BALYOZ DAVASI BASIN BİLDİRİSİ

Yazdır

Bilindiği gibi  özel görevli 10.Ağır Ceza Mahkemesi gerekçe içermeyen GEREKÇELİ KARARI’nı Yargıtay’a göndermiştir.
 
Mahkemenin soruşturma ve kovuşturma aşamaları ile ilgili görüşlerimizi her hafta bu meydanlardan Yüce Türk ulusu ile paylaşarak yapılan adaletsizlikleri duyurmaya devam edeceğiz.
 
Mahalli Mahkemece ilk duruşmadan hükmün verildiği son duruşmaya kadar kamera kaydı yapılmıştır.
Mahkeme kayıtları zabıtlara geçirilirken birçok hata yapılmıştır.
 
Tespit edilebilen hatalar avukatlar tarafından dilekçeyle mahkemeye bildirilmiştir.
 
Ancak düzeltilip düzeltilmediği bilinmemektedir.
 
Gerekçeli kararda dahi, duruşmalarda beyanda bulunan tanıkların lehe olan ifadeleri aleyhe olarak geçirilmesi bu yöndeki şüpheleri artırmıştır.                    
 
Yargılama ilk duruşmadan son duruşmaya kadar adil yargılamaya aykırı ihlallerle doludur.
 
Sorgu sırasında sanıklara neyle suçlandığına dair hiçbir belge gösterilmemiştir.
 
-Mahkeme, elindeki  1. TUBİTAK RAPORU’nu  dahi sanıklara VERMEMİŞ, uzaktan göstermiştir.
 
- Soruşturma ve kovuşturma aşamasında sanığın lehine ve aleyhine olan tüm delillerin savunmaya verilmesi zorunlu olmasına ve bu husus AİHS’nin 6. Maddesinde de yer almasına karşın yerine getirilmemiştir.
 
- Mahkeme huzuruna getirilip tartışılmayan birçok delil “Çetin Doğan’ın kalp ameliyatı gibi” uydurma ve esası etkilemeyecek bir gerekçeye dayandırılmıştır.          
 
- Kamuoyunda “Balyoz Davası” olarak bilinen bu davada, taraflı olduğu bilinen bir kısım medya tarafından davanın en başından beri “soruşturmanın gizliliği” ilkesi bizzat savcılar eliyle ihlal edilmiştir.
 
- Avukatlara dahi dosya içeriği gösterilmezken; dosya içeriğinde yer alan ve daha sonra kanıt olarak ortaya konan,  kim tarafından hangi sebeple düzenlendiği bilinmeyen dijital ortamda hazırlanan sahte dijital belgeler gazetelerde yayımlanmıştır.
 
-Televizyonlarda yapılan programlarla delillerin gerçekliği tartışılmış, gerçek bir darbe planı olduğu yönünde beyanlarda bulunularak kamuoyu ve mahkeme yönlendirilmiştir.
 
- Daha soruşturma sürerken televizyonlarda sanıkların tutuklandığı haberlerinin yer alması ve bunların gerçekleşmesi yapılan yargılamanın nasıl yürüyeceğini ilk günden belli etmiştir. 
 
 Bu sebeplerle;
 
 1.Öncelikle; Yüksek Mahkemece duruşma kamera kayıtlarının istenmesini ve yapılacak temyiz incelemesi sırasında bunların esas alınmasını,
 
2. Kamera kayıtlarının televizyonlarda yayımlanmasına izin verilerek yargılamada oynanan oyunun kamuoyunca öğrenilmesinin sağlanmasını,
 
3- Adil yargılanma koşullarının kesinlikle uygulanmadığı bu davada, sanıklar iki yılı aşkın süredir tutuklu bulunduklarından, daha fazla mağdur edilmeyerek tahliyelerine karar verilmesini,
 
4. BALYOZ ve diğer uydurma isimli davalardaki yurtseverler ile bölücü Terör Örgütü mensuplarının hiçbir şekilde ilişkilendirilmemesini, pazarlık konusu yapılmamasını istiyoruz.
 
