluk olmak üzere. Bu devirde bile, komşular içinde yaşadıkları koşulları çoğu zaman başkalarından daha iyi değerlendirirler.
 
Mümtaz SOYSAL
 
7 Mart 2014 - Cumhuriyet

 
 
  

Acıların Acısı

Yazdır
BİR acının anlatılmasının ne ölçüde acı vereceğini tahmin edebilir misiniz? “Öyle şey olur mu”, öğrendikçe anlıyorsunuz ki, galiba öyle bir şey var. Hangi acıyı anlatmanın daha çok acı verdiğini mutlaka bilmemiz gerekiyor: Acaba anlatılınca dinleyene daha çok mu acı çektiriliyor? Yoksa, yazıyla anlatılınca okuyanın çektiği acı daha az mı olur?
 
Bu yazıyı yazarken bile bunun önemi büyük oluyor; dikkatli davranmazsanız, hiç istemiş olamayacağınız acılar çektirebilirsiniz insanlara. Bereket, bu yazıda anlatılacak olayda acı çeken kişi ne benim bildiğim bir kişidir ne de sizin. 
 
Olay şu: Polis işkencesinden geçmiş bir hukukçunun annesi, oğlunun çektiği acıyı dinlemenin acısına dayanamayıp intihar etmiş. 
 
İnsan hakları ihlalleri arasında en çok tepki çekenin “işkence” olduğunu duymuşsunuzdur herhalde. Gerek fizik acısıyla gerekse tarzıyla ondan kötüsünün olmadığı anlatılır bilim kitaplarında. 
 
Poliste işkencenin daha da çirkin olduğunu anlatmaya gerek var mı? 
 
Bütün bunların eski zamanlara ait masallar ya da hikâyeler olduğunu düşünmeniz gereken bir çağda böyle bir olayın bugünlerde kendi ülkenizde yaşanmış olmasına üzülünmez mi? Türkiye ki, önemli devrimlerden geçerek bugünlere gelmiş olmakla övünen insanların ülkesidir, böyle bir ülkede bu çeşit haberleri duymak bile utanç verici değil mi?  
 
Mümtaz SOYSAL
 
5 Mart 2014 - Cumhuriyet
 
 

Safsata ve Ciddiyet

Yazdır
SON haftalar boyunca telekulak haberleri, yasadışı dinleme olayları, suçlamalar, iftiralar, yalanlamalar, doğrulamalar ve bunlar üzerine sürdürülen konuşmalarla röportajlar yüzünden ne kadar nefes tüketildiği, kaç sayfa haber yazılıp sütun oldurulduğu, kısacası nasıl zaman, emek harcandığı şöyle bir hesap edilip saate ve paraya dönüştürülse ortaya çıkacak ulusal zararı düşünebiliyor musunuz? 
 
İşte safsata buna derler. Uzun bir kış biterken Türkiye baharı böyle mi karşılamalıydı? Düşünecek başka konular, söylenecek başka sözler yok muydu? 
 
Böyle bir başıboşluk, savrukluk, adamsendecilik olur mu? Herhalde keyif kaçırmak, mendeburluk, meymenetsizlik etmek için geçmiyor zihinden bu tür düşüncelerle duygular. 
 
Ülkenin güzelliğini, insanlarının potansiyelini düşününce ister istemez biraz gayret, hedef, plan, program, disiplin falan olsa daha neler yapılmaz ki demeden durabilir misiniz?
 
İktidar, telekulak ıvır zıvırlarıyla uğraşacağına yatırım tasarımlarıyla, bölgesel kalkınma düzenlemeleriyle, parasız yükseköğretim, ileri teknoloji hedefleriyle halk yığınlarının karşısına ve yer yer kentlerde bunlar tartışılsa, kaynayan, ileriye fırlamak için sabırsızlanan bir Anadolu yaratılsa fena mı olur? Başbakan yeni atılımların müjdecisi olsa, ana muhalefet de durgun ve donuk kalabalıkları coşturup daha canlı, istekli bir toplum yaratmak için uğraşsa... Safsatanın yerini ciddi bir kalkınma felsefesinin alacağı bir Türkiye şaşırtıcı harikalar yaratabilir. 
 
Biraz hayalci sayıklamaları andıran bu çeşit düşünceler, aslında yavaş yavaş alışmaya başladığımız silik, mecalsiz ve ufuksuz bir toplum olmaktan sıyrılmayı sağlayacak yeniliklerin özleminden kaynaklanıyor olabilir. Hiç kuşkusuz, ilerlemekten daha çok geriye gidiş izlenimi veren bir siyasal sürecin içinde çırpınan Türkiye’nin fantezilere değilse bile en azından ciddi ve sarsıcı uyarılara muhtaç olduğu açıkça görülmektedir. Yerinde saymak ya da çürüyüp eriyip gitmek, köklü bir tarihle parlak bir devrimin ürünü olan bu Cumhuriyetin akıbeti olmamalıdır.  
 
