Bir Bitişin Hüznü ve Geleceğin Şevki

Yazdır
EMRE KONGAR geçen günkü sütununda Erdoğan iktidarının son günlerini mükemmel anlatmıştı. Yürek burkucu bir çöküntü hikâyesi: Anlamlı bir devletin en sorumlu makamına kadar yükselen bir politikacının koltuğunu kaybediş sürecine ilişkin olarak. 
 
Üzülüyorsunuz ama neye, niçin üzüldüğünüzü tam kestiremeden. Söz konusu kişi son derece zeki ve becerikli. O makama gelişinde elbet çeşitli yeteneklerinin payı olduğu kesin ama en çok da yine bunlar, yani zekâ ve beceri. Ayrıca, varlıklı ve nüfuzlu toplum kesiminden gelmeyen bir “halk çocuğu.” Zaten, yürüyüşüne kadar her davranışı bunu belli etmekte. Bunlara bakarak ya da bunları duyarak onun hakkında kolayca “kasaba politikacısı” hükmüne varabilirdiniz. 

Ama çizilmesi gereken portre o kadar basit değil. Bir kere, olumsuz koşulları yenmenin verdiği bir “hayat deneyimi” var. 

Donanım ve bilgi eksikliği mi? İnanç dünyasına yakınlık ve elbette o çarpıcı zekâyla, beceriklik bu eksikleri ve olumsuzlukları gidermeye fazlasıyla yetebilir ve yetiyor. Keşke, zekilik ve beceriklilik yerine alçakgönüllülük, sabırlılık, göz doygunluğu gibi sıradan nitelikler edinmiş olabilseydi. Onlarla hırslı kasaba politikacısı izlenimlerini silip birinci sınıf bir politikacı yaratmak o sayede çok doğru işler yapılabilirdi. 
 
Gelgelelim, bu tip insanlara musallat olan o meşum hastalığa o da yakalandı: Bu zor kazanılmış nitelikleri halkının, hatta onlarla inşa edebileceği ulusunun hizmetine vermek yerine, tam aksine sömürücülerle kaynaşmak, onların âlemlerinde mest olmak, onların gemilerine (pardon yatlarına) binmek, hatta o yanlış bir rotaya dümen kırıp onların zırhlılarından Haliç semtlerine propaganda salvoları açmak hiç yakışık almadı. Kurnazlığa yaklaşan zekilik ister istemez Kasımpaşalı Tayyip’in hırsını artırmış ve başını döndürmüştür. 
 
Şimdi kendi hataları ve hakkındaki söylentiler yüzünden siyaset sahnesinden dışlanmaya doğru gitmekte olan o politikacı başka türlü değerlendirilebilecek niteliklerini de alıp gitmekte. Bir an önce gitmesi, yetkisizleştirilmesi, hiçbir şey yapamaz duruma gelmesi isteniyor. Hatta cezalandırılması, bileklerinde kelepçeyle dolaştırılması için sabırsızlananlar bile var. Elbet onlara katılacak, sadist uygulamalarını paylaşacak kadar katı yürekli olamazsınız. Birikmiş kin ve hınç da bir bakıma ona karşı birikmiş tepki, hınç da rahatsız edicidir. Hikâyenin hüzün verici yanı da bu. 
 
Fakat bütün bu duyguları silen, yok eden bir başka değişikliğin yaşandığını da unutmayalım. Devletin başından uzaklaşan kişi giderayak devleti de yıkarcasına kural değişiklikleri yapmaya kalkıştı. Sanki “ben yıkıldım, devlet de yıkılsın” demek istedi. Başlı başına bu tutumu bile içinizde acıma, üzülme namına ne varsa onları da yıkmış olmalı. Söz konusu kişinin iktidar yılları boyunca gerçek bir devlet adamı gibi davranmadığını zaten biliyordunuz ama kendi yıkılırken devleti de yıkarak gitmeye de hakkı olmamalıydı. 
 