Her hafta hukuksuzlukları ve taleplerimizi gündeme getirmeye devam edeceğimizi yüce Türk ulusuna saygıyla duyuruyoruz.
 
VARDİYA BİZDE PLATFORMU
6 NİSAN 2013

 

DEVLET adlı eserden bir bölüm

Yazdır

"Demokrasilerde işsiz güçsüz takımı devletin başına geçer ama bunların en tehlikelileri ağzı iyi laf yapan, gündelik sorunlara çözüm getirenlerdir.
 
Bu kişiler düzen içinde yaşayıp zengin olanlardan vergi toplar, bu paraları genellikle kendileri için harcar, bir kısmını da yine işsiz güçsüz halk kitlelerine sus payı olarak dağıtırlar.
 
Bu arada zenginler için haksız suçlamalarda bulunurlar ve halkı
zenginlere düşman ederler. Halkı oligarşi tekrar gelecek diye korkuturlar ve halk kendine bir koruyucu seçer.
 
Tiranlığın Doğuşu

Halkın başına geçen koruyucu çokluğun kendine kul köle olduğunu görünce yurttaşların kanına girmeden edemez, lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlayıp mahkemelerde süründürür, kimini sürer kimini öldürür. 

Böyle bir adam zorba devletini kurmuş ve zorba olmuştur.

Zorba hükümranlığını sürdürmek için sürekli şiddete başvurmak zorundadır.
 
Kimlerde yürek, üstünlük, akıl, kudret görürse bu kişileri bir şekilde tasfiye eder. 

Halk yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur.
 
Zenginler özgürlüklerini alacak zannederken, eli sopalı biri tarafından köle gibi yönetilmeye başlanmıştır. 

Aşırı ve düzensiz özgürlük ona köleliğin en ağırını, en belalısını getirecektir."
 

Dikkat edin; MÖ 400'lerde yazılmış. 2400 yıl önce...

 

KİTLE PARTİSİ OLABİLMENİN BAŞLICA KOŞULLARI

Yazdır

Kâmuran KÜLÜNKOĞLU - 

YAPISAL YETERLİLİK
 
Öncelikle siyasal bir hedefe gitmenin olmazsa olmaz ön koşulu, sizi oraya götürecek bir araca sahip olmanızdır. Eğer bu koşul yerine getirilmemişse söylenenlerin hiçbir değeri ve önemi yoktur.

Bu araçta, bildiğiniz gibi “PARTİ” dir.

Yukarıda belirtilen yapısal yetersizliği ivedi olarak çözmeliyiz.

 
İLETİŞİM:

Söylemekle yapmak arasındaki iki ayaktan biri de iletişimdir.

Söz konusu bu öğenin, gerek parti içinde gerekse partinin dış ilişkilerini oluşturmak ve güçlendirmek yönünde çok ama çok büyük etkisi vardır.

İletişimin yokluğu, partiyi yalnızlığa ve giderek yok oluşa sürükler.

İletişim araçlarını kullanmak, tamamlayıcı bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Ve önemi de buradan gelmektedir.

Yeterli teknik elemanlardan oluşacak kadro inanıyorum ki bu konuda en fazla yararı sağlayacaktır.

 
UYGULANABİLİR DÜŞÜNCE :

Son derece gelişmiş bir düşünce yapısına sahip olmak, söz konusu düşünceleri uygulanabilir duruma getiremedikten sonra pek fazla bir anlam taşımamaktadır.

Söylemekle yapmak arasındaki en önemli köprü ayaklarından olan bu öğenin üzerinde fazlaca durmamız gerektiğine inanıyorum.

Savunduğumuz ve düşünce bazında ifade ettiğimiz bir ilkeyi Niçin? ve Nasıl?  sorularına yanıt arayarak ve bularak uygulanabilir duruma getirebiliriz.

