1 - ÜLKENİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM

Yazdır

Ne yapmalı Sayfa 13

ÜLKENİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM

      Atatürk’ün ölümüyle birlikte 11 Kasım 1938’de başlayan geri dönüş, 68 yıllık karşıdevrim sürecinden geçerek,  Türkiye’yi bu gün; kendisi için karar alamayan,  yönetim gücünü yitirmiş,  bağımlı bir ülke haline getirmiştir. Ulusal varlığı ayakta tutan ekonomik,  siyasi ve kültürel değerler,  ustalıkla hazırlanan programlarla ortadan kaldırılmaktadır. Kararlar,  Washington Brüksel’de alınmakta,  Ankara’da uygulanmaktadır. 

      İktidar gücünü ele geçirenler,  dışarıda alınan kararları uygulayan basit aracılar,  görevli işbirlikçiler konumundadır. Yerel hukuk,  dış karışma (müdahale) yı etkili kılacak yasal dönüşümlerle,  ulusal niteliğinden uzaklaştırılmıştır. Yapılanlar yasal,  ancak meşru değildir. Türkiye’de meşruiyet,  halkın ve ulusun haklarını savunarak tam bağımsızlık üzerinde yükselen Kurtuluş Savaşı ve onunla kurulan Cumhuriyet rejimi anayasal dayanaklarıyla birlikte tümüyle ortadan kaldırılmadığı sürece meşruiyet sınırı değişmeyecektir.

                                                                               *

      Türkiye,  bu gün,  Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılımıyla sonuçlanan son dönemine benzer koşullar içindedir. Ekonomik bağımlılık,  doğası ve amacı gereği,  siyasi ve kültürel bağımlılığı getirmekte,  giderek tutsaklığa dönüşen dışa bağımlılık,  yoğunlaşıp yayılmaktadır. Ulusal direncin dayanak noktalarını oluşturan ülke kaynakları,  sınır konmamış bir özgürlük içinde yabancılara devredilmektedir.

       Gelişmekte olan ve korunma korunma gereksinimi içindeki ulusal sanayi ve tarım,  ayrıcalıklı konumdaki yabancı sermayenin baskısı altına sokulmuş; eşit olmayan bir rekabet ortamında yok olmaya bırakılmıştır. Üretimsizlik ve neden olduğu işsizlik, yaygın ve süreğen (kronik) dir. Yatırım yapılmamakta, borca dayalı tüketim yayılmaktadır. Şirketler,  bankalar ve topraklar büyük bir hızla yabancılaşmaktadır. Üretim yapan ve kar eden devlet işletmeleri,  özelleştirme adıyla ve düşük bedellerle elden çıkarılmakta ya da doğrudan kapatılmaktadır. Sürekli duruma gelen ekonomik güç yitimi durdurulmazsa, içine girilen sürecin ulusal tükenişle sonuçlanması kaçınılmazdır.

          Toplumsal yaşamı ayakta tutan kamu gücü, devletin küçültülmesi adına ve olumlu bir işmiş gibi, dış kaynaklı programlarla ortadan kaldırılmaktadır. Devlet kurumları arasındaki eşgüdüm(koordinasyon) bozulmuş,  yapılan yasal düzenlemeler nerdeyse ülkeyi savunulamaz duruma getirmiştir. Cumhuriyet kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelen genel ve yaygın saldırı. yapısal dönüşüm, dünyaya açılma ya da yenileşme söylemleriyle hükümet uygulamalarına dönüşmüş, resmi tutum haline gelmiştir. Ülke yönetimine gelen yetki sahipleri, varlıklarını borçlu oldukları kendi devletleriyle adeta savaş halindedir. Yerel yönetimden azınlık haklarına, federasyonculuktan ayrılma hakkına dek dile getirilen istemler dizisi,  siyasetin nerdeyse temel öğesi olmuştur.

