DÜNYADA DEVLETÇİLİK: UYGULAMA ÖRNEKLERİ

Yazdır

Dünyada, ABD’de, Avrupa Birliği’nde, diğer birçok ülkede krizler bitmek bilmiyor. Karar alıcılar adeta çaresiz… Bu durum bence kapitalizmin, “neoliberal küreselleşme”nin iflası anlamına geliyor. Liberalizm şampiyonu sanayileşmiş ülkeler bile, öyle bir noktada bulunuyorlar ki devlet müdahalesine dönüş işaretleri veriyor, hatta uygulamalara başvuruyorlar. Konuyu daha önce incelemeye başlamıştım[i]. Okuduğunuz yazıda ise dünyadaki devletçi uygulamalara bazı somut örnekler vereceğim, tarihî kanıtları hatırlatacağım.

I) DÜNYADAN ÖRNEKLER

A) İşte İngiltere, ABD ve Fransa’dan kanıt niteliğinde örnekler...

ABD'de, İngiltere'de iktisatçılar "yeni devletçiliği" tartışıyor. “2008’de en büyük bankaların konut kredilerindeki sorunla başlayan finansman krizi, sonunda küresel ekonominin karşılaştığı durgunluğun kökten tartışılmasını gündeme getirdi. Yaşananları 1929 buhranına benzetenler oldu. Korku o boyuttaydı ki Federal Rezerv (Amerikan Merkez Bankası) sonunda mali piyasalara bir dizi müdahaleyi uygulamaya koydu. Yetmedi, Başkan Bush da ekonomiyi canlandırmak için doğrudan ve dolaylı devlet müdahalesini içeren bir önlemler paketi açıkladı. Bunları İngiltere Merkez Bankası'nın girişimleri izledi[ii].

İngiltere liberalizmin, piyasa ekonomisinin kalesidir. Dünyada özelleştirmenin öncülüğünü yapan Adam Smith Enstitüsü bu ülkededir. Ancak bakın, İngiliz hükümeti ne yapıyor: Rus Gazprom şirketi İngiltere’nin en büyük gaz sağlayıcısı Cetrica’yı satın almak istiyor. Eee, serbest piyasa ekonomisi... Hükümetin karışmaması lazım, hayır öyle olmuyor, hükümet müdahale ediyor. Gerekçe Cetrica’nın stratejik tesis olması!... Sonuçta “ulusal” duygu üstün geliyor ve enerji şirketinin Rus Gazprom’a satışının önlenmesi için gereken yapılıyor. Görüyor musunuz İngiltere’nin ulusalcılığını ve devletçiliğini?

Liberalizmin, piyasa ekonomisinin İngiltere ile birlikte sarsılmaz kalesi Amerika Birleşik Devletleri... Liberalizm konusunda onun sicili de gayet bozuk: Bir Çin firması orta büyüklükte bir Amerikan enerji tesisini satın almak istiyor. Sen misin buna cesaret eden, Başkan Corc Buş dahil bütün Amerika ayağa kalkıyor. Gerekçe yine aynı: Ulusallık!... ABD’nin güvenliği her şeyden önde gelir; şirket stratejiktir, satılamaz.

Yine bu ülkede devletin, 2008 krizinde iflas noktasında olan bankalara nasıl kaynak aktardığını hatırlayalım. Benzeri uygulamalara krize giren, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde de başvuruldu, başvuruluyor.

AB’nin lokomotiflerinden Fransa liberal geçinir. Oysa tam tersine, sinsi bir korumacı, “iflah olmaz” bir “ulusalcı”dır. Öyle ki özelleştirmeyi bile kamulaştırma amacıyla kullandığı olmuştur. Öyküsü şöyle: Fransa'da iki büyük enerji şirketi vardı. Biri Gaz de France (GDF): Avrupa'nın üçüncü büyük gaz dağıtım şirketi... Diğeri Suez: Avrupa'nın elektrik üretiminde beşinci, gaz dağıtımında altıncı büyük şirketi... 2007’de bu iki büyük enerji şirketi birleştirildi. Ama nasıl? “Özelleştirme yapıyoruz” havası yaratılarak!... Gerçekte ise bir taşla iki kuş vuruldu: Birincisi, birleşme ile ortaya çıkan yeni dev şirketin kontrolü devletin eline geçti. İkincisi, İtalyanların, GDF’yi satın alarak Fransız enerji sektörüne girmesi önlenmiş oldu. Bu operasyon Güngör Uras’ın vurguladığı gibi “enerji sektörünü stratejik sektör olarak belirleyen Fransız hükümetinin, sektörün devlet kontrolünde güçlendirilmesi ve yabancı girişlerinin önlenmesi politikalarının bir uygulaması” idi.

