Taşeron köleliği ve hükümet politikaları

Yazdır

 

Türkiye’de çalışma yaşamında en olumsuz gelişmelerin başında, taşeron/müteahhit işçiliğinin giderek daha da hızlanan bir biçimde yaygınlaşması gelmektedir.

Hükümet, çalışma mevzuatında işçi lehine hükümleri etkisiz kılmada taşeronluğu kullanmaktadır.

Taşeronluk, sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önündeki en önemli fiili engel durumundadır.

Hükümet, kamu hizmetlerinin ve diğer gereksinimlerinin ihale yoluyla karşılanması politikasını kararlı bir biçimde uygulamaktadır.

Böylece hem yandaşlar zenginleştirilmekte, hem de sendikasızlaşma ve ucuz işçilik sağlanmaktadır.

Kamu İhale Kurumu’nun raporlarına göre, Kurum yetki alanındaki kamu ihalelerinin toplam tutarı 2003 yılında 5,6 milyar TL idi.

Bu rakam, 2004 yılında 16,1 milyar TL, 2005 yılında 30,7 milyar TL, 2006 yılında 39,0 milyar TL, 2007 yılında 66 milyar TL ve 2008 yılında da 84 milyar TL oldu.

Yaşanan ekonomik krize bağlı olarak, Kamu İhale Kurumu yetki alanı içindeki kamu mal ve hizmet alımlarıyla yapım işleri 2009 yılında 66,2 milyar TL, 2010 yılında da 70,6 milyar TLolarak gerçekleşti. 2011 yılında ise 91,8 milyar TL düzeyine yükseldi.

En fazla ihale açan birimler; belediyeler, KİT'ler, Sağlık Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı'dır.

İhale tutarlarının kabaca üçte biri mal alımı, üçte biri hizmet alımı, üçte biri de yapım işidir.

Kamuda ihaleyle iş yaptırma, Kamu ihale Kurumu'nun dışında da artmaktadır.

Ayrıca özel sektör işyerlerinde özellikle sendikasızlaştırmanın bir aracı olarak taşeronluğa başvurma uygulaması giderek daha da yaygınlaşmaktadır.

Bakanlar Kurulu, 3 Nisan 2006 günü kabul ettiği 2006/10265 sayılı kararıyla, İl Özel idareleri Norm Kadro Eke ve Standartlarına Diskin Esasları yürürlüğe koydu.

 Bu belgenin 16. maddesi, hizmetlerin dışarıdan hizmet satınalma yoluyla gerçekleştirilmesini hükme bağlandı:

"Memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunlu olmayan hizmetlerin hizmet satınalma yoluyla karşılanması esastır."

Benzer bir düzenleme, Bakanlar Kurulu'nun 29.11.2005 gün ve 2006/9809 sayılı kararıyla belediyeler, bağlı kuruluşlar ve mahalli idare birlikleri için de getirildi.

Kamu hizmetlerinde taşeronlaşma, taşeron işçilerinin sayısının artmasını da getirdi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in kısa bir süre önce yaptığı açıklamaya göre, "Alt işverenler tarafından bildirimi yapılan toplam taşeron işçisi" sayısı 2002 yılında 387.118 iken, 2011 yılında 1.611.204 oldu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre "Alt işverenler tarafından bildirimi yapılan taşeron işçisi sayıları" yıllar içinde şu şekilde gelişti:

Kamu sektöründe ve özel sektörde birçok şirket, alt işveren (taşeron) olarak gözükmeden bu işi yapmaktadır.

Bu nedenle, Bakanlık'ın bu rakamlan, gerçek durumun ancak bir bölümünü yansıtmaktadır.

Gerçekte taşeron/müteahhit işçilerinin sayısı daha yüksektir.

Sendikacılık hareketi taşeronlukla mücadelede yetersizdir.

Sosyal-İş'in ve Devrimci Sağlık-İş'in çabaları yalnız bırakıldığından yeterince etkili olamamıştır.

Türk-İş ise tam bir uyku halindedir.

Taşeronlukla mücadele günümüzün öncelikli görevidir.

