BCP Programı

Yazdır





1924 kurucu anayasamız ışığında M.Kemal Atatürk'ün yazdığı parti programı

BCP'nin programıdır.



























PARTİ PROGRAMI
Temmuz 2002, Ankara


İÇİNDEKİLER
 

   I. İLKELER

 II. DÜNYA SİSTEMİ ve KÜRESELLEŞME

III. ÜLKENİN GENEL DURUMU

IV. ULUSAL EKONOMİK KALKINMA

 

Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı

 

Güçlü ve Öncü Kamu Sektörü

 

Kaynak Yaratmak ve Adalet İçin Vergi Sistemi

 

Performans Koşullarına Bağlanmış Yabancı Sermaye

 

Yüksek Üretkenliğe Sahip Bir Tarım Sistemi

 

Geleceğimiz İçin Orman Politikası

 

Kendi Kendini Üretebilen Bir Sanayi ve Ticaret Sistemi

 

Halkın Ortak Malı Olarak Madenler ve Enerji Kaynakları

 

Dışa Bağımlılığı Kırılmış Dengeli Bir Ulaştırma Sistemi

 

İletişim ve Bilişim Sektöründe Kamunun Yönetimi

 

Verimliliği Yüksek, Çalışma Koşulları Çağdaş, Sorumlu Bir İnşaat Sektörü

 

Tatil Yapma ve Dinlenme Hakkı İçin Turizm

 

Evrensel ve Ulusal Çevre Politikaları

V.TOPLUMSAL YAŞAM

 

Demokratikleşme Sorunu: Toplumsal Eşitlik ve Özgürlüklerin Sağlanması

 

Laiklik : Yurttaşlık Hak ve Özgürlüklerinin Güvencesi

 

Yurttaşlık Güvencesi: Etnik Ayrımcılık ve Ayrılıkçılığa Karşı Ulusal Bütünlük

 

Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Eğitim Politikası

 

Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Sağlık Yönetimi

 

Tüm Yurttaşları Kapsayan Kamusal Sosyal Güvenlik Sistemi

 

Emeğin Onuru Üzerine Yükselen Demokratik Bir Çalışma Yaşamı

 

Kentsel ve Kırsal Alanlarda Yeterli, Sağlıklı, Erişilebilir Hizmet Sunumu

 

Kadın ve Erkeği Eşit Bir Toplum

 

Çocuklar, Toplumun Sorumluluğu ve Devletin Güvencesi Altındadır

 

Devrimcilik Misyonunu Yerine Getiren Bir Gençlik

 

Piyasa Boyunduruğundan Kurtulmuş Bir Kültür – Sanat Yaşamı

 

Kitlesel Seyirlik Değil, Kitlesel ve Bireysel Yaşam Biçimi Olarak Spor

VI. ANAYASA ve YÖNETİM SİSTEMİ

 

Anayasa ve Anayasa Meclisi

 

Halka Açık ve Halka Dayanan Bir Siyasal Sistem

 

Demokratik, Donanımlı, Yeterli ve Kendine Güvenli Bir Kamu Yönetimi

 

Kamu Yönetimi ve Yurttaş İlişkileri

 

Merkezi Yönetim

 

Taşra Yönetimi ve Yerel Yönetimler

VII. YARGI SİSTEMİ

 

Alanı Genişletilmiş Bir Ulusal Yargı Denetimi

 

Özgürlükçü Bir Toplumsal Düzen İçin Hukuk Reformu

 

Bağımsız ve Güçlü Bir Yargı Sistemi

 

Doğru Yargılama İlkesinin Yaşama Geçirilmesi

 

Çağdaş Bir Ceza İnfaz Rejimi

VIII. DIŞ İLİŞKİLER

 


BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara

I. İLKELER                   

1.Bağımsız Cumhuriyet Partisi (BCP) çaresizlikten, umutsuzluktan bunalan insanlarımızın dertlerine, beklentilerine ve özlemlerine yanıt verecek iktidarı yaratmak üzere kurulan bir partidir.

2.Parti çaresizliğin, umutsuzluğun, bunalımlarla dertlerin, yıllardır dıştan zorlanan yanlış gelişme reçetelerini körü körüne uygulamaktan ileri geldiğini gözleyerek, “Türkiye’yi Türkiye’den yönetme” inancıyla yola çıkmıştır. Ancak, ülke yönetmekte ulusalcı bir çizgiyi benimsemek, ilkesizlik ortamında rastgele politikalar peşinde sürüklenmek anlamına gelmez.

3.İktidara gelmek için önerilip savunulacak ve iktidara geldikten sonra uygulanacak politikaların belirli ilkeler doğrultusunda oluşturulması gerekmektedir. Bu bakımdan, şu ilkelere inanmak ve bunları benimsemek, Parti Üyeliği’nin ve Parti’de çalışmanın temel ölçütleridir:

1. Cumhuriyeti yaşatmak. Kuvayı Milliyeci atılımla kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk devrimlerinin laik, özgürlükçü ve demokratik özüne bağlı kalınarak yaşatılır. Devlet işlerinin ve kamusal politikaların dinsel inançlardan ayrı tutulması ile din ve inanç özgürlüğüne bireysel düzeyde saygı gösterilmesi anlamında laiklik, Cumhuriyeti gerçek anlamda özgürlükçü demokratik özüyle yaşatmanın vazgeçilmez koşuludur.

2. Bağımsızlığı korumak. Kurucusunun olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin de karakteri olan bağımsızlık, teknolojik gelişmelerle küçüldüğü ve karşılıklı bağlarla gitgide bütünleştiği bilinen bir dünyada, her şeyden önce kendi halkını gözeterek özgür düşünebilmenin, başka çıkarlara alet olmayışın ve dogmatik davranışlara kapılmayışın temel koşulu sayılır.

3. Uluslaşmayı tamamlamak. Mustafa Kemal'in "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir" tanımından kaynaklanan vatandaşlık anlayışıyla uluslaşma sürecini ve aydınlanma devrimini tamamlayarak, yurdun her köşesindeki bütün insanlarımızın maddi ve manevi varlıklarını geliştirmelerini önleyen engellerin kaldırılması, vatandaşların hak ve sorumluluklarına sahip çıkarak kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir ulusal ortamın etnik köken ayrılıklarına yer vermeksizin sürdürülmesi başlıca amaçlarımızdandır.

4. Hızlı kalkınmayı gerçekleştirmek. Uluslararası iletişim ve ticaretin getirdiği değişmeleri hesaba katarak, toplumdaki kamusal ve özel kesimleri dinamik bir ekonomik seferberlik anlayışıyla yanyana getiren ulusal devlet çerçevesinde, dünyadaki yarışma ortamına dayanacak ve bu ortamda gelişimini sürdürebilecek planlı, dengeli bir ekonomik kalkınmanın sağlanması esastır.

5. Emeğin değerine inanmak. Emeği en yüce değer sayarak gücünü emekçilerden alan, emekçileri her alanda koruyup sosyal güvenliklerini sağlayan, çalışmayı herkes için temel hak ve ödev sayan, sendikal hakların önündeki engelleri kaldıran bir sosyal devlet anlayışı daima göz önünde tutulacaktır.

6. Nitelikli toplum yaratmak. Gitgide ticaret konusu yapılan eğitim ve sağlık alanlarında kamu hizmeti anlayışını yeniden ve güçlü biçimde egemen kılarak, tüm kültür, sanat ve spor olanaklarını her yaştan kadın ve erkek bütün vatandaşların önüne serip nitelikli ve sağlıklı bir toplum oluşturmak, mutlaka erişilmesi gereken bir ulusal amaçtır.