Şimdi, olanları bir yana bırakmak ve zedelenip yıkılma raddesine gelen devleti yeniden gerçek Cumhuriyetçi temeller üzerinde kurup insan haklarına, özgürlüğe ve değişik kimliklere saygılı ama ulus kavramından ödün vermeyen demokratik sistemi yüceltmenin tam zamanıdır. Ana muhalefet başta olmak üzere bütün cumhuriyetçi güçler geçmişten hesap sorma ve cezalandırma peşinde koşma yerine onarmaya, yenilemeye ve yapıcılığa yönelmelidirler. Önümüzdeki yerel seçimlerden başlayarak güven verici cumhurbaşkanı seçimi ile genel seçimler, bu inancı gerçekleştirmek için bir daha kolay bulunmaz bir fırsat sayılmalıdır.  
 
Mümtaz SOYSAL
 
30 Aralık 2013 - Cumhuriyet

 

Üzüntü ve Belirsizlik

Yazdır
SİZLE ilgili değil, hiç dahliniz yok, ama yine de üzülüyorsunuz, hatta sebep olanlara kızıyorsunuz ama gönül rahatlığıyla “oh olsun” diyemiyorsunuz.

Yıkıntıların, heykel kırıntılarının, büst, resim ve tablo yıkıntılarının ortasında ne diyeceğinizi kestiremiyorsunuz. O kadar üzüntülü, hüzünlü bir görüntü, hava ve ortam var ki. 
 
Belki bazıları için bir kişisel yıkım, hayal kırıklığı ve hatta kolay ifade edilmeyen, anlatılamayan bir büyük felaketti; ama gözyaşları, hıçkırıklar, çığlıklar, haykırışlar yoktu. Tam tersine, derin bir sessizlik, durgunluk. Yaprak, titremiyor, dal kımıldamıyordu. Sanki dünya durmuş, sokaklar, caddeler tenhalaşmış, sular kesilmiş, buzlaşmış, her şey kopmuş bir film sahnesi gibi hareketsizdi
 
Neden böyleydi? Acaba bütün toplum için ortak yenilgi, bir ayıp, bir kabahat, bir suç mu vardı? Yahut kimsenin kimseyle göz göze gelemeyeceği kadar yüz kızartıcı bir utanç mı?
 
Aslında, çok sevinilip de nasıl kutlanılacağı bilinemeyen bir zafer, bir bayram vardı ortada: Bir siyasal parti yine seçim kazanmış, yeni bir iktidar döneminin eşiğine gelmiş görünmekteydi. Peki, bu matem havası neyin nesiydi? Görünürde siyasal sonuç doğurmamış, ciddi bir Yüce Divan sürecine henüz yol açmamış bir yargı konusu tartışılmaktaydı, bir yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıyla ilgili olarak. Neşe kaçıran bir toplumsal utanç. Nitekim o günden beri bu konuşuluyor. 
 
Ayrıca konunun ucu Başbakan’ın ve AKP’nin üst yönetimine dokunmakta. Böyle olduğu için parti ile cemaat arasındaki anlaşmazlıklarda ve siyasal tercihlerde bu suçlamalar büyük önem taşıyor ve Başbakan’ın saygınlığını gölgeliyor. Olay, iktidarın ve ana muhalefetin de geleceği açısından daha da önemli... 
 
Sayın Başbakan, asıl ve hatta tek yıpratma, düşürme hedefinin kendisi olduğunu iddia ediyor ve bunun soruşturulmasının da düzgün ve yasal olacağından da pek emin değil. Kısacası, vaktiyle yaymak istediği ve ancak kendi iktidarıyla düzeleceğine inandığı genel güvensizlik havasına kendisi de kapılmıştır. Dolayısıyla, ana muhalefetin zaten yapması gerekeni şimdi yapıp bu iktidar yolu kıtlığında tek çarenin başkalarını da kendi çıkış yolunda toplanmaya çağırması gereken bir konjonktür oluşmuştur
 
Sayın Kılıçdaroğlu, bu durumdan yararlanmayıp da başka hangi fırsatı beklemektedir acaba?
 
