Gerçekçi hesap yapamayanlar

Yazdır

 

Son bir yıl içinde, 14 Ekim 2011, 2 Nisan 2012 ve şimdi Ekim 2012, doğal-gaz fiyatlarına yapılan toplam zam oranı yüzde 55-57 oranına ulaşacak.

Elektrikte ise bu oran, son altı aylık dönemde yüzde 40 seviyesini aşacak.

Benzin ve mazotta bu oranı hesaplamak, günlük oynamalar nedeniyle hemen hemen imkansız. Ancak yüzde 20-27 oranından daha aşağıda değil.

Sadece temel enerji fiyatlarının gösterdiği ortalama artış yüzde 30 seviyesindedir.

Türkiye’de çok uzun zamandan bu yana bilinir, enerji fiyatlarındaki artış bütün mal üretimlerine yansır.

Yılın kalan son üç aylık döneminde bu yansımanın sonuçlarını daha etkili olarak yaşayacağız.

Yıl sonunda karşılaşacağımız tüketici enflasyonu konusunda artık Merkez Bankası da tahmin yapamıyor.

Hiçbir hesabı tutmayan hükümet

Gerçekçi olmamız gerektiği söyleniyor.

Yetmiyor sıradan yurttaş Yunanistan ve İspanya ile korkutuluyor. Hiç benzer yanımız yok.

2012 yılı başında, başta büyüme, bütçe ve dış ticaret olmak üzere genel denge hesaplarını yapan AKP hükümetinin hiçbir hesabının tutmadığını görüyoruz.

Büyüme hızının düşük tutulması, AKP iktidarının bilinçli bir tercihidir.

Bu tercihin doğal sonucu olarak, bütçe gelirleri yavaşlarken harcamalardaki hızlanma, büyüyen açıkları yaratmıştır.

AKP hükümetinin yanlış harcama ve gelir tahminlerinin tutmamasından kaynaklanmaktadır.

Bütçenin sekiz aylık döneminin harcama kalemlerine ayrıntılı bakıldığında, görünen en somut genişlemeler, AKP’nin bilinçli politikalarının sonucu olan genişlemelerdir. Kamu kesiminde istihdam 265 bin kişi arttırılmıştır.

Yayınlanan istihdam verilerinde gerileme gösteren işsizliğin temel nedeni, kamudaki bu artıştır.

Görüldüğü kadarıyla yılsonuna kadar personel alımındaki bu artış sürecektir.

Bu nedenle personel harcamaları artmaktadır.

Diğer önemli artış “Cari Transferler” olarak bilinen harcamalardaki artıştır.

Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan karşılıksız ödemeler -yeşil kart vb. sağlık harcamaları-, tarım kesimi destekleme ödemelerindeki artışlar.

Bu harcamaların tamamındaki artışlar açık bir tercihtir.

Açığın faturası

Hesaplar tutmamıştır. Başta dış ticaretteki hesaplar tutmamıştır.

Büyümenin yavaşlayacağını, bağlı olarak ithalatın yavaşlayacağını ön görmüşlerdir. Ancak ithalattaki yavaşlamanın doğal sonucu olarak, vergi gelirleri içinde önemli bir kalem olan‘ithalde alınan katma değer vergisinin’ %10 düzeyinde artacağını öngörmüşlerdir.

Bu vergi kaleminde gerçekleşen artış sıfır düzeyindedir.

İhracatın artacağı öngörülmüştür. İhracat artmamaktadır.

Sentetik altın ihracatı ile suni nefes aldırmaya çalışılmaktadır.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin verilerinde bu gerileme son iki-üç aydır daha net bir biçimde görülmektedir.

Şimdi bütün gayret, suni altın ihracatı verileri ile dış ticaret açığının ve bağlı olarak cari açığın küçük gösterilmesi üzerinedir.

Bilinmektedir ki, cari açık konusunda kabul edilebilir makul bir gerileme ortaya konmadan, uluslararası piyasalardan dış kaynak kullanımı kolay olmayacaktır.

2010 ve 2011 yılının yüksek cari açık sonuçlarını daha fazla sürdürmek mümkün değildir.

Açık olarak IMF, 2011 yılı 4.md incelemesi raporu sonucunda, Kasım 2011 tarihinde Türkiye’yi uyarmıştır.

Bu açıklar ile yurt-dışından daha fazla kaynak kullanamazsınız’ uyarısı yapılmıştır.

O nedenle büyüme 2012 yılında yavaşlatılmaya çalışılmıştır.

Ancak bu yavaşlamanın genel dengeye yansıyacak sonuçları doğru tahmin edilememiştir.

Şimdi fatura vatandaşa çıkarılmaktadır.

Bunun da ötesinde, vatandaş bu sonuçtan sorumlu tutulmakta ve yapılan zamlar ile bedel ödetilmekte, daha da ileri gidilerek, Yunanistan ve İspanya ile tehdit edilmektedir.