Fransa’da Sosyalist Parti’den cumhurbaşkanı seçilen Hollande, seçimlerden önce, özel ve kamusal yatırımcılığı öne çıkaracağını ifade etmişti. Mümtaz Soysal’ın [Cumhuriyet, 27.4.2012] yorumu şöyle: “Keynesciliğin dirilişi denebilir buna... Böyle bir yaklaşımın Türkiye’deki sol için de bazı dersler içerdiğini söylemek herhalde yanlış olmaz. Elbet, ana muhalefet partisi için de...  Yeter ki, bu parti şu uyuz sosyal demokratlığı artık bırakıp atılgan, düzen değiştirici, plancı ve karma ekonomici bir çizgiye yanaşsın.” 

Fransa deyince, hatırıma bir örnek daha geldi: Fransız hükümeti; devlet kontrolündeki finansal kuruluşların (Caisse des Depots de Consignations ile La Banque PostaleDexia Credit Local veDexia Munical Agency’yi devralmaları yoluyla yeni bir banka kurmayı planlıyordu. Fransa ve Belçika hükümetleri bu yeni bankaya garanti vereceklerdi. Ancak krizin derinleşmesi ve garantilerin maliyetli hale gelmesi üzerine, Dexia’nın kamulaştırılması gündeme geldi.

B) Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, 1990'larda, Rus ekonomisi önce içerdeki “hâinler”, sonra da yabancılar tarafından talan edildi. Birkaçı dışında büyük işletmeler, sudan ucuza, bağışlanırcasına ya da el konularak özelleştirildi;  çok geçmeden de benzer yöntemlerle yabancılara satıldı. Neticede Rus ekonomisi tam anlamıyla çöktü. Derken, beklenmedik bir olay oldu: Rusya yeniden ve hızla devletçiliğe dönmeye başladı. Putin öncülüğündeki bu dönüşün temel sebebi, 1990'lı yıllarda yaşanan ithal malı liberalizmin bu korkunç tahribatıydı.

Yeni uygulama ile, geçmişte yapılan büyük hatâdan dönüldü, devletin ekonomideki rolü artırıldı. Nasıl? Balıkçılıktan atom enerjisine, gemi inşaatından ilaç sanayisine, bir dizi alanda yeni kamu tesisleri (KİT’ler) kurularak. Rusya’nın bu şekilde oluşturduğu devlet kuruluşları arasında nanoteknolojialanında RasnanotechBirleşik Gemi İnşaatı ve Konut Fonu bulunuyor. Henüz yasalaşma sürecinde olanlar arasında silah sanayii, nükleer sanayi ve Sochi Olimpiyat İnşaatları yer alıyordu. Kamunun girmeyi düşündüğü sektörler arasında ilaç sanayii, yol inşaatları ve balıkçılık bulunuyordu.

Rusya'nın Vladimir Putin önderliğinde Sovyet dönemi tarzı devletçiliğe yönelmesi, ülkede büyük çıkarları olan özel sektör ve çokuluslu şirketleri doğal olarak kaygılandırdı. Devletçilik eğilimi, Amerikan ve AB yetkililerini de kara kara düşündürüyor. Ancak Putin'in yeni devletçilik stratejisi, hükümet ve halk tarafından hararetle destekleniyor.

C) Çin, geleceğin bu süper gücü Mao’dan sonra önemli reformlar yaptı ama devletçiliği kesinlikle terk etmedi, sadece bu sistemi zamanın koşullarına uyarladı. Sosyalist ve kapitalist ekonomilerin sakıncalarını törpüleyerek yeni bir sistem kurdu, bir senteze gitti: Sosyalist pazar ekonomisi!… Tahminimce bu, Atatürk’ün karma ekonomisine çok benzeyen bir modedir. Biz bunu uyguluyorduk. Ne yazık ki değerini bilemedik[iii].