 

Yıldırım Koç

Aydınlık, 06 Ekim 2012

 

Enerjide yanlış hesabın bedeli

Yazdır

Hesaplar tutmamıştır.

Başta dış ticaretteki hesaplar tutmamıştır. Bu haftanın ilk yazısında vurguladık.

İthalatta yavaşlama tahmini yapılırken, ithalattan alınan vergi gelirlerinde artış tahmini yapılmıştır.

Yavaşlayan ithalatın doğal sonucu, ithal vergilerinde artış olmamıştır.

Bütçe gelirleri etkilenmiştir.

7 milyar dolarlık ek fatura

İthalat yavaşlamıştır, ancak ithalatın en büyük kalemi olan enerji ithalatı hızla artmıştır. Artmaktadır.

İthalatın 20 ana mal grubunun 18’inde reel gerileme vardır.

Sadece 2 grupta artış olmuştur.

En hızlı artış enerji ithalatındadır.

İthalatın bütün ana mal grupları gerilerken, enerji ithalatında yüzde 13.7 oranında artış olmuştur.

Enerji ithalatı toplam ithalatın yüzde 25’ini aşmaktadır. Geçen sene bu oran yüzde 21 olmuş. Hesaplar tutmamıştır.

Geçen sene Ekim ayında açıklanmış olan Orta Vadeli Program’da (2012-2014), enerji faturasının 2012 yılı içinde 2011 yılına göre hiç artış göstermeyeceği tahmini yapılmıştır.

2012 yıllık programı ise, ham petrol fiyatlarının düşüş göstereceği tahminine göre -2012 Yıllık Programı s. 34- hazırlanmıştır.

2011 yılında 49.5 milyar dolar olarak gerçekleşen toplam enerji ithalatının, 2012 yılında da 49.5 milyar dolar olarak kalacağı tahmini yapılmıştır.

2012 yılının sekiz aylık döneminde toplam enerji ithalatının faturasında düşüş değil, yüzde 13.7 oranında artış olmuştur.

Sekiz aylık enerji ithalatının faturası 39.3 milyar dolardır.

Yılın kalan dört aylık döneminde artış olmasa dahi enerji faturası 56.5 milyar dolar olacaktır.

Hesaplar enerji ithalatında tutmamıştır.

Enerji faturası 7 milyar dolar artmıştır. Hesaplar tutmamıştır, yanlış yapılmıştır.

Sıradan yurttaşa 7 milyar dolarlık ek fatura ödetilmektedir.

Tek başına enerji ithalatı ihracatın yüzde 44’üne ulaştı

2012 yılının sekiz aylık döneminde, enerji ithalatının faturası -ithalat fasıl 27 kalemi- 39.3 milyar dolar.

Bu dönemdeki suni altın ihracatını hariç tuttuğumuzda, toplam ihracat 90 milyar dolardır.

Tek başına enerji ithalatı, toplam ihracatın yüzde 44’üne yaklaşmıştır.

Bu oran bir önceki yıl yüzde 38 olarak gerçekleşmişti.

Toplam ithalat daralmıştır. Ancak toplam ithalatın ana kalemi olan enerji ithalatının genel denge üzerinde yarattığı maliyetler artmıştır.

Enerji ithalatının hızla artıyor olmasına karşılık, vergi gelirlerinde, ithalde alınan katma değer vergisi hasılatında beklenen artışın olmaması nedeniyle, petrol türevleri -benzin, mazot vb.- üzerinden alınan vergi payları yükseltilmek suretiyle zam yapılmıştır.

Benzin ve mazot fiyatları içindeki vergi payı, toplam fiyatın yüzde 64’üne ulaşmıştır.

İthalatta, enerji ithalatında yaşanan bu hızlı yükselme, ara malları ithalatının payını toplam ithalatın yüzde 75’i seviyesine taşırken, yatırım malları ithalatının payı toplamda yüzde 14 düzeyine gerilemiştir.

Yılın ilk yarısında büyüme hızında, yüzde 3.1 ile beklenenin altında kalan gelişme eğiliminin ithal talebini geriletmesine karşın, enerji ithalatı fiyatlara bağlı olarak artmaktadır.