Hangi sonuçlara bakmalıyız

Son elli, altmış yıllık dönemde, 1950-2012, her on yılda bir bu tabloyu gördük. Bu artık bir kısır döngü. Aşılamıyor.

Aşacak bir siyasi iktidar olmadı. Her on yılda bir dış ticaretten kaynaklanan bu kısır döngü gene kapımızda.

Anlayanlar için son on yıllık dönemin, 2003-2012, sonuçları çok açık.

Son on yıllık dönemdeki ortalama yıllık büyüme hızı -2012 yılı dahil- yüzde 5.07 olarak gerçekleşti.

Bu Türkiye’nin uzun dönemden bu yana gerçekleşen ortalama büyüme hızı olan yüzde 5,5-6 oranındaki geleneksel büyüme hızının altında.

2000’li yılların başında, 2002 yılı sonunda yüzde 17,5-18 olan Türkiye’nin yurt-içi tasarruf oranı, 2011 yılı sonunda yüzde 11.5-12 seviyesindedir.

Türkiye’nin dış tasarruf oranı -cari açığı- ise yüzde 8-10 oranına yükselmiş durumdadır.

Türkiye, ancak dışarıdan para gelirse büyüyebiliyor.

Bu büyüme anlayışı ile yürümek mümkün değil.

2000-2002 arasında ekonomide yaşanan restorasyondan sonra yeniden aynı noktaya geldik.

Dönüp aynı noktaya geldik, ancak ülkenin toplam iç-dış yükümlülüklerinin çok arttığı bir ortamda bu noktaya geldik.

Geçmişte, genelde devletin dış borçluluğu uluslararası alanda risk yaratırdı.

Şimdi Türkiye’nin özel şirketlerinin dış borç yükleri sorun yaratan noktadadır.

Hane halkının borçluluğu geçmişte söz konusu değildi.

Şimdi hane halkı büyük ölçüde bankalara karşı ağır bir borç yükü altında.

2023 hesapları

Yazı hazırlandığında AKP Kongresi başlamamıştı.

Ancak genel gösterge, AKP yönetiminin “yeni bir dönem başlıyor” havasını estirmeye çalıştığı yönündedir.

Anlatılanlarla yaratılmaya çalışılan hava, “bütün sorunları biz çözeriz” şeklinde.

Yeni politikalarımız olacak, deniyor.

Geçen on yıla baktığımızda görülen, on yıl önceki gündemde yer alan sorunların hiçbirinin çözülememiş olduğudur.

Başta ekonomi olmak üzere, şimdi daha da büyük sıkıntıların olduğu bir döneme girilmektedir.

Geçmiş on yıldaki rahatlıklar döneminde bu çözümleri üretememiş olan bir siyasi heyetin yola nasıl devam edeceğini kestirmek mümkün değil.

Büyük ve yoğun bir çabanın harcandığını görüyoruz.

Öncelikle AKP kamuoyu ikna edilmeye çalışılıyor. Kadro yenilendiği görüntüsü öne çıkartılıyor.

Yeni politikalar olacağı görüntüsü hakim kılınmaya çalışılıyor.

Şimdi, son hafta içinde daha somut bir biçimde izlediğimiz gibi, çaresizlik içinde kalmış olanlar, doğrudan sıradan yurttaşları tehdit etmeye başladı.

Sıradan yurttaşlar on yıl önceki yerden şimdi çok farklı bir yerde. Daha güçlü.

 

Nazif Ekzen

Aydınlık,  02 Ekim 2012

Devletin hangi harcamaları artıyor?

Yazdır

 

Sevmiyoruz ancak kimi zaman gerekli oluyor. Kullandığımız tablolar genelde devletin resmi verileridir.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün 2012 yılı, Ağustos ayı sonundaki ayrıntılı bütçe harcamaları verilerine göre, savunma-güvenlik mal ve hizmet alımlarında önemli bir artış yok.

Savunma ve güvenlik harcamaları

Bütçede hızla büyümekte olan açık, 2012 yılının Ocak-Ağustos ayları arasında, sekiz aylık dönemdeki savunma ve güvenlik harcamalarında olan bir artışa bağlı olarak artmış değil.

Bu harcamalardaki beklenmedik artışa bağlı olarak bütçe açığı büyüyor değil.

Yılın ilk üç aylık döneminde artış olmadığı halde, sonraki aylarda terördeki artışa ve sınırlardaki güvenlik sorunlarına bağlı olarak harcamalarda artış yok.

Gerçekte böyle bir artış varsa, henüz bütçeleşmemiş ve bütçeye yansımamıştır. İlerdeki aylarda yansıyabilir.

Faiz dışındaki bütçe harcamaları Ocak-Ağustos ayları arasında %16.3 oranında beklenenin çok üzerinde bir artış gösterdi.

Savunma ve güvenlik harcamaları bu dönemde sadece %5.4 oranında artmıştır.

Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün mal ve hizmet alımlarında Bakanlığın açıklamış olduğu harcama sonuçları bunu gösteriyor. 2011 yılının aynı dönemi ile karşılaştırmalı olarak tabloyu veriyoruz.