Prof. Dr. Yakup Kepenek [Cumhuriyet,  22.10.2007] şöyle yazıyordu: Çin Rusya’nın yaptığı hatâya düşmedi, küreselleşme sürecini doğru algıladı. Uluslararası ekonomik yarışın, dünya pazarlarında rekabet edebilecek büyük firmaların işi olduğu bilinciyle davrandı. Küresel bir güç ancak bu bilinçle olunabilirdi. Bu ilkeden hareketle, kamu kuruluşlarını (KİT'’lerini) satmadı; tersine onların daha da büyümesini, dış pazarlarda daha başarılı olmasını sonuna kadar destekledi. Bu stratejinin büyük getirisiyle, ekonomik olarak her geçen gün daha da güçlendi; yüzde 10'ları aşan büyüme hızı, artan üretimi ve dış ticaretiyle, dünya ekonomisinin gidişini belirleyen bir konuma yükseldi. İşte Çin'in yarattığı bu ekonomik mucizede devletçiliğin, devletin ekonomiye doğrudan müdahalesinin, devlet işletmelerinin çok büyük bir payı var.

D) Günümüzde devletçilik kapsamında yer alan başka uygulamalar da gerçekleşiyor. Keşke bunlar sistemli bir şekilde takip edilse... En anlamlı örneklerden biri Chavez Venezuela’sının uygulamaları… Kuşkusuz daha başka örnekler de var.

-Venezuela, geçen yıl altın madenlerini kamulaştırmaya başladı. Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, altın çıkartma ve işleme tesislerinin kamulaştırılacağını söyledi. Sosyalist Lider, bundan önce de petrol, elektrik, iletişim, çimento, çelik, bankacılık ve birçok sektörde kamulaştırmaya gitmişti. Venezuela Lideri, Avrupa ve Amerika'daki ekonomik krizden ülkeyi korumak için, yurtdışındaki bankalarda bulunan 11 milyar dolarlık altın rezervini de ülkeye getireceklerini duyurmuştu.

-Yine geçen yılın başlarında İspanya; ‘cajas’ denilen bölgesel tasarruf bankalarını, piyasalardan para toplaması için kısmen devlet bünyesine geçirmeyi planlıyordu. İspanya hükümetinin desteklediği bankaları yeniden yapılandırma fonu, yatırımcıların çok fazla ilgi göstermediği bu bankaların hisselerini satın alacaktı.

-Arjantin Senatosu, Nisan 2012 içinde, İspanya ve Arjantin sermayeli YPF petrol şirketinin yüzde 51’inin kamulaştırılması hakkındaki yasa tasarısını onayladı. Kamulaştırma kararı kamuoyunda büyük destek gördü.

 

II) TARİHÎ KANITLAR

Devletçi iktisat politikalarının, kalkınmak isteyen ülkeler açısından ayrı bir önemi vardır. Bu ülkeler müdahaleci önlemlere başvurmadıkça sanayileşmelerine ve kalkınmalarına imkân ve ihtimal yoktur. Bunun en sağlam kanıtı, bizzat bugünün gelişmiş ülkelerinin iktisat tarihidir. Asla yadsınmaz bir gerçektir ki bugünün gelişmiş ülkeleri serbest piyasa yoluyla değil, devletçi politikalarla sanayileşmişlerdir.

Neoliberalizm’in bir aldatmaca olduğu birçok yazar tarafından ileri sürülmüş, kanıtlarıyla ortaya konmuştur. Bu yazarlardan biri olan Ha-Joon Chang; Türkçe’ye de çevrilen iki değerli eserinde Neoliberalizm’in tezlerini birer birer ele almış, her birini sağlam gerekçelerle çürütmüştür. Neoliberalizm’in başta gelen tezlerinden biri şudur: Bugünün sanayileşmiş ülkeleri serbest piyasa politikalarını benimsedikleri, bu politikalara kararlı bir şekilde bağlı kaldıkları için büyüyüp zenginleşmişlerdir. Devlet müdahaleciliği daima başarısızlığa mahkûmdur. 

Bu iddia kesinlikle doğru değildir. Bugünün sanayileşmiş ülkeleri serbest dış ticaretle ve serbest finans hareketleriyle zenginleşmemişlerdir, özellikle ilk birikimleri ve ilk sanayileşme atılımları sırasında yoğun devlet müdahalelerine başvurmuşlardır. Bugün de çıkarları her gerektirdiğinde ekonomiye müdahaleden geri durmazlar[iv].