7. İlerici değişime öncülük etmek. Cumhuriyetin kuruluşundaki ilkelere bağlı kalmayı durgunluk ve donukluk değil, tam tersine ilerici değişim, yenileşme ve dinamizm kaynağı saymak, ulusal çerçeveyi evrensel değerleri benimsemenin, araştırma ve geliştirme çabalarının, teknolojik sıçramaların, sürekli yenileşmenin en elverişli zemini olarak alıp ulusu bütünüyle çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak Kemalist Cumhuriyetin değişmez hedefidir.

 

BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara

II. DÜNYA SİSTEMİ ve KÜRESELLEŞME

04. Dünya 21. yüzyıla tek sistemli bir yapıyla, kapitalizmle adım atmıştır. 20. yüzyıla damgasını vuran "kapitalist - sosyalist- üçüncü dünya ülkeleri"nden oluşan sistem toptan değişmiştir. Bu köklü değişme, dünya kapitalist sistemi içindeki dengelerin yeniden oluşması ve güç dengelerinin yeniden belirlenmesi anlamına geliyor. Dünya sisteminin lider güçleri, yeni dengeleri küreselleşme adı verilen ve yeni bir dünya düzeni kurmayı amaçlayan bir süreçte belirlemeye girişmişlerdir.

05. Küreselleşme, bilimsel - teknolojik gelişmelere dayanarak, kapitalizmi "tek dünya sistemi" ve "kaçınılmaz tek seçenek" saymaktadır. Bu süreç, ulusal devletlerin bağımsız ve egemen olma iddialarını henüz terk etmedikleri bir zamanda başlamış; bu nedenle başarısı ulusal devletlerin ve halkların iradelerini teslim almaya bağlı sayılmıştır. Savunucuları, yirmi yıldan beri bu nedenle her kanaldan küreselleşmenin nasıl vazgeçilmez olduğunu yineleyip durmaktadırlar.

06. İletişim teknolojisi, bilgi teknolojileri, bilgisayar, internet ve uydular, kısacası bilim ve teknolojinin tümü, insanlığın yüzyıllardır ilmik ilmik ördüğü gelişmenin ortak ürünleridir. Bilim ve teknoloji, insanlık ve toplumlar için tek seçenekli gelişme çizgisi çizen zorunluluklar değil, tam tersine çok seçenekli özgürlükler sunar. Sorun, bu ortak ürünlerin özgürlük ve eşitlik için mi, yoksa sömürüyü yaygınlaştırmak ve derinleştirmek için mi kullanılacağı sorunudur. Günümüzde bu araçlar, küreselleşme ideolojisi çerçevesinde, dünyayı sınırsız bir sömürü alanı haline getirme amacıyla hareket eden sermayenin tekelinde yoğurulmaktadır.

07. Küreselleşme, uluslarötesi büyük sermayenin ideolojisidir. Bu nedenle, dünyanın geniş kesimleri için barış, adalet ve zenginlik içinde bütünleşme değil, tam tersine savaş, adaletsizlik ve yoksullaşma anlamına gelmektedir. Küreselleşme ilerledikçe gelişmiş ve azgelişmiş ülkeler arasındaki gelir dengesizliği artmakta, dünya genelinde yoksulluk sorunu açlık sorununa dönüşmekte, pekçok ülke kendi içinde şu ya da bu yoğunlukta çatışmalara ve iç savaşlara gömülmektedir. İnsanlar, dünya yurttaşlığı bir yana, ulusal yurttaşlık kavramının da gerisine, etnik - yerel kimliklere mahkum edilmiştir. Bu ideoloji, insanlığın en temel değerlerini yıkıma uğratmakta ve gerçekte insanlığın bütünleşmesi hedefini daha da uzaklara fırlatmaktadır.

08. Ulusal devletler, sermayenin küreselleşme hedefi önünde potansiyel birer engel oluşturmaktadırlar. Küreselleşme ideolojisi, ulusal devletlerin çağdışı hale geldiğini ilan etmiştir. Dünya zenginliği ve refahından pay almanın, ulusal devletlerden vazgeçmekle mümkün olabileceği ileri sürülmüştür. Sömürülen uluslara "küresel düşün, yerel davran" ilkesine göre hareket etmeleri, "ulusal" olan herşeyden vazgeçmeleri önerilmiştir. IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, ulusal devletleri ortadan kaldırma çabalarının uluslararası yöneticileri olarak iş görmektedirler. Bu görevi, şimdilik çaresizlikten, ulusal devletlerin karar mekanizmaları eliyle uygulamaya geçirmektedirler. Dünyanın dört bir yanında siyasal iktidarlar çeşitli yöntemlerle teslim alınmakta ve ulusal varlıklar bunların işbirliği sağlanarak tasfiye edilmektedir. Yerelleşmeyle yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesi ve demokrasi kültürü yaratılması yerine, ulus-devletin yokedilmesi amaçlanmaktadır. Devletin küçültülmesiyle ulus-devleti devreden çıkarmak, böylece uluslararası sermayenin, işgücünü ve ekonomik kaynakları serbestçe sömürmesine olanak sağlamak istenmektedir.

09. Küresel sermaye ile işbirliğine giren siyasal iktidarlar, dünya zenginliğinden daha fazla pay almak adına ülkelerini dünyaya açmaya yönelik olarak attıkları her adımda, uluslarının üretme ve yaratma gücünün daha da hızla çöküşüne yol açmışlardır. Bu ülkeler, gelişmiş ülkeleri merkez edinen küresel şirketler için pazara dönüşmüş, bu ülkelerin insanları küresel şirketler için "ucuz işgücü depoları" olmuştur. İnsan haklarından ve çevrenin korunmasından en çok söz edenler, tam tersine dünyanın dört bir yanında çocuk ve kadın emeği sömürüsünden, doğayı tahrip etmekten sabıkalı duruma düşmüş olan ülkeler ve şirketler olmuştur.

10. Küreselleşme, ulusal devletler çok taraflı anlaşmalara imza atmaya zorlanarak güvence altına alınmaya çalışılmaktadır. Mal ticaretinde liberalizasyonu amaçlayan 1947 tarihli Tarife ve Gümrükler Genel Anlaşması (GATT) sistemi, 1994 tarihli Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ile birlikte başlıca zorlama aracına dönüşmüştür. Gelişmekte olan ülkeleri, hem yatırım, hem mal hem de hizmet üretimi ve ticaretinde kapılarını ardına kadar koşulsuz-sınırsız açmaya zorlayan bu anlaşmalar, bir yandan kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini, bir yandan da yabancılaştırılmasını sağlamaktadır. Başlıca üretim ve ticaret alanlarını rekabet gücü olup olmadığına aldırış etmeksizin serbestleştirme politikaları, teslimiyetçi politikalara dönüşmüştür.

11. Küreselleşme, dünya genelinde dengelerin yeniden kurulmasını zorlamaktadır. Bu zorlama, çizilmiş ulusal sınırlarda çeşitli değişiklikler yapılması anlamına gelmektedir. Dünyanın kimi bölgelerinde birkaç devletin gevşek bağlarla birleştirilmesi, kimi bölgelerde de ulus-devletlerin birkaç bölgeye ayrılması planları yapılmaktadır. Jeopolitik önemi her zaman ağırlıklı olan Türkiye bu planların adeta kesişme noktasındadır. Doğu Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasya gibi dünyanın en hassas bölgeleri ile çevrilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti, küreselleşme mimarlarının başlıca ilgi alanlarından biridir.