Örnek vermek gerekirse;  Eğitimin parasız olmasını savunuyorsak eğer; onun nedenlerini,  nasıl  ve kimlerle ve kimler için  yapılacağını da açık ve basit olarak anlatmamız gerekmektedir. Dahası,yapılacakların hep birlikte yapılacağının vurgulanması gerekmektedir.Geçmişte siyasal parti yöneticilerinin meydanlarda kullandıkları,”yapacağız,edeceğiz  ….vb. söylemlerin yerini, ”gelin,birlikte yapalım” şeklinde değiştirmemiz gerekmektedir. Onlara, işin sahibinin hepimizin  olduğu, yoğun ve kararlı bir şekilde anlatılmalıdır.

Ancak bu şekilde düşüncelerimizi topluma inandırabilir ve desteklerini alabiliriz.
 

EKONOMİ :

Partinin en büyük özelliği hiçbir yere bağımlı olmadan, kendi yağı ile kavrulma düsturunu benimsemiş olmasıdır. İşte bu nokta da karşımıza acil çözmemiz gereken ekonomik yetersizlik sorunu çıkmaktadır.

Partinin, gelirlerini, üyelerin aidatları, bağışları ve çeşitli yayınlardan, sergi vb. kaynaklardan elde etmeye çalışmaktadır.

Burada en başka gelen sorumluluk üyelere aittir. Partiyi yaşatacak olan üyelerdir. Öncelikle, üyelerin, bu sorumluluklarını yerine getirmeleri için gerekli güdülemenin yapılması gerekmektedir.

Üyelere aidiyet duygusu güçlü olarak hissettirilmeli ve partilerine sahip çıkmaları ve onu maddi, manevi desteklemeleri yönünde yüreklendirilmeleri sağlanmalıdır.

Ekonomik olarak kendi kendine yeterli düzeye gelmeyen hiçbir oluşum yaşamını sürdüremez.

Ekonomik güç, A’dan Z’ye yaşamın her aşamasında olduğu gibi, parti yaşamında da olmazsa olmaz önkoşuldur.
 

ENERJİ (GENÇLİK):

Enerji yokluğunun başlıca nedeni, üye yapılanmasında gençlerin fazlaca yer almamalarından kaynaklanmaktadır.

Bu durum, partiye her aşama da ayak bağı olmaktadır. Gençler, bir partinin en başta eli ve ayağı gibidirler. Daha da önemlisi partinin yakıtıdırlar. Onlardan elde edilen enerji ve güçle tüm eylemler yapılır.

Bilindiği gibi, particilik, çok stresli bir uğraştır. Ve belli yaşın üzerindekilerin bu strese dayanması hem fiziksel ve hem de zihinsel olarak zordur.
Yapılacak olan tek iş gençlere önem vermek, onları partiye kazandırmak ve partinin yapacağı tüm etkinliklerde onların hem zihinsel, hem de fiziksel yönde katılımlarını sağlamaktır. 
 

 EYLEMLİLİK:

Eylem yapmayan bir partinin yaşaması kadar anlamsız bir durum söz konusu olamaz.

Partiler, soyut konuların tartışıldığı ve teorik düzeyde çözümlendiği birer enstitü değildir. Siyasi partilerin varlık sebebi, yalnızca teori geliştirmek değil,

 
EYLEMDİR. HEM DE MEVCUT KOŞULLARDA GERÇEKLEŞTİRİLEN EYLEMDİR.

Eylem,  güçlülük göstergesidir. Var oluşun en açık belirtisidir. Aksi halde, bir dernek vb. olmaktan öteye geçemezsiniz.

Ünlü bir düşünürün dediği gibi ”ÖNCE EYLEM VARDI
 

KİTLELERE ULAŞABİLME:

Kitlelere ulaşabilmek, yukarıda sözünü ettiğim, ekonomik yeterliliğe, enerjik bir yapıya, sağlam bir iletişim ağına, güvenilir ve nitelikli kadrolara sahip olmakla olasıdır.

İlişkilerin nitelikli olması, kaliteli iletişimden geçer.