                                       

          Batı başkentlerinde Türkiye için verilen karar, 20. Yüzyılın başlarında olduğu gibi, Anadolu’da merkezi ve güçlü bir Türk devletine artık izin vermemektedir. Kurtuluş savaşıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, denetim altında tutulan etnik ve dinsel yapılanmalara dayanılarak dağılacak,  Anadolu’da; birbiriyle bağı olmayan, güçsüz yerel yönetim birimleri oluşturulacaktır. Programlara bağlanarak devletin politikası haline getirilen ve seksen yıldır her dönemde, o döneme uygun yöntemlerle aralıksız sürdürülen bu tutum; Batı’nın, kökleri eskiye giden değişmez Türk politikasıdır. Anadolu’daki Türk egemenliğine son vermeye dayanan bu politika, bu gün,  Kurtuluş Savaşıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni ayrıştırmaya, bağlı olarak ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Gelinen aşama, artık, amacın eylemsel olarak gerçekleştirilmesi haritaların yeniden çizilmesidir.

        Amaca yönelik koşullar, önemli oranda oluşturulmuştur. Siyasi ve ekonomik çözülme, Türkiye’yi o denli güçsüz kılmıştır ki,  ayrışma ve çöküş nerdeyse kendiliğinden gerçekleşecek bir olgu durumundadır. Yabancılara Türkiye’yi yönetme olanağı verilmiştir. Ulus devlet yapısıyla Türkiye’nin varlığını sürdürüp sürdürmemesi, artık, Türklerden çok yabancıların vereceği karara bağlı duruma gelmiştir. Türkiye’yi yönetenler, ulusal varlığı korumak için uygulamaya dönük herhangi bir karar alamazken, yabancılar parçalanmanın eylemsel olarak gerçekleştirileceği uygun anı hazırlamaktadır.

        Türkiye’de ilginç bir süreç yaşanmaktadır. Washington ve Brüksel’de parçalanmanın alt yapısını oluşturan kararlar alınırken,  haritalara yansıtılan kararlar açık ve anlaşılır sözcüklerle dile getirilirken; Türkiye, dışarıdan alınan kararları eksiksiz yerine getirmekte, kendini yok edecek bir sürece gönüllü olarak katılmaktadır. Cumhuriyet,  Cumhuriyet’in sağladığı olanaklarla yönetime gelenler tarafından ve Cumhuriyet’in kurduğu kurumlar kullanılarak adım adım ortadan kaldırılmaktadır. Devletin gücü kendisine karşı kullanılmakta, devlet ‘yasa’ çıkarılarak tasfiye edilmektedir. Devletler tarihinde benzeri herhalde olmayan bu durum, Türkiye’de bu gün yaşanmakta olan süreci gerçekten ‘ilginç’ kılmaktadır.

        Olumsuz gidişe karşın oluşmakta olan ulusal uyanış,   toplumun her kesimine yayılmaktadır. Her geçen gün daha çok insan,  gidişin iyi olmadığını duyumsamak  (hissetmek)ta, ancak,  bilgi yetersizliği ve örgütsüzlüğün yol açtığı yalnızlık içinde ne yapması gerektiğini bilmemektedir. Bir yandan ulusal uyanış yayılırken bir başka yandan halkın önemli bir bölümünde, yoksulluk ve bilgisizlik nedeniyle direnç gücü kırılmakta, kitleler edilgen (pasif) kalabalıklar haline gelmektedir. Bir kesim, güven duyup peşinden gideceği bir önder ve ülkeyi kurtuluşa götürecek bir girişim beklerken,  bir kesim yaşam ve gerçeklerden koparak kendi içine kapanmaktadır.

GERÇEĞİN YALINLIĞI

      Türkiye; kendisi için karar alamayan bir ülke haline gelmişse,  kaynaklarını kullanamıyorsa,  ekonomik değerlerini yabancılara devrediyorsa,  dış karışma dolaylı işgale dönüşmüşse,  emperyalizm iç olgu haline gelmişse,  varlığıyla ilgili büyük bir tehlikeyle karşı karşıya demektir. Yalnızca Türkiye değil bu duruma düşen hiçbir ülkenin varlığını uzun süre sürdürmesi olası değildir.