12. Küreselleşme ile birlikte gelen sorunların çözümü, bu ideolojiye karşı çıkmaktan ve ulusların, iradelerini teslim etmeyi reddeden siyasal iktidarlara sahip olmalarından geçer. Bu çözüm yolu, mümkün olan tek çözüm yoludur. Türkiye'nin elini kolunu bağlayan ikili ya da çok taraflı her türlü anlaşma, ister istemez, ulusal devletle yapılmıştır. Bağımsızlığı ve egemenliği ne kadar yaralanmış olursa olsun, sahip olduğumuz ulusal kimlik, herkesin hesaba katmak zorunda olduğu büyük bir güçtür. Tek yapılacak şey, bu gücü kullanmak, bu gücü kullanma iradesini göstermektir. Sermaye küreselleşmesinin içyüzü açığa çıkmış, rüzgar tersine dönmüştür. Bizim durumumuzdaki pekçok ülke, yaşadığı çöküşe karşı özgücü ile dur demeye hazırlanmaktadır.

13. Özlemimiz, uluslararası tekelci sermayenin yönetiminde olmayan, insanlığın evrensel değerleri üzerinde yükselen, eşitlikçi, özgürlükçü, halkçı bir dünya sistemidir. Çağımızda böyle bir dünya sistemi, ancak, emperyalizme karşı tavır almış demokratik ulus devletlerin varlığı ve dayanışmasıyla yaratılabilir. Gerçekten hakça bir düzene erişmiş dünya ekonomisi, ancak ulusların karşılıklı anlaşmaları ve karşılıklı rızaları ile kurulabilir. Bağımsız Cumhuriyet Partisi'nin amacı, ülkemizde yaşanan çürüyüşü sona erdirmek ve Türkiye'yi hakça bir dünya düzeninin onurlu mimarlarından biri konumuna yükseltmektir. 

 

BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara

III. ÜLKENİN GENEL DURUMU

14. Cumhuriyet devrimlerinin bağımsız, gelişmiş ve demokratik bir ülke yaratma hedefi, 1945'den bu yana izlenen politikalar ile açık biçimde terk edilerek, ülkemiz bir "karşı-devrim" sürecine sokulmuştur. Ekonomide dışalımın yerine geçecek iç üretim politikaları dışalıma bağımlılık politikaları olarak yozlaştırılmış, ülke gelişmiş kapitalist ülkelerin boyunduruğu altına sokulmuştur. 24 Ocak 1980 kararları ve bunlar üzerine inşa edilen son yirmi yıllık neo-liberal politikalar, ulusal sermayenin yabancı ellere geçmesine yol açmış, Türkiye'yi uluslararası sermayenin hesapsız ve denetimsiz oyun alanı haline getirmiştir. Önce dışalımdaki tüm kısıtlamalar kaldırılmış, ülkenin kapıları sözde dünya ticaretine, gerçekte ise ulus ötesi şirketlerin her türlü isteklerine ardına kadar açılmıştır.

15. Topluma yönelik kamu hizmeti anlayışı unutturulmuştur. Kalkınma ve demokratikleşme hedeflerinin başlıca aracı olan sosyal devlet kavramı "çağdışı" sayılarak alay konusu olmuş, sosyal devlet ve yükümlülükleri her alanda göz ardı edilmiştir. Eğitim parçalanmış, gerilemiş, yön duygusunu yitirmiş, kamu kaynaklarının bir bölümü özel öğretime ve vakıf okullarına akıtılırken kamu eğitimine yeterli kaynak ayrılmamıştır. Eğitimde fırsat eşitliği yaklaşımı tam anlamıyla gerçekleştirilemeden uygulamadan kaldırılmıştır. Eğitimde kamu hizmeti, yerini küçümsenmeyecek ölçüde "hayırsever yurttaş"ların varlığına ve vicdanlarına bırakılmıştır. Sağlık sektörü, piyasa koşullarının egemen olduğu bir alan haline gelmiştir. Tıpkı eğitimde olduğu gibi, sağlık alanında da özel hastaneler kamu kaynaklarından ayrılan "teşvik"lerle beslenirken, devlet hastaneleri yatırımsızlık ve ilgisizlik ile yüz yüze kalmıştır. Sağlık sisteminin temelini oluşturan sosyal güvenlik kurumları piyasa sistemine kurban edilmektedir. Küresel mali sermaye, oyununu daha büyük oynayabilmek için sosyal güvenlik fonlarında toplanan ve her kuruşu emekçilere ait olan primlere el atmak peşindedir. SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur fonlarının mutlak şekilde borsa sistemi içinde yer alması ve sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesi istenmektedir. Yıllarca ülkenin kamu yatırımlarını yaratma kaynağı olarak kullanılan bu fonlar, böylelikle mali piyasalarda oynanan büyük kumarı daha da büyütecek araçlar olarak kullanılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

16. Ekonomide, IMF ve Dünya Bankası programları ile birlikte, spekülatif kazançlar peşinde koşan mali kesim dışında tüm sektörler adeta inkâr edilmektedir. Ülke bir borç batağı içindedir. İç ve dış borçlar, bir yılda yarattığımız toplam zenginliğe eşit boyutlara gelmiştir. Ülke sürekli kan kaybetmekte, dış ticaret açığı yıldan yıla katlanarak artmaktadır. 1989-1994 yıllarında 47.7 milyar dolar olan dış ticaret açığı, "Avrupa Birliği'ne giriyoruz" diye gerçekleştirilen Gümrük Birliği'nin tamamlanmasından sonra, 1995-2000 yıllarında 86.2 milyar dolar olmuştur. Türk Lirası'nın değer kaybı inanılmaz boyutlara varmıştır. 24 Ocak 1980 öncesi 35 TL olan 1 dolar, milyonlarla ifade edilen boyutlara ulaşmıştır. Türk Lirası değer ve servet taşıyıcısı ve hesap birimi olmaktan çıkmış, yerini döviz cinsleri almıştır. Bankalardaki mevduatın yarıdan fazlası döviz cinsindendir. Hazine ve Merkez Bankası gibi ulusal kurumlar, zaman zaman ülke içinde borçlanmayı bile dolar cinsinden yürütebilmektedir. Mali kurumlar, iç yağma ve dış sömürülerle yok olma aşamasına gelmiştir. Ülkenin önemli bankaları, tek tek yabancıların ellerine geçmeye başlamıştır.

17. Sanayi ve tarım sektörleri, yok olmaya terk edilmiştir. Sanayideki düşük kapasite kullanımına son vermesi gereken devlet, piyasaya müdahale etmeme düsturu ileri sürülerek, kıpırdayamaz hale getirilmiştir. Sanayi kesimi, yüksek borçlanmalar ve borçlarını geriye ödeyememe nedeniyle dış ortaklıklarla yaşamaya çalışmaktadır. Bunun sonunda çok sayıda köklü sanayi kurumu, yabancılar tarafından ele geçirilmektedir. Tarım kesimi IMF'nin emredici yasalarıyla, Dünya Bankası kredilerine dayalı projelerle öldürülmektedir. Tarımda üretimi, ticareti ve tüketimi düzenleyen tüm devlet kuruluşları ve işletmelerin kapısına kilit vurulmuştur. Bunların kimilerini satın alan yerli büyük şirketler, şimdi teker teker yabancı tarım tekellerinin ellerine geçmektedir. Çiftçimiz, ülkemize yerleşmeyi hayal eden yabancı tekellerin işçileri haline getirilmek istenmektedir. Bu, açıktan açığa sömürgeleşme görüntüsüdür; sömürge haline geliş, Türk tarımının dünya ile rekabet edebilir hale gelmesi diye sunulabilmektedir.