Kendinizi ne kadar iyi ifade ederseniz o denli iyi tepki, daha doğrusu yanıt alırsınız. Kısaca ANLAŞILIR olursunuz.

Kitlelere ulaşmak, asıl hedeftir. Hedefe ulaşmak yetmez, yeterli, anlaşılır ve gereksinmelere, beklentilere yanıt verecek şekilde olmalıdır.

 
KADIN ÜYELERİN ÖNEMİ:

Bir toplumun yaklaşık yarısını oluşturan kesim olan kadınlardan güç almayan hiçbir oluşum başarılı olamaz.

Yapılması gereken, toplumun-başta aile olmak üzere her kesiminde yapıcı ve üretken bir rol üstlenen kadınların, siyasette de ayni şekilde yapıcı ve üretken rol alacağı fırsat ve olanaklar yaratılmalı, onların siyasete ısınmaları sağlanarak, tıpkı bir aile ortamı oluşturularak görev yapmalarının sağlanması, hem partimiz, hem de ülkemiz açısından son derece yararlı olacaktır inancındayım.

Bir toplumun en temel öğelerinden olan kadınların da bu siyasal eylemlere katılmaları yaşamsal bir gerekliliktir.
 

SONUÇ:

Bizler, inanıyorum ki tüm bu yapılması gerekenleri yapacak yeteneğe ve inanca sahibiz. Ve yapmamamız için de hiçbir sebep yok. Yeter ki, sahip olduğumuz bilgi ve deneyimlerimizden oluşan birikimlerimizi en üst düzeyde kullanalım.

Bunun için de ihtiyacımız olan; KARARLI, İNANÇLI ve ADANMIŞ olmaktır.

Kısaca:”DOĞRU İŞİ DOĞRU YAPMAK” BAŞLICA AMACIMIZ OLMALIDIR..
                                                                                   
Saygılarımla.
 
Kamuran Külünkoğlu

 

Atatürk’ü Putin Anladı, Çin Anladı Biz Anlayamadık!

Yazdır

Prof. Dr. Taciser Onuk                       

1976 yılında UNESCO tarihinde ilk ve tek 152 üyenin oy birliği ile onayladıkları belge şöyledir; 

  “ATATÜRK KİMDİR;  ATATÜRK ULUSLAR ARASI ANLAYIŞ, İŞ BİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN BİR KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR INKILAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU.”
 
   Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından sadece Türk ulusu için değil,tüm insanlık için bir onur simgesi olarak tanımlanan, ulusumuz için gerçek bir aydınlanma öncüsü, bağımsızlık, barış, özgürlük, mutluluk ve hukuka saygı gibi evrensel değerleri kişiliğinde bütünlemiş yüce Atatürk, 20. yy’ dan 21. yy’ a manevi varlığını sürdüren tek liderdir. ‘En büyük eserim’ dediği Türkiye Cumhuriyeti, her yönüyle ileriye dönük, temelinde ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık kavramları olan büyük bir toplumsal değişim, dönüşüm ve gelişim projesidir.
 
  Ulus olarak daima birlik, bütünlük ve dayanışma içinde olmak salt devletimizin değil, kültürümüzün de temel özelliklerindendir. Bu anlamda Cumhuriyet, toplumu oluşturan insanların duyuş, düşünüş ve davranış birliği anlamına gelen kaynaştırıcı ve birleştirici nitelikteki ‘Kültür ‘ temeli üzerinde yükselen bir yönetim biçimidir ve başarısı da kültürün gelişmişliği ile doğru orantılıdır.
 
  ‘Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür(1930)’diyen Atatürk, ulusal kültürümüzün her öğesinde ulusumuzun çağdaş dünya ile bütünleşmesini, Cumhuriyetle birlikte kültürümüze kazandırılan çağdaş değerlerin diğer uluslarla paylaşılmasını sağlayıcı adımlar atmış, pek çok konuda pek çok ülkeye örnek olmuştur.
 
  Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyetinin hedefi, kadın – erkek bütün dinamikleriyle, ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmaktır.
 
  Kültürün evrenselliği, bilim, deney, gözlem, yaratıcılık ve teknoloji yoluyla kazanılabilir. Bir toplumun kendine özgü yaptığı, yarattığı her nesne kültürünü, uygarlık kavramı ise bir toplumun yükselebildiği kültür düzeyini gösterir, anlatır.
 
  Bir ulusun yaşama biçimi, aynı zamanda o ulusun kimliğinin ve kişiliğinin de canlı belgeleridir.  Aynı zamanda, toplumu oluşturan bireyler arasındaki farklılık ya da değişimleri belirleyen en önemli etken de kültürdür.  Kültür, tüm canlı varlıklar gibi sürekli değişim halindedir. Ancak bu değişimin niteliği ve hızı toplumdan topluma farklılıklar göstermektedir. Farklılıkları belirleyen ana unsur yüce Atatürk’ün ifade ettiği kültür tanımındaki hedefleri amaçlayan ve özümseyen toplumlarda daima olumlu yönde gelişmekte, aksi durumlarda ise toplumun kültürel kimlik ve kişiliğinin hızlı biçimde yozlaşmasına neden olmaktadır.
  Bir toplumun gelişmişliğinin göstergesi durumunda olan ulusal kültürün kendine özgü niteliklerini yitirmeden çağdaş boyutlar kazanması, ancak o toplum bireylerinin ortak çaba, ortak bilinç ve ortak irade güçleri ile gerçekleşebilir.
 
  Binlerce yıllık kültür ve uygarlık birikiminin önemini, köklü kültürümüzle toplumumuzun birleştirici güçlü içyapısı ve aynı zamanda zengin manevi alt yapısını vurgulamak, çağdaş dünya ile bütünleşmesini sağlamak amacıyla Atatürk 1931 yılında Türk Tarih Kurumunu, 1932’ de Türk Dil Kurumunu kurmuş, Türkçe’nin sadeleşmesi ve zenginleşmesi için çalışmalar başlatmıştır. Bu kurumlara ilave olarak Anayasamızın 134. maddesi uyarınca 2876 sayılı kanunla 1983 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırma Merkezi olmak üzere tüzel kişiliğe sahip dört bilim kurumundan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu oluşturulmuştur.
 
  2002 Ocak – 2006 Ocak tarihleri arasında ilk kadın başkanı olmaktan büyük onur ve gurur duyduğum Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi’ nin (AYKAKM) amacı, milli varlığımızın milli gücümüzün gelişmesinde ve devamında Türk Kültürünü Atatürkçü düşünce, ilke ve devrimleri doğrultusunda bilimsel yoldan incelemek araştırmak ve bir bütünlük içerisinde tanıtmak, yaymak, yayınlamak Türk Ulusu ve Dünya kültürleriyle buluşturmaktır.
 
  Bu amaçla kurumda, süreli süresiz yayınlar yapılıp ulusal ve uluslar arası kongre, konferans, sempozyum, panel, bilim ve eğitim projeleri gerçekleştirilmiştir.
 Aralık 2002’ de Ankara’da gerçekleştirilen, “Cumhuriyetten Günümüze Türk Kültürünün Dünü Bugünü ve Geleceği” konulu beşinci Türk kültürü uluslar arası kongre çok olumlu yankılar uyandırmıştır. Kültürümüzü oluşturan 16 konu başlığı altında ayrı kitaplar yayınlanmıştır.
  Atatürk’ün vasiyeti olan Türk kültürünün dünya kültürlerine etki ve katkıları ise, Cumhuriyet döneminde tüm boyutlarıyla altıncı Türk kültürü kongresinde (aralık 2005) ele alınmış, dünyadaki varlığı kanıtlanmıştır. 
 