     Türkiye’de bu gün yaşanmakta olan ana sorun; sınıfsal,  etnik ya da dinsel değil,  ulusaldır; yerel yada bölgesel değil,  uluslararasıdır; emperyalizmi ve ezilen ulusları içine alan,  çözümü halkın örgütlenmesine ve direnmeye bağlı çok boyutlu bir olaydır.

     Türkiye varlığını koruyup geleceğini güven altına almak için gücünü toparlamak ve içselleşerek yaşanan tehlike haline gelen emperyalizmle mücadeleye hazırlanmak zorundadır. Emperyalizme karşı direnmek ve başarılı olmak,  yoğun emek isteyen güç bir iştir; halkı,  tam bağımsızlık ve ulusal kurtuluş amacıyla kazanmayı gerekli kılar,  bu ise halkın örgütlendirilerek bilinçlendirilmesi demektir.

                                                                                     *

       Ezilen ulusların emperyalizme karşı mücadelede ellerindeki tek silah, halkın örgütlü gücü ve ve bu gücün ideolojisi olan milliyetçiliktir. Ezilen ulus milliyetçiliği, emperyalizme olan karşıtlığı nedeniyle, milliyetçiliği ırkçılığın dar kalıplarından çıkarır ve evrensel bir boyut kazanır. Özgürlüğü amaçladığı için, demokratik; amaç ve eylemin gereği barışçı ve eşitlikçidir. Ezilen ulusların tümünü kendine yakın görür, onlarla dayanışma içine girer. Ezen ulus milliyetçiliği ile ezilen ulus milliyetçiliği arasındaki fark; buyurgan (despot) lıkla katılımcılığın, saldırganlıkla savunmanın ya da tutsaklıkla özgürlüğün arasındaki farktır. Atatürk milliyetçiliği, ezilen ulus milliyetçiliğinin en yüksek ve nitelikli örneğidir. Emperyalizme karşı çıkmayan kişiler demokrat, ülkeler uygar olamaz.

 

HAFTAYA “  Ne Yapmalı” bölümü ile devam edecektir.   

 

2 - NE YAPMALI

Yazdır

 

(SAYFA 17)

NE YAPMALI

     Ülke, varlığına yönelen kapsamlı bir saldırının baskı ve denetimi altına girmişse, ulusal varlık tehdit altındaysa; kendi ülkesinde, tutsak değil, özgür ve bağımsız yaşamak isteyenleri bekleyen tek seçenek, saldırının kaynağı olan emperyalizme karşı direnmektir. Direnişi başarıya ulaştırarak ulusal egemenliği kalıcı kılmak için tek seçenek ise, halkın birliğini sağlamak, kitleleri örgütlemektir.

    Dışa karşı mücadelede başarılı olmak için, içte birliğin sağlanması gerekir. Ulusal birlik çevresinde örgütlenen halk, yenilmez bir güç oluşturur; ulusalcılık, bu gücün yaşamın içinden gelen doğal kaynağı, insanlarda bir araya gelme duygusu yaratan bir gerekliliktir. Emperyalizm, ulusal varlığa saldırırken ister istemez, kendisine karşıtlığın yani ulusal birliği sağlamanın ve direnmenin koşullarını da oluşturur. Bu oluşum, birlik istemini iyi niyetli bir dilek olmaktan çıkarır ve koşulların gerekli kıldığı nesnel bir zorunluluk, bir görev haline getirir.

                                                                                   *

      Ulusal varlığı korumaya karar verip örgütlenen, direngen ve kararlı bir halkı yenmek olası değildir. Ulusal bağımsızlık savaşlarında belirleyici olan; güç üstünlüğü değil, halk örgütlenmesinde erişilen düzey ve bu düzeyin yaratacağı savaşkanlık ruhudur. Kurtuluş Savaşı’nın başında, Amasya’da “ milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” biçiminde dile getirilen anlayış ve bu anlayışla sağlanan başarı; bu gerçeği kanıtlayan bir örnektir.