18. Ticaret dünyası, hem mal hem de hizmet alanlarında ürkütücü bir hızla yabancılaşmaktadır. Büyük yerli tekellerin küresel tekellerle kurdukları ortaklıklar ve yabancı şirketlerin doğrudan kendilerince kurulan market zincirleri, ülke genelinde hesapsız bir egemenlik için yarışmaktadırlar. Bunun tüccar ve esnaf kesimlerinde neden olduğu büyük çöküşler, "piyasanın gereği" olarak tam bir vurdumduymazlık ile karşılanmaktadır. İşsizler ve yoksullar ordusu, bu sektörden gelen yeni unsurlar ile günden güne daha büyük bir hızla büyümektedir. Ticaret dünyasının kârları, ülke zenginliğinin küresel şirketlere akıtıldığı bir başka kanal olmuş durumdadır.

19. Üretme gücümüzdeki çökme, ücretlileri doğrudan vurmuştur. Büyüyen işsizlik ilk sonuçtur. Yoksulluk sınırının çok altına ücretlerle insan çalıştırma yaygınlaşmıştır. Sigortasız çalıştırma, ortadan kaldırılacağına daha da yaygınlaşmıştır. Sendikalaşma daralmış, sendikal hakları kullanma olanakları büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır.

20. Adaletsiz vergilendirme sistemi, kabul edilebilir sınırları çoktan aşmıştır. İşçi, memur, esnaf, çiftçi, sanayici ve tüccar, dolaylı vergilerin yükü altında ezilmektedir. Servet ve kazanç, adil biçimde vergilendirilmemektedir. Vergi yükü, üretken ve emekçi halkın omuzlarına artık kaldırılamayacak kadar aşırı yüklenmiştir. Üstelik vergi yükü arttıkça, aynı kesimlere sunulan kamu hizmeti azalmaktadır. Bu açık adaletsizlik, toplumun devlete güvenini yitirmesine yol açmaktadır.

21. Cumhuriyetin ilanından günümüze sosyal ve ekonomik yaşamımızın yıkılmaz kalesi olan KİT'ler, kooperatifler, toplumsal ve kültürel kurumlar özelleştirme adı altında yağmalanmaktadır. Yağma, en köklü kurumlarımızdan sonra, hepimizin ortak malı olan Hazine topraklarının hesapsız satışına, ormanlarımızın özelleştirilmesine, madenlerimizin elden çıkarılmasına uzanmıştır.

22. Sömürgeleştirme politikaları, toplumsal barış üzerinde çok yönlü müdahalelerde bulunularak yürütülmektedir. Barış içinde bir arada yaşayan ve aynı hedefler için birlikte harekete yatkın olan insanlarımız, sözde evrensel insan hakları bahanesiyle etnik köken ve mezhep özellikleri temelinde birbirine düşman edilmeye çalışılmaktadır. Bu, sömürgecilik tarihinin en eski ve en iyi bilinen oyunudur. Bu oyuna gelinerek şimdiye kadar yapılan yanlışların, halkımıza ve bir bütün olarak ülkemize ne gibi zararlar verebileceği ve verdiği artık herkesçe bilinmektedir. Türkiye'de yaşayan insanların sahip oldukları toplumsal - kültürel kimlikleri nedeniyle birbirleriyle alıp veremedikleri herhangi bir hesapları yoktur. Ortadaki hesap, bu ülkede yaşayan insanların kendi aralarında değil, bu ülkeyi sömürgeleri haline getirmeye gayret edenler ile tüm ülke halkı arasındadır.

23. Sahip olduğumuz her türlü zenginliğe küresel şirketler için ve onlar adına el koyma operasyonu, ekonomi dışındaki alanlarda da toplumun kendine güvenini yok ederek ilerlemektedir. Edebiyat, içeriği boşaltılmış postmodern özenişlere indirgenmiştir. Müzik, kültür emperyalizminin işgalinde, tüm yaratıcılığını sözde sentezlerle küresel müzik piyasasının beğenisi için feda etmiştir. Türkçe aşağılanmış, yeniden yabancı dillerin boyunduruğu altına alınmaya çalışılmıştır. Ülkemizin gözü, dili, kulağı, beş duyusu birden emperyalizmin avuçları içinde yoğrulmaktadır.

24. Yurttaşlarının refahını, yarınlara güvenle bakabilmesini, ülkenin zenginleşmesini ve demokratikleştirilmesini sağlamakla yükümlü olması gereken kamu yönetimi, 1980'li yıllarda açılan aşağılama kampanyası sonunda kendine güvenini yitirmiştir. Devlet çarkı, rüşvet ve yolsuzluk ile kirletilmiş, amaçlarını yitirmiştir. Tüm kamu yönetimi örgütlenmesi, IMF yasaları ve Dünya Bankası kredileri ile yeni operasyonlara konu edilmiştir. Bu koşullu kredilerle kamu yönetimindeki bakanlık yapılanması, yeni oluşturulan "üst kurullar" ile etkisiz hale getirilmektedir. Hemen her alanda kurulan "üst kurullar"a, özel şirket temsilcileri ve çoğu zaman bunlara yakın sözde sivil toplum örgütü temsilcileri yerleştirilmektedir. Böylece küresel şirketlerin devlet karar mekanizmalarında açık ve eşit haklara sahip ortaklar haline getirilmesi sağlanmaktadır. Bakanlıklarda "memurluk" sistemi kırılmakta, bunun yerine piyasacıların istekleri doğrultusunda insan çalıştırmayı kolaylaştıracak sözleşmeli istihdam getirilmeye çalışılmaktadır. Bu işleri gerçekleştirmek için bir yandan IMF - Dünya Bankası uğraşmakta, bir yandan da OECD ve Avrupa Birliği kurumları koşuşturmaktadır. Bu koşuşturmalar, "sosyal devlet" olmaktan çıkarılan devleti, sömürgeciliğin gereklerini kolayca yerine getirecek basit bir cihaza dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

25. Yerel yönetimler, özelleştirme ve kentsel rantları paylaşma mekanizmalarına dönüştürülmüştür. Konumu gereği halka en yakın kurumlar olan belediyeler, her büyüklükten sermaye çevresiyle içiçe geçmeye teşvik edilmiş; böylece halktan uzaklaştırılmıştır. Yirmi yıldan bu yana yerelleştirme örtüsü altında özelleştirme ve yabancılaştırma politikaları izlenmektedir. Su, kanalizasyon, çöp hizmetlerinde kullanılan pahalı dış kredilerle, yabancı yatırımcı ve işletmecileri davet eden Yap-İşlet-Devret modelleri Osmanlı döneminin kapitülasyonlarını yeniden diriltmiştir. Cumhuriyet Türkiye'sinin ülkeden kovduğu aynı su şirketleri, yıllar sonra ülkemiz sularının işletilmesine yeniden el koymaya başlamışlardır. Bu gelişmeler, bazı yerel yönetimlerde dinci, etnik ya da ırkçı kadrolaşma hevesleriyle örtülmüştür.

