2 - NE YAPMALI

Yazdır

 

(SAYFA 17)

NE YAPMALI

     Ülke, varlığına yönelen kapsamlı bir saldırının baskı ve denetimi altına girmişse, ulusal varlık tehdit altındaysa; kendi ülkesinde, tutsak değil, özgür ve bağımsız yaşamak isteyenleri bekleyen tek seçenek, saldırının kaynağı olan emperyalizme karşı direnmektir. Direnişi başarıya ulaştırarak ulusal egemenliği kalıcı kılmak için tek seçenek ise, halkın birliğini sağlamak, kitleleri örgütlemektir.

    Dışa karşı mücadelede başarılı olmak için, içte birliğin sağlanması gerekir. Ulusal birlik çevresinde örgütlenen halk, yenilmez bir güç oluşturur; ulusalcılık, bu gücün yaşamın içinden gelen doğal kaynağı, insanlarda bir araya gelme duygusu yaratan bir gerekliliktir. Emperyalizm, ulusal varlığa saldırırken ister istemez, kendisine karşıtlığın yani ulusal birliği sağlamanın ve direnmenin koşullarını da oluşturur. Bu oluşum, birlik istemini iyi niyetli bir dilek olmaktan çıkarır ve koşulların gerekli kıldığı nesnel bir zorunluluk, bir görev haline getirir.

                                                                                   *

      Ulusal varlığı korumaya karar verip örgütlenen, direngen ve kararlı bir halkı yenmek olası değildir. Ulusal bağımsızlık savaşlarında belirleyici olan; güç üstünlüğü değil, halk örgütlenmesinde erişilen düzey ve bu düzeyin yaratacağı savaşkanlık ruhudur. Kurtuluş Savaşı’nın başında, Amasya’da “ milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” biçiminde dile getirilen anlayış ve bu anlayışla sağlanan başarı; bu gerçeği kanıtlayan bir örnektir.

     Halkın bilinçlendirilip örgütlenmesi, ulusun kurtuluşunu amaç edinen yurtsever aydınlar tarafından gerçekleştirilir. Özveri, yüksek bilinç ve kararlılık gerektiren ve toplumsal gelişimi sağlayan ilerlemelerin ortak özelliği olan bu eylem, yani öncülerin ortaya çıkışı, kurtuluşa giden yolun ilk aşaması, bağımsızlık mücadelesinin başlangıç noktasıdır. Ulusal mücadele içinde yer alarak sorumluluk yüklenen öncüler, başlattıkları uyanış hareketiyle ulusal mücadeleye biçim veren yüksek nitelikli insanlardır.

ÖRGÜTLENMEK, AMA NASIL?

     Her sorun kendine uygun yöntemle çözülür. Doğada ve toplumda yaşanmakta olan çelişki sonsuzluğu içinde her çelişki, birbirlerine yaptığı etki göz ardı edilmeden ayrı ayrı ele alınmalı, niteliğine uygun çözümler geliştirilmelidir. Ateşi elle alamazsınız; şeker yararlıdır, ancak şeker hastası için ölümcül olabilir.

    Türkiye’de yaşanmakta olan ana sorun ulusalsa, bu sorunu çözmeye yönelen örgütlenme biçimi doğaldır ki; etnik, dinsel ya da sınıfsal değil, ulusal nitelikte olacaktır; olmak zorundadır. Nesnel gerçeklikle uyumsuz örgütlenme girişimleri, gereksinimlere yanıt veremeyeceği için başarılı olamayacak, üstelik isteseler de istemeseler de gerçek çözüm yolu olan ulusal örgütlenmeye zarar verecektir. Ulusal örgütlenme, günümüz koşullarında geçerli olan doğru örgütlenmedir, çünkü yaşanan sorun ulusaldır.

                                                                               *

    Ulusal örgütlenmenin anlamı, ulus bütünlüğünü amaç edinen bir anlayışın, toplumun her kesimini ulusal bağımsızlık ve özgürlük amacıyla bir araya getirmektir. Örgüt, varlığını ve geleceğini yabancılarla kurduğu ilişkilere bağlayan az sayıdaki işbirlikçi ve bunların etkilediği kesimler dışında toplumun tümünü kapsamalı, yapay ayrılıklarla birbirinden uzaklaşmış her yaş, meslek ve inançtan insanı bir araya getirmelidir.

    Ulusal varlığın korunması söz konusu olduğunda, düşünce, konum ve anlayış ayrımları önemini yitirir, ayrılığın her türü ikincil duruma gelir. Çünkü ulusal varlık ortadan kalktığında, ayrımların bir anlamı kalmayacaktır. Yaşanacak olan, artık, herkesi içine alan ağır dış sömürü, kimliksizleşme, baskı ve ulusal yok oluş sürecidir.