Türkiye’nin terör sorunu mevsimlik olduğu için genelde kış mevsimindeki savunma-güvenlik harcamalar daha düşük tempoda seyrediyor.

Mart ve takip eden bahar ve yaz aylarında hızla artıyor.

Bütçe açığı neden artıyor

Bu ayrıntıyı vermemizin nedeni, savunma-güvenlik harcamalarında artış olmamasından kaynaklanmıyor.

Biz de, 2012 yılında bu harcama kaleminin hızla artmakta olduğunu düşünüyoruz. Henüz bütçeye yansımadı.

Büyük olasılıkla yılın son ayı olan aralık ayı harcamalarına yansıtılacak.

Harcama büyüklükleri o zaman ortaya çıkacak.

Söylediğimiz şu, yılın sekiz aylık döneminde ortaya çıkmış olan 8.5 milyar TL tutarındaki açık, şu anda hangi boyutlara ulaştığını bilemediğimiz savunma harcamalarından etkilenmiş bir açık değildir.

Bu dönemde yaşanmış olan açığın harcama yönünden esas kaynağı, bütçede cari transferler başlığı altında toplanmış olan harcamalardır.

Gelirler yönünde görünen gelişme ise (ötv -özel tüketim vergisi-, dahilde kdv ve ithalde alınan kdv) bilinen harcama vergilerinin çok düşük gerçekleşmesidir.

Harcamalar beklenenin üzerinde genişlerken, gelirler beklenenin altında kalmaya devam etmektedir.

Başbakan yardımcısı, 2012 yılındaki bütçe açığının/ GSYİH oranında, yıl başı tahminine göre %1 oranında ek bir artış beklediklerini açıkladı.

Bu beklentiyle, yıl sonunda 1.400 milyar olması beklenen GSYİH’nın %2.5’u oranında bir bütçe açığının yaşanacağı varsayımıyla, bizim bulduğumuz yıl sonu açık büyüklüğü 35-38 milyar arasındadır.

Buradaki kritik nokta, Başbakan Yardımcısı’nın yıl sonu için verdiği tahmine, henüz bütçeleştirilmemiş olan savunma-güvenlik harcamalarındaki artışın yansıması durumunda,açığın 40 milyar TL’nin de üzerindeki bir büyüklüğe tırmanmasıdır.

Açığın finansmanı

Açığın finansmanına yönelik izlenen yol, vergi oranlarının yükseltilmesi oldu.

Toplam vergiler içinde dolaylı vergilerin payı %70 düzeyine çok yaklaşmıştı. 2012 sonunda bu kritik eşik de aşılmış olabilir.

Arızi gelirleri geçen yıllarda olduğu gibi dilediğince kullanılamayınca, dolaylı vergilere dönüldü.

AKP hükümeti kabul etmiyor.

Tasarruf imkanlarını -iç ve dış- geçen on yıl içinde büyük ölçüde tüketmiş bir ekonomik yapı ortaya çıkmış durumdadır.

Özellikle dünyada yaşanan 2008 ekonomik krizinin somut etkilerini, 2009 yılında %5 düzeyine yaklaşan bir reel daralma ile yaşayan Türkiye, takip eden iki yılda (2010-2011) ne pahasına olursa olsun yeniden büyüme patikasına çıkabilmek için, dış tasarruflara dayalı -cari açığı arttırarak- iç taleple büyüme zorlamasını gündeme getirdi.

Bu iki yılda yurt-dışından çok önemli dış kaynak kullandı. GSYİH’nın %8 ve sonra%10’u oranında kaynak kullandı. Yurt-içi tasarruflar ise düşmeye devam ediyor.

Ancak bu şekilde bir büyümeyi sürdüremeyeceği konusunda 2011 yılı sonunda ciddi bir biçimde uyarıldı. Uyarı IMF’den geldi.

Türkiye bu uyarılara karşın yurt-dışı tasarrufları yüksek tutmayı sürdürebilir miydi? Biz ihtimal vermiyoruz.

Ekonomi yönetimi de bu nedenle 2012 yılı büyüme hızını %4 düzeyine çekti. Daha düşük olmasına da razı görünüyor.

Büyüme sürebilir miydi

Sıkça duyurmaya çalıştık. İkili açığın büyüdüğü ve Türkiye’nin geçen deneyimlerinden çok yakından bildiği bir kısır döngüye bir kez daha sürüklenmekte olduğunu vurguladık. Şimdi gelinen noktada açıkların daraltılabilmesi için maliyetin kime ödetileceği tartışmaları ürkek bir biçimde gündeme taşınmaya çalışılıyor.

En son değerlendirme Merkez Bankası’ndan geldi. Eylül ayında enflasyonda beklenen yavaşlamanın son yapılan zamlardan sonra artık çok zor olduğunu açıkladı.

Peki, istense büyüme sürdürülebilir mi?



Nazif Ekzen
 
Aydınlık, 27 Eylül 2012

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- Seçme Yazılar. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free