26. Hem merkezi hem yerel yönetimlerde kamu kurumlarımız, varlık nedenleri olan kamu hizmeti üretme amacını yitirmişlerdir. Kamu kurumlarının yöneticileri, kendilerini birer özel sektör işvereni olarak görmeye zorlanmaktadırlar. Yaptıkları hizmetler vergilerimizden karşılanmıyormuş gibi, hemen her hizmet için bir bedel, bir ücret, olmadı bir bağış koparmak gayretindedirler. Kamu kurumlarının döner sermayeleri, dernekleri, vakıfları her yanı sarmıştır; bunlar bir yandan karşılığı vergi ile peşin ödenmiş hizmetler için para toplayarak haksız işlem yapmakta, bir yandan da bu yolla yolsuzluklar batağına her geçen gün daha da fazla batmaktadırlar.

27. Ülkemiz, sermayenin küreselleşmesi adına ulusal egemenlik ve bağımsızlığını hızla yitirmektedir. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar, yalnızca politikalarıyla değil, Türkiye'de açtıkları bürolarıyla ülkeye yerleşmişlerdir. Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, GATS anlaşması gibi çok taraflı anlaşmalar sistemiyle, ülkenin geleceğini ve özgür iradesini sözde dünya ticareti adına ipotek altına almaktadırlar. OECD gibi uluslararası kurumlar, tutsak edilmiş ulusal iradenin çalışma biçimini yaratmak üzere, geniş kapsamlı idari kurumsal ve yasal düzenlemelerin inşasına girişmişlerdir. Yabancı yatırımlar için dayatılan sigorta ve güvence mekanizmaları ile uluslararası tahkim kuralları, ulusal yargı sisteminin gücünü ortadan kaldırmaktadır. Avrupa Birliği'ne girme sorunu, bu sürecin bir parçasına dönüşmüştür. Avrupa Birliği'nin istemleri, küresel sermayenin istemleri ile özdeşleşmiştir. Sonuç olarak Türkiye, sermayenin küreselleşmesi karşısında temel araçlardan yoksun ve güçsüz duruma düşürülmüştür. Bu durum, ülkenin dış politikada özgür iradesini kullanma olanaklarını büyük ölçüde yaralamış bulunmaktadır.



BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara

IV. ULUSAL EKONOMİK KALKINMA

28. Ülkemizin hızlı ve dengeli bir kalkınma sürecini gerçekleştirmesinde ivedi ve ilk koşul, küresel sermayenin taleplerine teslimiyete son vermektir. Zorunlu olarak, IMF ve Dünya Bankası gibi örgütlerde üyelik sürdürülse de, bu kuruluşların Türkiye büroları kapatılıp standby anlaşmaları yürürlükten kaldırılacak, Dünya Bankası kredileri gözden geçirilecektir. Bu kuruluşlarla ilişkiler, Türkiye'nin öncelikleri temelinde yürütülecektir.

29. Mal ve hizmet ticaretinde küresel serbestleşme öngören GATT ve GATS gibi çok taraflı anlaşmalar, ülkelerin katıldıkları müzakereler süreciyle ilerlemektedir. Görüşmelerde gelişmiş ülkelerin ağırlıkları açıktır; buna karşın çok taraflı anlaşmalarda ulusal politikalar doğrultusunda tavır almak ve bu anlaşmaları ulusal çıkarın gerekleri temelinde yapmak hem zorunlu, hem mümkündür. Çok taraflı anlaşmalarda ülkenin öncelikleri doğrultusunda hareket edilecek ve ülke yararına olmayan hiçbir anlaşmada yer alınmayacaktır.

Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı

30. Plan: Ülkenin topyekün bir ekonomik ve sosyal kalkınma planına olan gereksinimi, hiçbir zaman bugünkü kadar şiddetli olmamıştır. Ekonomik ve toplumsal kalkınma amaçlı, ulusal merkezli, aşağıdan yukarıya ve tüm sektör ve toplumsal kesim temsilcilerinin yer aldığı açık platformlarda hazırlanmış bir "Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı" yürürlüğe konulacaktır. Cumhuriyeti, bugün saplanmış olduğu borç batağından ve çöküş ortamından kurtarıp varlıklı, refahlı, huzurlu bir toplumun devleti durumuna getirerek, Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine yükseltmek asla vazgeçemeyeceğimiz büyük hedefimizdir. Bu hedefe ulaşmanın ilk basamağı olan Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı, 25 yıllık uzun erimli perspektif temelinde, beşer yıllık orta erimli planlama ve yıllık programlar bütünü olacaktır.

31. Yasa: Cumhuriyetçi Dönüşüm Planının yürütülmesi, uğradığımız kapsamlı ve derin zararları gidermek üzere, bir ulusal seferberlik hareketi yaratılmasını gerektirmektedir. Çağın gereklerine ve toplumsal potansiyele uygun yeni bir seferberlik, Cumhuriyet'in temel değerlerini onarmak ve bunları derinleştirerek ilerletmek amaçlarına hizmet edecektir. Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı Yasası'nın uygulanması için, uygun ve yeterli bir kurumsal çerçeve yaratılacaktır. Bu amaçla Devlet Planlama Teşkilatı yeniden düzenlenecek, bu uygulayıcı kurum Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı ile seferberlik gereklerine uygun olarak yeniden tanımlanmış bir sistem içinde çalışacaktır.

32. Kaynak: Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı için gerekli kaynakları yaratabilmek üzere, öncelikle atılması gereken adımlardan biri, borç yükünden kurtulmaktır. Borçlar, uluslararası ekonomik ilişkiler sisteminde bağımsız ve egemen bir devlet olarak hareket etmek ve üretim gücümüzü artırmak için kısa dönemde çözülmesi gerekli başlıca sorunlardan biridir. Öte yandan, aşırı borçlandırma, borcun geri ödenememe riski doğması nedeniyle, borcu veren ülke ve kuruluşların da başlıca sorunu haline gelmiştir. Bu durum, ödemesiz süre alma ve ödemeyi zamana yayma amaçlı anlaşmalar yapılmasını mümkün hale getirmektedir. İyi hesaplanmış, inandırıcı ve güven verici bir ulusal plan ortaya konduktan sonra dış borç yükünü hafifletmek üzere, bu tür anlaşmaların yapılması mümkündür. İç borçlar ise takas, erteleme gibi yollarla konsolide edilecek; bunun için gerekli kaynaklar asıl olarak tüm maddi ve mali varlıkları kapsayan adil vergi uygulamalarıyla sağlanacaktır.

33. Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı için gerekli kaynakları sağlamanın bir başka aracı, maddi ve manevi kaynaklarımızı hızla eriten paranın aşırı değer yitirmesi sorununa çözüm bulmaktır. Yaşadığımız yangından ilk kurtarılacak varlığımız, paramızdır. Dövizin iç piyasada hesap ve servet birimi olarak kullanımına son verilerek, Türk Lirası egemen para birimi haline getirilecektir. Ödemeler bilançosunu dengeleyecek istikrarlı bir kur politikası benimsenecektir. Sermayenin ülkeye giriş ve çıkışı, çağdaş yöntemlerle kamu denetimi altına alınacaktır.