Mümtaz SOYSAL
 
28 Aralık 2013 - Cumhuriyet

 

Bunlar ve Onlar

Yazdır
SAYIN Başbakan’ın sık kullandığı sözlerden biriydi “bunlar” sözü. Tam kimleri kastettiği pek belli değildi. Ama kesinlikle belli olan tek bir yanı vardı:

Beğenmediği, değer vermediği, sevmediği, neredeyse nefret ettiği kişilerdi o insanlar. Genellikle, başta ana muhalefet partisi üyeleri olmak üzere,
bütün muhalifler için kullanıyordu bunu. Adlarını, kurumlarını, gruplarını söylemeyi zül sayar gibiydi. Böyle yapmazsa kendini de onların düzeyine, daha alt bir düzeye indirmiş olacaktı; dolayısıyla bu sözcüğü olabildiğince sık kullanmaya önem vermekteydi. Sanki başka bir yaratık kategorisinden söz etmekteydi. Bunlar Hint toplumunun paryalarından, dokunulmazlardan farksızdılar onun gözünde. 

Tuhaf olan, halka yakın olduğunu iddia eden, demokrasiden yana olduğunu söyleyen, fakir fukara üşümesin diye kömür çuvalları, fasulye, nohut torbaları dağıtan bir parti liderinin ancak aristokratlara yakışacak acayip tutumlar sergilemesiydi. 

Artık böyle davranmıyordur inşallah. Düşmez kalkmaz bir Allah. Yolsuzluk suçlamalarının yanından geçmiş olmak, yakınlarının da öyle şeylere bulaşabileceğini uzaktan da olsa görmek, ister istemez daha temkinli olmaya çekmiştir onu.

Zaten o da toplumun bütününü altüst eden keşmekeşin içindedir. Her şeyin açıkça konuşulmadığı, kimin ne zaman neyle suçlanacağının belli olmadığı bir değerler keşmekeşinde yaşamanın insanın başına neler getirebileceğini o da gördü ve yaşadı. Acaba “bunlar” diye bahsettiği insanların dünyasında kendisi gibiler için de “bunlar” mı deniyor? Yoksa bütün bu olanlardan sonra bunlara daha düşük bir kategori mi oluşturuldu? 

Son olaylar, çoktandır adını ağzımıza bile almadığımız, ama ve artık öğrenip uygulamaya başlamamız gereken planlı ve disiplinli ekonomik-sosyal gelişme kavramını yavaş yavaş gündeme getireceğe benziyor. Çünkü öyle bir politikayla topluma çekidüzen veremezsek başıboş bırakılmış bir halkta ortaya çıkacak değerler çöküntüsü, bin bir güçlükle kurduğumuz cumhuriyetin de başını yiyebilir.
 
Mümtaz SOYSAL
 
25 Aralık 2013 - Cumhuriyet

 

Devlet Adamlığı-2

Yazdır
KOLAY değildir devlet adamlığı. Devletin herhangi bir yerinde makam ve unvan sahibi olmak olmadığı gibi, makamın çok yüce, unvanın çok şaşaalı olması da değildir. Bunlar olsa bile görevin herhangi bir anında kendinizle birlikte devleti de rezil ettiniz mi, tarihe geçersiniz; ama devleti yücelten olarak değil, batıran olarak. 
 
“Mektebi var mıdır” diye sorduğunuzda, hemen “yoktur, devlet işi karakter ve tıynet ya da sağduyu işidir, adam olmak yeter” gibi sözde akıllıca sözler duyarsınız ama bakmayın, tam tersine okulu hatta okulları vardır; çünkü bilgisiz olmaz. 

“Olur” diyenler olsa da başta böyle konuşanlar olmak üzere, cahillerden devlet adamı hiç çıkmaz, çıkmak isteyenler çok kısa zamanda cehaletlerinin bedelini öderler yahut devlete ödetirler. Evet, bilgisiz ve hele tarih ve hukuk bilgisi olmadan olmadığı için, siyasal bilgiler, diplomasi ve hukuk öğreten okullar vardır. Daha doğrusu, öyle bir öğrenim yetmez, başka donanımlar gerekir; böyle bir öğrenimsiz becerikli politikacı falan olunur, ama devlet adamı hiç olmaz. 
 