     Halkın bilinçlendirilip örgütlenmesi, ulusun kurtuluşunu amaç edinen yurtsever aydınlar tarafından gerçekleştirilir. Özveri, yüksek bilinç ve kararlılık gerektiren ve toplumsal gelişimi sağlayan ilerlemelerin ortak özelliği olan bu eylem, yani öncülerin ortaya çıkışı, kurtuluşa giden yolun ilk aşaması, bağımsızlık mücadelesinin başlangıç noktasıdır. Ulusal mücadele içinde yer alarak sorumluluk yüklenen öncüler, başlattıkları uyanış hareketiyle ulusal mücadeleye biçim veren yüksek nitelikli insanlardır.

ÖRGÜTLENMEK, AMA NASIL?

     Her sorun kendine uygun yöntemle çözülür. Doğada ve toplumda yaşanmakta olan çelişki sonsuzluğu içinde her çelişki, birbirlerine yaptığı etki göz ardı edilmeden ayrı ayrı ele alınmalı, niteliğine uygun çözümler geliştirilmelidir. Ateşi elle alamazsınız; şeker yararlıdır, ancak şeker hastası için ölümcül olabilir.

    Türkiye’de yaşanmakta olan ana sorun ulusalsa, bu sorunu çözmeye yönelen örgütlenme biçimi doğaldır ki; etnik, dinsel ya da sınıfsal değil, ulusal nitelikte olacaktır; olmak zorundadır. Nesnel gerçeklikle uyumsuz örgütlenme girişimleri, gereksinimlere yanıt veremeyeceği için başarılı olamayacak, üstelik isteseler de istemeseler de gerçek çözüm yolu olan ulusal örgütlenmeye zarar verecektir. Ulusal örgütlenme, günümüz koşullarında geçerli olan doğru örgütlenmedir, çünkü yaşanan sorun ulusaldır.

                                                                               *

    Ulusal örgütlenmenin anlamı, ulus bütünlüğünü amaç edinen bir anlayışın, toplumun her kesimini ulusal bağımsızlık ve özgürlük amacıyla bir araya getirmektir. Örgüt, varlığını ve geleceğini yabancılarla kurduğu ilişkilere bağlayan az sayıdaki işbirlikçi ve bunların etkilediği kesimler dışında toplumun tümünü kapsamalı, yapay ayrılıklarla birbirinden uzaklaşmış her yaş, meslek ve inançtan insanı bir araya getirmelidir.

    Ulusal varlığın korunması söz konusu olduğunda, düşünce, konum ve anlayış ayrımları önemini yitirir, ayrılığın her türü ikincil duruma gelir. Çünkü ulusal varlık ortadan kalktığında, ayrımların bir anlamı kalmayacaktır. Yaşanacak olan, artık, herkesi içine alan ağır dış sömürü, kimliksizleşme, baskı ve ulusal yok oluş sürecidir.

    Başlangıçta, başarılması güç gibi görünen ulusal birliği sağlama girişimi, koşulların zorlamasıyla giderek daha çok insan için, önce anlaşılır, sonra gerekli duruma gelir; kitlelere güven veren doğru anlayışa sahip ulusal örgütlenme, daha geniş kesimlere ulaşır. Hangi görüş ve konumda olursa olsun tehlikeyi ayırt etmeye başlayan bireyler, ulusal çöküşün kaçınılmaz olarak kendilerini de içine alacağını görerek, artan bir ivmeyle ulusal eyleme katılırlar; ayrılıkları öteleyen bir anlayış içine girerler. Ulusal tehlikenin arttığı dönemlerde, iyi örgütlenen ve kitlelere güven veren bir ulusal örgütün yayılıp güçlenmesi, giriştiği mücadelede başarılı olması, yaşamın zorladığı doğal bir sonuçtur.