34. Bankacılık sisteminde kamu bankalarının tasfiyesi ve bankacılık sisteminin yozlaştırılması, yurtiçinde güçlükle yaratılan tasarrufların heba edilmesine ve yurtiçi yatırımların ürkütücü boyutlarda gerilemesine neden olmuştur. Ulusal bankacılık sistemi, hem genel mevduat bankacılığı hem tarım, sanayi, madencilik ve inşaat alanlarında uzman bankacılık olarak güçlendirilerek yeni baştan yaratılacaktır. Mali piyasaların serbestlik adına içine düştüğü başıbozukluğa son verilecek, spekülatif para hareketlerinin ulusal ekonomiyi tutsak etmesine son verecek yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Güçlü ve Öncü Kamu Sektörü

35. Ulusal ekonomiyi kendi ayakları üzerinde durur hale getirmek ve dünya genelinde ülkenin rekabet gücünü arttırmak, güçlü bir kamu sektörünün varlığını gerektirir. Ekonomik sistem, ülkenin hem kamusal hem özel üretme kapasitesini genişletmek amacıyla, başta AR-GE çalışmaları ve teknoloji geliştirme olmak üzere, kamunun öncülüğünde yeniden örgütlenecektir.

36. Öncelik ve ağırlık tarım, sanayi ve madencilik sektörlerinde stratejik önem taşıyan alt sektörlere verilecektir. Bu sektörlerde özelleştirilmiş olan kamu iktisadi teşebbüslerinin gerekli görülenleri kamu sektörünün bünyesine geri alınacaktır. Tarım ve sanayi sektörlerinin finansman gereklerini karşılamak üzere, özelleştirilerek tasfiye edilmiş olan kamu bankaları güçlendirilecek; sektörler için gerekli ulusal uzmanlık bankaları kurulacaktır.

37. Kamu işletmeleri Cumhuriyetçi Dönüşüm Planı doğrultusunda, özerk bir yapıda ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla çalışacak biçimde örgütleneceklerdir.

38. Devlet, araştırma ve geliştirmeye dayalı teknoloji geliştirme, yeni örgütlenme-işletme modelleri ve kredi sağlayarak özel kesimin düşük kapasite kullanımı ve verim düşüklüğü sorunlarını gidermek üzere, destekleme-yönlendirme politikaları geliştirecek ve uygulayacaktır.

Kaynak Yaratmak ve Adalet İçin Vergi Sistemi

39. Topyekun ekonomik ve toplumsal kalkınma, kredi sistemlerinin dışında, asıl olarak mali politikaların yeniden düzenlenmesini gerektirir. Gelir ve nakit yönetiminde sağlıklı bir biçimde eşgüdümün sağlanması amacıyla, öncelikle Hazine Müsteşarlığı ait olduğu bünyeye, Maliye Bakanlığı bünyesine alınacaktır.

40. Kamu maliyesi sistemini yeniden düzenlemek üzere harekete geçen, üstelik bu iş için ülkemizi borçlandıran yabancı kurum ve kuruluşların bu alandaki etkinliklerine son verilecektir. Bütçe ve muhasebe sistemi, ulusal amaçlar doğrultusunda ve yurttaşlar tarafından kolay anlaşılıp etkili denetimi sağlanabilecek biçimde yeniden düzenlenecektir.

41. Vergi sistemi adalet, ödenebilirlik, vergi ve prim indirimleriyle istihdamı özendirme, dağınıklıktan kurtarılmış birleşik, yalın ve şeffaflık ilkelerine dayalı olarak yeniden düzenlenecektir.

42. Toplumda ücretliler ve dar gelirliler üzerine yıkılmış olan vergi yükü, dolaylı vergilendirme sistemi sınırlandırılarak ve vergi sistemi doğrudan vergilendirme ilkesi temelinde düzenlenerek azaltılacaktır. Günümüzde ortadan kalkmış olan vergi adaleti sağlanacak, gelir arttıkça artan oranlı vergi ilkesi yaşama geçirilecektir.

43. Adaletsiz vergi sistemi nedeniyle haksız yere borçlu ve suçlu duruma getirilmiş çiftçi, esnaf ve sanatkarların vergi borçları silinecek; vergi kaçırarak ulusal ekonomiyi zarara uğratmış olanların ise ulusal ekonomiye verdikleri zararı tazmin etmeleri ve cezalandırılmaları sağlanacaktır.

44. Sahip olunan varlıklarda beyana dayalı değer artışı vergilendirilmesine gidilecektir. Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması sağlanacak, "nereden buldun" yaklaşımı ile yolsuzluk ve kara para kaynakları kurutulacaktır. Böylece tüm varlıklardaki değer artışı vergilerinin uygulanabilirliği sağlanacaktır. İkinci ve üçüncü konutlar ve gerekenden daha fazla sayıda taşınmazlar ile yazlık konutlar artan oranlarda vergilendirilecektir.

Performans Koşullarına Bağlanmış Yabancı Sermaye

45. Yabancı sermayeye karşı tavrımız Mustafa Kemal Atatürk'ün şu saptamasından kaynaklanır: "Memleketimizin ekonomik kaynakları, bütün dünyanın hırslarını çekecek verim ve servete maliktir." Ülkemiz bağımsızlık ve egemenliğini, bu hırslara karşı Kurtuluş Savaşı gibi yüksek bir bedel ödeyerek elde etmiştir. Bu yüksek bedel, bağımsızlık ve egemenliğimizi sınırlandırma gayretleri gösteren yabancı sermayeye karşı çıkmamızın başlıca gerekçesidir.

46. Yabancı sermaye, ülkemiz için, gereksinmemize uygun olarak istihdam yaratıyorsa, yeni teknolojiler getiriyorsa, üretim kapasitemizin artmasına katkıda bulunuyorsa ve yarattığı katma değeri dışarıya transfer etmek yerine burada yatırımda kullanıyorsa, elbette kapılarımızı açık tutacağımız bir unsurdur. Bu görüşle, yabancı sermaye girişine gerek duyulan alanlar ulusal planda belirlenecek, koşullarımıza uygun davranmayı kabul edenlere her türlü çalışma ve yatırım kolaylığı sağlanacaktır. Yabancı yatırımlara performans koşulu getirilecek, bu uygulamayı engelleyen çok taraflı anlaşmalar gözden geçirilecek, gerektiği takdirde bu anlaşmaların hükümleri askıya alınacaktır.

Yüksek Üretkenliğe Sahip Bir Tarım Sistemi

47. Ülkemizin tarım sektörü, liberal politikalar ile tasfiye edilmiş, küresel gıda şirketlerinin ve yabancı ülke hayvan dışsatımcılarının serbest piyasası haline getirilmiştir. Bu amaca erişebilmek için sektörde kurulmuş olan tüm tarımsal işletme ve kuruluşlar ya özelleştirilmiş ya da kapatılmıştır. Et Balık Kurumu ile Süt Endüstrisi Kurumu düzeltilecek yerde elden çıkarılarak yerli tekellere devredilmiştir. Bu tekellerin kısa bir süre içinde yabancı ortaklıklara girişmeleri ile kurumlarımız bir kez daha el değiştirerek yabancılaştırılmaya başlanmıştır. Hayvancılık ve hayvan ürünleri sanayimiz geliştirilmek bir yana, çökertilmiştir. Türkiye koşullarına uygun hayvan ırkı ıslahı, tohumculuk ve üretme tekniklerini geliştirme amacıyla çalışan Devlet Üretme Çiftlikleri çökmeye terk edilmiş ve bu geniş, bereketli, temiz topraklar satılarak elden çıkarılmaya çalışılmıştır. Gübre ve tohum dış alımının liberalleştirilmesi nedeniyle çiftçinin temel girdileri küresel piyasa fiyatları düzeyine çıkarak pahalılaşmış, üretimde girdi kullanımı keskin biçimde düşmüştür. Üretim gücü elinden alınan çiftçi, tütün ve şeker pancarında olduğu gibi küresel şirketlerin kâr hırslarına kurban edilmiştir. Tarım sektöründe karşı karşıya kaldığımız durum, ülkemizdeki büyük yoksullaşmanın en açık anlatımıdır.