Örnekler mi? Çoook. Fazla uzaklara gitmeye hacet yok, devletimizin başına gelenleri izlemek yeter; devlet adamlığı yokluğunu ya da sahtesini, kötüsünü görmek için. Çok zeki, çok becerikli, çok çalışkan olduğu söylenenler kendileri de bu söylentiye kanıp bunu yeterli bularak devlet adamlığına heveslenince, ne durumlara düştüklerini ve devleti düşürdüklerini gösteren örnekler bugünlerde fazlasıyla var. 
 
İç politikada başarı sağlayan “iyi laf etmek, insanları şu ya da bu yöne çekebilmek, komploları bozup üste çıkabilmek” başarılı politikacılıktır ama devlet adamlığı demek değildir. 
 
Devlet adamlığı, yönetilen devletin başarısıyla ölçülür.  
 
Mümtaz SOYSAL
 
27 Aralık 2013 - Cumhuriyet

 

Garip Soruşturma

Yazdır
BİR haftadır hukuk tarihimizin en tuhaf olaylarından birini yaşamaktayız: Birbiriyle ilgili görünen, ama her biri ceza hukunun farklı bölümlerine konabilir nitelikte bazı suçlardan bahsedilmekte. 
 
Yolsuzluklar, rüşvetler ve bunların birtakım uzantıları. Doğal olarak, kimi ihbarla duyululan, kimi görünen bu suçlar için soruşturmalar açılıyor ve ister istemez ülkenin çeşitli köşelerinde, kentlerinde telaşlı koşuşmalar var. İster istemez devletiniz adına gurur duyuyorsunuz, “Devlet dediğin işte böyle olmalı, suçların peşine işte böyle düşülür” diyorsunuz. 

Nitekim, çok kısa bir süre sonra söz konusu suçlara ilişkin olarak medyada birtakım haberler yayımlanmakta, şuraya saklanmış, şuna buna konmuş büyük miktarda paralar, döviz desteleri. Devletinize güvenerek, “nasıl olsa bir süre sonra soruşturmalar her şeyi ortaya çıkarır, suçlular yakalanır” diyerek devletinizle yine gurur duyuyorsunuz. 
 
Ama o ne? Yurdun başka köşelerinden haberler gelmeye başlıyor. Yine bunlara benzer suçlamalar. Fakat “failler farklıdır” demeye kalmıyor ve anlıyorsunuz ki, daha önce suçlanmışlara yakın çevreler aynı haberleri değişik başlıklar altında devreye sokma telaşındadırlar. Şaşkınlık bununla da bitmiyor ve sonradan öğreniyorsunuz ki, kendi suçluluklarını örtbas etmek için suçlama avına çıkanlar kendi çabalarıyla mesafe kaydettiklerini ve yeni yolsuzluk ve rüşvet olayını ele geçirmek üzere olduklarını sanarak sevinirken bir de görüyorlar ki yakaladıkları yeni yolsuzluk ve rüşvet haberi kendilerinin işledikleri yolsuzluklarla rüşvetlerden başkası değildir. 
 
Bir de şu gariplik: İktidar çevreleriyle “cemaat” denen oluşumlar arasında yaşanan bu furyanın çoğu zaman “onlar” ve “bunlar” biçiminde etiketlendirilen rakiplerinden bazısının öbürlerine “kardeşlerimiz” demeyi ve benzer muhabbetli sözleri ihmal etmeyişleridir. Bir bakıma, böyle bir tablo suçluluklarla aynı ve tek bir hastalığın belirtisiyle karşılaştığımızın doğrulanışı değil midir? Aslında, çürümüş ve kokuşmaya yaklaşmış bozuk bir düzen bölünmüş ve birbiriyle kavgaya kapışmış görünse de bunun nedenleri ve sonuçları arasında pek büyük bir fark olmadığını görmemiz ve büyük özverilerle kurulmuş bir cumhuriyeti köklü bir toparlanmayla böyle bir zilletten kurtarmamız gerekmiyor mu?  
 
Mümtaz SOYSAL
 
23 Aralık 2013 - Cumhuriyet

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- teksayfa. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free