Ara malları ithalatı grubunun en büyük alt grubunu oluşturan enerji grubunda görülen hızlı artış, ara malları ithalatının payını toplam ithalat içinde yüzde 75 seviyesinin de üzerine çıkartmıştır.

İthalatta değişen dengeler

Türkiye’nin 2012 yılı ithalatı içinde, enerji ithalatına bağlı olarak yaşanmakta olan bu süreçte açıklayıcı bir gösterge de, Türkiye’nin toplam ithalatının yapıldığı ülkeler ile ilgili olan göstergedir.

Türkiye’nin ithalatı geçen sekiz aylık dönem içinde sadece beş ülkeye yönelik olarak artışgösteriyor. Geri kalan 15 ülke ile olan ithalatta daralma var.

Artış gösteren üç ülke; Rusya (yüzde 18), İran (yüzde 4.4), Birleşik Arap Emirlikleri’dir (yüzde 198).

Bu üç ülkeden ithalatın artışı, doğrudan enerji ithalatı ile bağlantılıdır.

2012 yılının sekiz aylık dönemi sonunda, Türkiye’nin ithalatında ilk üç sırada yer alan ülke konumu da değişmiş durumdadır.

Birinci sırada Rusya yerini koruyor. İkinci sıraya Çin yerleşmiş durumda. Çin Almanya’yı geçerek bu konuma geldi. Üçüncü sırada Almanya var.

Dördüncü sırada ABD. Beşinci sırada ise İran yer alıyor.

Toplam enerji ithalatında sekiz aylık dönem sonunda ortaya çıkan bu gelişme eğilimi, dış ticaretin ihracat cephesinde 2012 yılı içinde aniden yaşanmaya başlayan altın ihracatı süreci ile ilgili kimi ipuçlarını da taşımaktadır.

Dış riskler - iç riskler

Enerji faturasından kaynaklanan bu ek yükün yarattığı ciddi sonuçlar, dış ticaret açığı ve cari açık üzerindeki etkileri ile kendisini göstermektedir.

Büyüme hızının önemli ölçüde düştüğü bir süreçte, ithalatın ve ona bağlı olarak dış ticaret açığının, cari açığın aynı oranda düşürülememesinin temel nedeni, enerji ithalatında yapılan yanlış hesap, öngörü hatası olarak daha somut bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

Hesap hatasının, tahmin hatasının da ötesinde, Türkiye’nin enerjideki yüksek dış bağımlılığının somut sonuçlarını da bir kez daha yaşamaktayız.

Deniz ulaşımını kullanmayan, demiryolu ulaşımını kullanmayan bir ekonominin, bütün yük-yolcu taşıma sistemini lastik tekerlekli araçlarla karayolları üzerinden sürdürme inadının ağır faturasını ödemektedir.

Hala kara yolu inşaatı için kaynak tahsisi ve teşvik devam etmektedir.

Enerji fiyatlarına bağlı olarak yaşanan geçmişteki krizler hiç hatırlanmıyor.

Risk artıyor

2012 yılında ihracatın yüzde 10 düzeyinde artacağı öngörülmüştür. İhracat artmamaktadır.

Sentetik altın ihracatı ile suni nefes aldırmaya çalışılmaktadır.

Şimdi bütün gayret suni altın ihracatı verileri ile dış ticaret açığını ve bağlı olarak cari açığı küçük gösterme çabasıdır.

Yüksek cari açığın 2012 içinde de sürüyor olması, dış kaynak kullanımı açısından tehdit oluşturmaktadır. Bu, dış riskleri anlatmaktadır.

2012 yılında, bugüne kadar, yapılan zamlardan sonra sadece temel enerji fiyatlarının gösterdiği ortalama artış yüzde 30 seviyesindedir.

Türkiye’de bu çok uzun zamandan bu yana bilinir.

Enerji fiyatlarındaki artış, bütün yurt-içi mal üretimlerine yansır.

Fiyatlar genel seviyesindeki artış, yurt-içi riskleri anlatmaktadır.

 

Nazif Ekzen

Aydınlık, 04 Ekim 2012

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- Seçme Yazılar. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free