Kongre sonuçlarından bazı alıntılara göre;
 
 Dünya uluslarının dillerinde yaklaşık 12.000 kelime bulunan Türkçe, bugün dünyada en yaygın altıncı dil konumundadır. Türk şair ve yazarlarının verdiği birçok eser başka dillere çevrilmiş, dünya literatürüne katkıda bulunmuş, Türk tarihçilerinin Türk tarihiyle ilgili araştırmaları birçok ulusun tarihini aydınlatmaya yaramıştır.
 
Gazi Mustafa Kemal Paşanın önderliğinde kazanılan Türk İstiklal Savaşı ve yaptığı devrimler, Gandi ve Nehru gibi önemli liderleri etkilemiş, sömürge imparatorlukları bünyesinde olan birçok ulusun, özellikle de doğu uluslarının uyanması ve bağımsızlıklarını kazanmalarında etkili olmuştur. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti bugünkü varlığını Atatürk devrimlerinden esinlenerek korumuştur. 
Atatürk, Avrupa dışında Cumhuriyet kuran tek lider’dir. İslam dünyasında laik demokratik devlet düzenlerinin kurulmasında, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti iyi bir örnek olmuştur. Günümüzde ise İslam devletlerine model olarak Türkiye önerilmektedir.
 
Kongre döneminde Çin Büyükelçiliği Kültür Müsteşarıyla yaptığımız bir görüşmede, “Çin’ in gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisi Atatürk’tür. Bizim eğitim sistemimize göre ilköğretim öğrencilerimize dünya çapında dört büyük lider öğretilmekte ve bunların başında Atatürk gelmektedir” sözleri beni çok etkilemiştir. 
“Atatürk’ü nasıl öğretiyorsunuz?” soruma karşılık Müsteşar, “Atatürk’ü ders kitaplarındaki metinlerle tanıtıp, Türkiye’nin emperyalist saldırganlara karşı Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşını nasıl kazandığını, tüm dünyanın ezilen halklarına da nasıl örnek olduğunu anlatıyoruz. Üzerinde önemle durduğumuz konu, O’ nun en zor zamanlarda her türlü olanaksızlıklara karşın yılmadan nasıl böyle bir mucize yaratabildiğini, özellikle de mücadele ruhu, düşünce sistemi ve beyin gücünü çocuklarımıza öğretmeye çalışıyoruz. Bugün bizim eğitim sistemimizde ve felsefemizde başarı için mutlaka bir çıkış yolu bir alternatif vardır, sorunlar karşısında pes etmek yoktur, çünkü Atatürk pes etmedi ve kazandı.” demiştir.
 
Bu sözler karşısında özellikle son yıllarda, Atatürk’ü ve düşüncelerini unutturma adına her türlü çabayı gösteren vefasız bir toplumun bireyi olarak çok etkilenmiş ve utanmıştım.
 
Diğeri, kongre nedeniyle Ankara’ ya gelen ve Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin’in danışmanlarından, aynı zamanda da bir gazeteci olan Sn. Zorap ile görüşmemizdir. 
Zorap’ ın ifadesine göre Putin, Atatürk’e hayrandır. Atatürk’ün yaptıkları, Kurtuluş Savaşındaki başarıları ve yoktan var ettiği Türkiye Cumhuriyeti  çok önemli bir örnek’ tir ve  çalışma masasının üstündeki pek çok kitap Atatürk’ le ilgilidir. 
 
Putin’ in Atatürk’ ün düşüncelerinden ve başarılarından çok etkilendiğini ve yararlandığını duymak utamadığım ve etkilendiğim diğer bir anıdır.
 
Atatürk’ü Putin ve Çin anladı biz neden anlayamadık, neden bu günlere geldik sorusunun yanıtını bir başka yazımda açıklamaya çalışacağım.

Prof. Dr. Taciser Onuk          

Başbakanlık Atatürk Yüksek Kurumu     
Atatürk Kültür Merkezi Önceki Başkanı 

 

10. Yıl Kutlama Mektubu

Yazdır
Naciye AYDIN
 
 
 
 

Daha Fazla İçerik...

  1. Şimdi değilse,ne zaman?

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- Sizden Gelenler. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free