Mümtaz SOYSAL
 
28 Şubat 2014 - Cumhuriyet

 

Komşu Dostluğu

Yazdır
SON günlerin dış politika dalgalanmaları devletler arası ilişkilerde Türkiye’nin daha dikkatli ve duyarlı bir rota tutturmasını gerektireceğe benziyor. Karadeniz’in hemen karşımızdaki kuzey kıyılarında ve içteki topraklarda olup bitenleri iyi izlememiz ve gerektiğinde temkinli bir politika izlemeye hazırlanmış olmamız önemlidir. Kırım, neredeyse bizim toprağımız sayılacak kadar yakınımızda ve geçmişi de bizim tarihimizin sayfalarında. 
 
Öte yandan, Rusya’nın siyasal, ekonomik, stratejik ve sosyal açılardan bizler için ne denli önemli olduğunu *ayrıca vurgulamak bile fuzuli kaçar. Böyle olunca, bu olayın kamuoyumuzda, siyaset çevrelerimizde, kısacası ülkemizde, ulusumuzda hiçbir çalkalanma, tedirginlik ve telaş yaratmamış olması çok tuhaf değil mi? 
 
İkinci Dünya Harbi ve Soğuk Savaş bir yana, Rusya ile Çarlık rejiminin ve Sovyetler Birliği’nin topraklarında kurulan şimdiki Ukrayna devleti konusunda bilgi dağarcağımızda ne kadar ve nasıl bir birikim olduğu da pek belli değil. Böyle bir durumda kuzeyimizde ortaya çıkabilecek daha da kritik bir gelişmenin riskleri daha da endişe verici olabilir. 
 
Komşu yarımadadaki gerilim çok şükür henüz bir çatışma ya da NATO’nun yahut doğrudan doğruya Türkiye’nin müdahale etmesini gerektirecek bir raddeye gelmiş değil. Ama yine de bölgenin önemli devleti ve en yakın komşusu olan Türkiye’nin ilgisini belli edici bir açıklamanın yapılması ve hiç değilse ticaret ilişkileri açısından bazı açıklamaların yapılması gerekmez miydi? Komşuluk adabı böyle bir durumda bazı ağızların konuşmasını bekler.  
 
Mümtaz SOYSAL
 
3 Mart 2014 - Cumhuriyet

 

Kayma

Yazdır
AVRUPA Birliği’ne tam üye olabilmesine yönelik zaten aheste seyreden müzakerelerin büyük olasılıkla pek yakında askıya alınabileceğine ilişkin haberler son derecede düşündürücüdür. Brüksel’den İngiltere’nin ciddi gazetesi The Times’a sızdırılan söylentilere göre temel neden Ankara’nın otokratik bir yönetime kaymakta oluşuymuş. Bizde de aynı izlenim yok mu? Ana muhalefetin ve basının hafif eleştirileri bile Erdoğan’ı sinirlendirmekte ve Sayın Başbakan da üslubunu sertleştirerek ancak paniğe kapılmış diktatörlere özgü sözler sarf etmekte. 
 
Böyle bir görüntü, Batılılara yakın geçmişin bazı rejimlerini hatırlatıp Türkiye konusundaki değerlendirmelerini de hep o ölçütlerle yapmalarına yol açıyor. Keşke birileri ona söylese de böyle bir tipikliğe doğru sürüklenmese.
 
Ne yazık ki şu sırada onun yarattığı izlenime bir de ülkenin hiç hoş olmayan manzarası ekleniyor: Ardı ardına ortaya çıkan yolsuzluk söylentileri, tükenmek bilmeyen suçlamalar, iftiralar ya da çirkin ihale haberleri, kayırmalar falan. Kısacası çürümekte olan bir toplum; bir yanda televizyonlarında ve radyolarında koyu dincilik programları yayımlanırken bir yandan da “vur patlasın çal oynasın” havaları. 
 
Bütün bunlar, mali durum başta olmak üzere ekonomide sağlıklı sayılabilecek tablonun olumlu yanlarını gölgeleyip Türkiye konusunda ne yaptığını tam bilmeyen, nereye yöneldiğini hiç kestiremeyen tuhaf bir dış görüntü yaratmakta
 
Hiç yakışıyor mu Cumhuriyet Türkiyesi’ne? Halkının dürüstlüğü, çalışkanlığı, özverili yaşamı bilinen, artık terörü, saçma sapan mezhep kavgası kalmamış bir ülkeye daha iyi bir izlenim yakışmaz mıydı? Planlı, programlı kalkınmasıyla, dengeli toplum yapısıyla, sağlam eğitimiyle, yüksek bilim düzeyi ve ileri teknolojisiyle mükemmel bir Türkiye kurabilseydik; burun kıvıracak, müzakereleri askıya almaya kalkışacak bir Avrupa olur muydu karşımızda? 
 
Kendimize ettiğimiz haksızlık bize yapılan haksızlıklardan daha üzücü ve acıtıcı değil mi?  
 
Mümtaz SOYSAL
 
26 Şubat 2014 - Cumhuriyet

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- teksayfa. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free