    Başlangıçta, başarılması güç gibi görünen ulusal birliği sağlama girişimi, koşulların zorlamasıyla giderek daha çok insan için, önce anlaşılır, sonra gerekli duruma gelir; kitlelere güven veren doğru anlayışa sahip ulusal örgütlenme, daha geniş kesimlere ulaşır. Hangi görüş ve konumda olursa olsun tehlikeyi ayırt etmeye başlayan bireyler, ulusal çöküşün kaçınılmaz olarak kendilerini de içine alacağını görerek, artan bir ivmeyle ulusal eyleme katılırlar; ayrılıkları öteleyen bir anlayış içine girerler. Ulusal tehlikenin arttığı dönemlerde, iyi örgütlenen ve kitlelere güven veren bir ulusal örgütün yayılıp güçlenmesi, giriştiği mücadelede başarılı olması, yaşamın zorladığı doğal bir sonuçtur.

    Kurtuluş savaşının başlangıç döneminde, adeta kendiliğinden ortaya çıkan, sonrasında tek çatı altında toplanan Müdafaa_i Hukuk, Reddi İlhak, Kuvvayı Milliye gibi örgütler,  ulusal birliği gerekli kılan koşullarda, hangi anlayış ve yöntemle örgütleneceğini gösteren örneklerdir. Kurtuluştan hemen sonra, halkı ülke yönetimine katma amacıyla kurulan Halk Fırkası (daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi), toplumun her kesiminin temsil edildiği bir başka ulusal örgüt örneğidir.

    Mücadelelerinden ders alınıp yararlanılacak bu örgütler, Türkiye’ye özgüdür; ancak ulusal tehditle karşılaşan dünyanın başka ülkelerinde de benzer örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. Ayrıksı(farklı) özellik ve biçimler içerse de; Fransa’da Nazi işgaline karşı oluşturulan Yurtsever Cephe, Sovyetler Birliğinde Büyük Vatan Savunması adıyla yine Nazi işgaline karşı gerçekleştirilen ulusal direniş, Çin, Vietnam ya da Cezayir’de başarılı bağımsızlık savaşlarındaki örgütlenmeler, benzer anlayışlarla yürütülen ve geniş birliktelikler sağlayan mücadelelerdir.

                                                                            *

     Ulusal bir tehdidin söz konusu olmadığı dönemlerde, duygu ve düşüncelerini birbirine yakın gören insanlar, görüşlerini yansıtan örgütlerde bir araya gelirler. Bu tür birliktelikler, toplum yaşamına varsıl(zengin) lık katan demokratik açılımlardır ve varlıklarını her zaman sürdüreceklerdir. Ancak, ulusal varlığın tehlikeye girdiği dönemlerde öne çıkan örgütlenme biçimi ve mücadele anlayışı başkadır. Bu dönemde; önceden kurulmuş değişik nitelikteki örgütler, ulusal mücadeleye kazanılacaktır;  bu önemlidir. Ancak; bundan daha önemli olmak üzere, her görüş ve eğilimden insanı bir araya getirerek kitlelere öncülük edecek bir örgütün yaratılması gerekecektir.

     Ulusal varlığın tehlike içine girmesi, savunma güdüsünün gelişip milli duyarlılıkların yükseldiği, sıra dışı dönemlerdir. Sorunlar, kişi ya da kurumların tek başlarına çözemeyeceği kadar ağırlaşmıştır. Sonuca ulaşıp ülkeyi esenliğe çıkarmak için, toplumun tümünü içine alarak, güçlerin birleştirileceği genel bir seferberlik anlayışına gereksinim vardır. Bu anlayışla örgütlenilmeli, mücadeleye hazır somut bir güç yaratılmalıdır. Bu işe girişildiğinde, düşünce ayrımlarının giderek yumuşayacağı, mücadelenin ileri aşamalarında önemini yitireceği görülecektir. İnsanlar, güç ve çetin bir mücadeleyi birlikte yürütmenin dayanışmasıyla yakınlaşacaklar, ayrı görüşlerin aynı örgüt içinde bir araya gelmesini sağlayacaklardır.

                                                                             *

     Örgütlü mücadeleler göstermiştir ki, hangi yöntem ve biçimde olursa olsun, ulusal mücadelenin tek bir merkezi önderliğe bağlı kalarak yönetilmesi, başarıya ulaşmanın koşuludur. Ülkeyi ve halkı tanıyan, olay ve olguları evrensel boyutuyla kavrayan ve güven duyulan bir önderliğin yaratılması, ancak ve yalnızca ulusal birliğin tek bir örgütsel yapı içinde sağlanmasıyla olanaklıdır. Yapısı ve oluşumu gereği, halk üzerinde yetke(otorite) si ve saygınlığı olan bu örgüt, başka örgütleri etkisi altına alacak, onları ulusal mücadeleye katacaktır.

Haftaya: ÖRGÜT SORUNU VE ULUSAL BİRLİK