48. Tarımda yaşanan çöküşü aşmak ve Türkiye tarımını layık olduğu düzeye yükseltmek için, IMF ve Dünya Bankası gibi küresel kurumlarca dayatılan tarımda tasfiye reformlarına son verilecektir. Ülkenin üretme kapasitesini köklü biçimde sınırlandıran uluslararası taahhütler gözden geçirilecek, Gümrük Birliği ile GATT kapsamında ülkenin zararına işleyen taahhütler askıya alınacaktır.

49. Tarım alanında çeşitli kurumlar arasında dağılmış olan yetkiler Tarım Bakanlığı çatısı altında toplanacak, bu bakanlık ileri tarım tekniklerinin üretim alanlarına en hızlı biçimde aktarılmasını sağlayabilir biçimde yeniden örgütlenecektir. Geleneksel adıyla Devlet Üretme Çiftlikleri, son zamanlarda verilen adlarıyla TİGEM'ler, tarımsal bilgi ve bilimsel girdi üretme merkezi işlevi gören kamusal çiftlikler olarak genişletileceklerdir. Tarımsal KİT'ler, ülke tarımını güçlendirecek biçimde sektördeki yerlerini alacaklardır.

50. Tarım alanında araştırma enstitüleri güçlendirilecek, bunların üretici ile içiçe çalışmaları sağlanacaktır. Tarımda biyoteknoloji alanında AR-GE çalışmalarına özel önem verilecek, varolan araştırma laboratuvarları canlandırılacaktır. Bu sayede ülkemiz, yabancı şirketlerin güvenilirliği henüz doğrulanmamış biyoteknolojik tarım ürünlerine pazar olmaktan kurtarılarak, doğal bitki örtümüzün, biyoçeşitliliğin ve ekolojik dengenin korunması ve mevcut ürünlerimizin yanısıra yeni ürünlerin geliştirilmesi sağlanacaktır.

51. Tarım topraklarının verimli işletilmesini engelleyecek ölçüde küçük parçalara bölünmesini ve toprakların tarım dışı amaçlarla kullanılmasını önlemek, tarımda düşük maliyet ve yüksek verim dengesini sağlamak üzere, kapsamlı, adil ve demokratik bir toprak reformu gerçekleştirilecektir.

52. Dinamik bir tarımsal üretim planlaması yapılacaktır. Kamu destekleri, bu planlamaya uygun hareket eden üretici kesimlere yönlendirilecektir. Ülke ekolojisinde yetiştirilebilir ürünlere yönelik olarak halen sürmekte olan açıklar (yağ bitkileri, yem bitkileri, çeltik vb.) hızla kapatılacak, üretim fazlası olan ürünlerin durumu, işleme ve dışsatım olanakları da dikkate alınarak gözden geçirilecektir. Gıda sanayiinin geliştirilmesine özel bir önem verilecektir. Üretim deseninde ileri - geri bağlantılara sahip ürünlere ağırlık verilecek, katma değeri yükselten işleme süreçleri ygulamaya konacaktır. İşlenmemiş tarım ürünü dışsatımına son veren bir tarım ticareti yapısına ulaşmak, kısa dönemli hedeflerimiz arasındadır.

53. Tarımsal kooperatifler sistemi yozlaşmış, etkisizleşmiştir. Kooperatif sistemi, yapısı ve işleyişi demokratikleştirilerek tarımsal üretimin temel yapı taşı haline getirilecektir. Kooperatifler, üreticiler ile tüketicilerin, hal ve borsa sisteminin gerçek yöneticileri haline getirilmesini sağlayan araçlar olarak iş görecektir.

54. Çiftçiler, kendi üretim ve dağıtım örgütleri aracılığıyla, tarım sektörünün planlamasından finansmanına, üretiminden dağıtımına kadar tüm aşamalarında doğrudan söz ve karar sahibi kılınacaklardır. Bunun için gerekli kooperatif ve kooperatif birlikleri sistemi yeni baştan yaratılacak ve bu sistemin çiftçi yararına demokratik ilkelere uygun olarak işletilmesi yasalarla güvence altına alınacaktır. Tarımsal üretimde yüksek verimlilik ve yüksek gelir düzeyi, kamu örgütleri ile çiftçi örgütlerinin eşgüdümlü çalışmalarıyla güvence altına alınacak, destekleme sistemi bu hedefleri sağlayacak biçimde yeniden kurulacaktır.

55. Sözleşmeli üreticilik sistemi, üreticinin şirketler karşısında yalnız bırakıldığı ve şirketler tarafından tek taraflı hazırlanmış sözleşmelerin uygulandığı bir sistemdir. Sözleşmeli üreticilik, kooperatiflerin ve kamu yönetiminin denetimi altına alınacaktır.

56. Sulama sistemlerinin özel yerli-yabancı şirketlere devrini öngören cari düzenlemeler durdurulacaktır. Sulama yönetimi, bir kamu hizmeti olarak ve yönetime çiftçilerin doğrudan katılımı ile yürütülecektir.

Geleceğimiz İçin Orman Politikası

57. Türkiye ormanlar bakımından yoksullaşmıştır. Ülkemizin % 26'sını "orman sayılan" alanlar oluşturmaktadır. Ancak, bu alanların yalnızca yarısı gerçekten de "orman ekosistemi" sayılabilecek niteliğe sahiptir. Üstelik, "orman sayılan" alanların ülke yüzeyine dağılımı da son derece dengesizdir. Böyle iken, bir yandan yanlış ormancılık politikaları ve uygulamaları, bir yandan bir türlü barışçıl duruma getirilemeyen orman-halk ve özellikle de orman-köylü ilişkileri, biyolojik çeşitlilik yönünden son derece zengin olan ormanlarımızın giderek azalmasına ve niteliğinin bozulmasına yol açmaktadır: Her yıl ortalama olarak 100-150 bin dönüm ormanın yanması ve yakılması; 15-20 bin dönüm orman alanının yerleşme yerine ve tarım arazisine dönüştürülmesi; binlerce dönüm orman alanının yerli ve yabancı turizm yatırımcıları ile özel vakıf üniversitelerine tahsis edilmesi; 30-40 milyon hayvanın ormanlarda sınırsızca otlatılması ve 130-140 bin dönüm "orman" sayılan alanın da "orman olarak muhafaza edilmesinde yarar yoktur" ve/veya "orman niteliğini yitirmiştir" bahanesiyle satılması ise, ülkemizdeki ormansızlaşma sürecini kalıcılaştırmaktadır. Hızlı ormansızlaşma süreci, şimdiden birçok yörede çölleşme sorununa yol açmıştır. Bu süreç bir yandan toprak erozyonunu hızlandırmakta, bir yandan da toprak kayması, sel basması gibi afetlerin ortaya çıkmasında başlıca etmenlerden birini oluşturmakta ve kırsal kesimdeki yoksulluğu daha da artırmaktadır. Ormansızlaşmanın durdurulması; çoraklaşmış ve çölleşmiş arazilerin yeniden verimli duruma getirilmesi gerekmektedir. Başta Anayasanın ilgili maddeleri olmak üzere ormanlar ile doğrudan ve dolaylı olarak ilgili olan tüm yasa ve yönetmelikler; "devlet ormanı" sayılan alanların yalnızca kamu yararı doğrultusunda yönetilmesini sağlayabilecek biçimde yeniden düzenlenecektir.