    Kurtuluş savaşının başlangıç döneminde, adeta kendiliğinden ortaya çıkan, sonrasında tek çatı altında toplanan Müdafaa_i Hukuk, Reddi İlhak, Kuvvayı Milliye gibi örgütler,  ulusal birliği gerekli kılan koşullarda, hangi anlayış ve yöntemle örgütleneceğini gösteren örneklerdir. Kurtuluştan hemen sonra, halkı ülke yönetimine katma amacıyla kurulan Halk Fırkası (daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi), toplumun her kesiminin temsil edildiği bir başka ulusal örgüt örneğidir.

    Mücadelelerinden ders alınıp yararlanılacak bu örgütler, Türkiye’ye özgüdür; ancak ulusal tehditle karşılaşan dünyanın başka ülkelerinde de benzer örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. Ayrıksı(farklı) özellik ve biçimler içerse de; Fransa’da Nazi işgaline karşı oluşturulan Yurtsever Cephe, Sovyetler Birliğinde Büyük Vatan Savunması adıyla yine Nazi işgaline karşı gerçekleştirilen ulusal direniş, Çin, Vietnam ya da Cezayir’de başarılı bağımsızlık savaşlarındaki örgütlenmeler, benzer anlayışlarla yürütülen ve geniş birliktelikler sağlayan mücadelelerdir.

                                                                            *

     Ulusal bir tehdidin söz konusu olmadığı dönemlerde, duygu ve düşüncelerini birbirine yakın gören insanlar, görüşlerini yansıtan örgütlerde bir araya gelirler. Bu tür birliktelikler, toplum yaşamına varsıl(zengin) lık katan demokratik açılımlardır ve varlıklarını her zaman sürdüreceklerdir. Ancak, ulusal varlığın tehlikeye girdiği dönemlerde öne çıkan örgütlenme biçimi ve mücadele anlayışı başkadır. Bu dönemde; önceden kurulmuş değişik nitelikteki örgütler, ulusal mücadeleye kazanılacaktır;  bu önemlidir. Ancak; bundan daha önemli olmak üzere, her görüş ve eğilimden insanı bir araya getirerek kitlelere öncülük edecek bir örgütün yaratılması gerekecektir.

     Ulusal varlığın tehlike içine girmesi, savunma güdüsünün gelişip milli duyarlılıkların yükseldiği, sıra dışı dönemlerdir. Sorunlar, kişi ya da kurumların tek başlarına çözemeyeceği kadar ağırlaşmıştır. Sonuca ulaşıp ülkeyi esenliğe çıkarmak için, toplumun tümünü içine alarak, güçlerin birleştirileceği genel bir seferberlik anlayışına gereksinim vardır. Bu anlayışla örgütlenilmeli, mücadeleye hazır somut bir güç yaratılmalıdır. Bu işe girişildiğinde, düşünce ayrımlarının giderek yumuşayacağı, mücadelenin ileri aşamalarında önemini yitireceği görülecektir. İnsanlar, güç ve çetin bir mücadeleyi birlikte yürütmenin dayanışmasıyla yakınlaşacaklar, ayrı görüşlerin aynı örgüt içinde bir araya gelmesini sağlayacaklardır.

                                                                             *

     Örgütlü mücadeleler göstermiştir ki, hangi yöntem ve biçimde olursa olsun, ulusal mücadelenin tek bir merkezi önderliğe bağlı kalarak yönetilmesi, başarıya ulaşmanın koşuludur. Ülkeyi ve halkı tanıyan, olay ve olguları evrensel boyutuyla kavrayan ve güven duyulan bir önderliğin yaratılması, ancak ve yalnızca ulusal birliğin tek bir örgütsel yapı içinde sağlanmasıyla olanaklıdır. Yapısı ve oluşumu gereği, halk üzerinde yetke(otorite) si ve saygınlığı olan bu örgüt, başka örgütleri etkisi altına alacak, onları ulusal mücadeleye katacaktır.

Haftaya: ÖRGÜT SORUNU VE ULUSAL BİRLİK     

 

Daha Fazla İçerik...

  1. 7 - FAŞİZMİN KÜRESELLEŞMESİ

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- e-Kitap --NE YAPMALI--. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free