Günümüzde ABD ile Avrupa Birliği gibi oluşumlar, bunların “lokomotif” üyeleri, örneğin İngiltere, Fransa, Almanya; yalnız “Merit Stratejisi”ne[v] değil, aynı zamanda “çifte standart” uygulamasına da başvurmaktadır. Az gelişmiş ülkelere sürekli liberalizmi dayatırken, kendileri sıkıştıkları anda müdahaleci politikalara hiç çekinmeden geri dönebilmektedirler.

***.

Kâinat denge üzerine kuruludur. Hakikat gridir.

Birey özgür olacak ki yeteneklerini göstersin, geliştirsin, yaratıcı olsun. Ancak bir koşul var: Faaliyeti sırasında hemcinslerini sömürmeyecek, ezmeyecek. Bunu da devlet garantiye alacak: Birey özgürce faaliyette bulunurken, devlet de kamu çıkarını güdecek, iç ve dış sömürüyü önleyecek, makul bir sosyal eşitlik sağlayacak. Yani ekonomik sistem bir sentez, “karma ekonomi” olacak. Atatürk’ün “ılımlı devletçiliği” olacak.

Türkiye gibi sanayileşmesi engellenmiş ülkeler bakımından bir sebep daha vardır, ekonomide ılımlı devletçiliği esas almaları için. Şöyle ki bir ülkenin ekonomik kalkınması; o ülkenin, başlangıçta müdahaleci ekonomi politikası uyguladığı, yeterince uzun bir dönemi gerektirmektedir. Yukarda belirttiğim gibi günümüzün iktisaden gelişmiş ülkelerinin deneyimleri bu tezi destekleyici tarihî kanıtlar sunuyor. Öyle ise, Türkiye gibi “sanayileşmesi engellenmiş” ülkeler; günümüzün kalkınmış ülkelerini örnek alırken, o ülkelerin bugün ne yaptıklarına değil, hele bilimsel kılıflar altında yaptıkları tuzak tavsiyelere hiç değil, geçmişte onlar, azgelişmiş ülkelerin bugünkü düzeylerinde iken -yani onların yakalama dönemlerinde- ne yaptıklarına bakmalıdır. O zaman hangi politikaları uygulamışlarsa, bugün de o aynı politikaları, yani müdahaleci politikaları uygulamaları gerekir.

 

 


[i] Bakınız: Cihan Dura, “Krizlerden Çıkış Yolu: Ilımlı devletçilik”, http://cihandura.com/ekonomi-yazilari/125-krzlerden-ciki-yolu-ilimli-devletclk.html

[ii] Erol Çevikçe, “Yeni Devletçilik (1)”, http://haber.gazetevatan.com/Yeni_devletcilik_1_177923_4/177923/4/Haber   (11.5.2008)

[iii] Cihan Dura, “Çin Modeli Atatürk'ün Karma Ekonomi Modeli Midir?” http://www.cihandura.com/ekonomi-yazilari/42-cn-model-atatuerkuen-karma-ekonom-model-mdr.html

[iv] Ha-Joon Chang’in eserleri ve İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD örnekleri için bakınız: Cihan Dura, “Bugünün Gelişmiş Ülkeleri Serbest Piyasa Yoluyla Değil Devletçi Politikalarla Kalkındı”,http://www.cihandura.com/eski/index.php?option=com_content&task=view&id=650&Itemid=64

[v] Çirkin Batı’nın, dünyaya dayattığı düzeni sürdürmek için geliştirdiği stratejiler, araçlar vardır. Bunlardan biri, benim “Merit” adını verdiğim stratejidir. Bir hükümet kendi halkının çıkarını düşünmeyi, kendi ülkesini kalkındırmayı birinci hedef olarak belirleyince, Batı bu girişimi başarısız kılmak için Merit stratejisini uygular, bu yoldan o ülkenin sanayileşmesini, kalkınmasını engeller. Bu stratejiyi şöyle tanımlayabilirim: Sanayileşmiş bir ülke başka ülkelerin kendisi ile aynı mertebeye gelmesini engellemek için “merdiven”i iter. O ülkelerin, vaktiyle kendisinin başvurduğu gelişme politikalarını uygulamasına mani olur. Bakınız: Cihan Dura, “Batı’nın Merit Stratejisi”, http://www.cihandura.com/eski/index.php?option=com_content&task=view&id=508&Itemid=60

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- Pusula Dergisi. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free