58. Yürürlükteki devlet orman işletmeciliği düzeni, hantallaşıp verimsizleşmiş; orman rantının ve yoksul yüzbinlerce orman köylüsünün emeğiyle üretilen değerlerin egemen sınıflara aktarılmasını sağlayan yanlış bir yapıya dönüşmüştür. Bu yapı ortadan kaldırılacak, ormanların yönetimi her durumda kamusal yararı gözeten etkili ve demokratik bir işleyişe kavuşturulacaktır.

59. Ormanların içinde ve bitişiğinde yaşayan yaklaşık on milyon dolayındaki yurttaşımızın kalkındırılması amacıyla, orman köylülerinin orman işletiminden elde edilecek gelirlerden yeterince pay almaları sağlanacak; içinde bulundukları ekonomik, toplumsal ve kültürel koşullar iyileştirilecek; ormanlara ilişkin karar süreçlerine örgütlü, işlevsel ve demokratik katılımlarını sağlayacak her türlü önlem alınacaktır.

60. Bugünkü ormancılık düzeninde çeşitli angarya yükümlülükleri altında çalıştırılan orman köylüleri, öbür tarım işçileriyle birlikte toplumsal güvenliğe ve grevli toplu sözleşmeli sendikal haklara sahip kılınacaklardır. Bu işlerde iş ve işçi sağlığı konularında eğitimli ve sürekli orman işçileri istihdam edilecektir.

Kendi Kendini Üretebilen Bir Sanayi ve Ticaret Sistemi

61. Ülkemizde sanayi sektörü, 1960 ve 1970'li yıllarda dışalım mallarının ülke içinde üretilmesini sağlama amacına dönük politikaların eksik uygulanması nedeniyle yine dışalıma bağımlı olarak ilerleme gösterebilmiştir. Bu durum, ardı arkası kesilmeyen bunalımların başlıca nedenidir. 1980'den sonra uygulanan dışsatıma dönük sanayileşme politikaları ise, üretim ve verimlilik üzerinde hiç durmadan kendi halkına "ucuz emek deposu" olarak yaklaşan ve ulusal paranın değerini düşürerek mal satmaya çalışan bir işbitiricilik olarak tanımlanmıştır. Dışalım ikamesi hedefine en çok yaklaşan KİT'ler bu dönemde elden çıkarılmış, böylece sanayileşme temeli zayıflatılmıştır. Ülkemize sanayi ekonomisi kimliği, kötü bir dışalım ikamesi uygulamasının parçası biçiminde de olsa, 'korumacılık' döneminde yaratılmıştır. Zengin bir çeşitlilik gösteren madenlerimizden ve başka doğal kaynaklarımızdan başlayıp ürüne kadar uzanan entegre bir üretim süreci için akılcı bir "dışalım ikamesi" stratejisi uygulanacak; sınai yapımız dışalım girdili bağımlılıktan kurtarılacaktır. Böylece her bir üretim aşaması, yeni ve yaygın bir istihdam alanı yaratacaktır.

62. Sanayi üretimi, öncelikle ulusal ve toplumsal gereksinmeleri karşılamak amacına göre planlanarak yönlendirilecektir. Sanayi sektöründe kalkınma hızına katkısı en yüksek olan sektörler belirlenerek, sınırlı kaynaklar öncelikle bu alanlara yönlendirilecektir.

63. Sanayi yatırımlarının ülke genelinde dengeli dağılımı için gerekli önlemler alınacak, bu amaca hizmet eden projelerde yatırımcı ve işletmecilere gerekli her türlü destek sunulacaktır.

64. Savunma sanayii kuruluşları ile sivil sanayi sektörü arasında organik sektörel bağlar yeniden kurulacak, ülkemizde savunma sanayinin çekirdek üretim gücü olan Makine Kimya Endüstrisi Kurumu bu amaçla yeniden düzenlenecektir.

65. Pahalı üretimi teşvik eden ya da perdeleyen bir koruma düzeni değil, sanayinin rekabet gücünü artıracak ve girdi maliyetlerinin düşmesini sağlayacak bir dış ticaret rejimi bu politikanın en önemli kolaylaştırıcısı olacaktır. Dış ticaret rejimi, katma değeri yüksek yerli üretimin teşviki yoluyla kendi içinde bütünlüğü sağlanmış bir ekonomik sistemin kurulması amacına odaklanacaktır.

66. Dışa bağımlı olmayan bir sınai yapı yaratma hedefi, programımızın temel hedeflerinden biridir. Bunun için kamu sektörü öncülüğü gereklidir. Öncülük görevi, var olanlar iyileştirilerek ve yenileri kurularak kamu işletmeleri tarafından yerine getirilecektir. Kamu işletmeciliği, araştırma ve geliştirme (AR-GE), teknoloji üretme, bunların üretim hattına hızla girmesini sağlama konusunda odaklanacaktır.

67. Dışa bağımlı olmayan ya da mevcut bağımlılığın azaltılması amacı doğrultusunda hareket eden özel sektör işletmeleri, her türlü araç ile desteklenecek ve teşvik edilecektir.

68. Ülkemizde küçük ve orta boy sanayi işletmeleri, tarım sektöründe olduğu gibi, verimliliği engelleyen ölçek sorunu ile yüzyüzedir. Kamu sektörü, bu sorunu gidermek üzere, küçük ve orta boy imalatçılara kredi ve teknik destek, yardımlaşma - ortaklaşma amaçlı örgütlenme modelleri sunarak öncülük edecektir. Toplam üretim kapasitesinin belirlenmesine ilişkin bir envanter çalışması yapılacak; pahalı üretimin başlıca nedenlerinden biri olan küçük üretim ölçeği sorununun ortak üretim - yönetim ve pazarlama planlaması yapmaya destek ve özendirme yoluyla aşılması hedeflenecektir. Küçük ve orta boy işletmelere dönük bugünkü KOSGEB politikaları, bu doğrultuda değiştirilecektir.

69. Çeşitli üretim birimleri arasındaki ticaret unsurlarından, hem üreticinin geliri durumundaki katma değeri azaltan, hem de tüketiciye maliyeti artıran ara aşama durumunda olanların üretim üzerinde yük olmaktan çıkacağı, ticaretin, üretici ile tüketici arasında en ucuz dağıtım unsuru olma işlevine kavuşacağı yeni bir örgütlenme ortamı sağlanacaktır. Bunun için emekçilerin üretim ve tüketim kooperatifleri ile kooperatif birlikleri gibi toplumsal örgütlenme modellerine işlerlik kazandırılacaktır.

70. Ticaret ağında özellikle son on yıldan bu yana yaşanan yabancılaşma sorunu, ülke ekonomisi ve toplumsal yapısı üzerindeki etkileri çok yönlü incelenerek ele alınacaktır. Ticaret sektöründe yabancı sermayenin varlığına, ancak, ulusal ekonomik ve toplumsal yapımıza katkısı olup olmadığı değerlendirildikten sonra izin veren bir düzenlemeye gidilecektir. GATS'ın, ticaret alanında liberalizasyonu genişletmeyi amaçlayan hükümleri ve bu alanda Türkiye adına verilen taahhütler gözden geçirilecektir.

Halkın Ortak Malı Olarak Madenler ve Enerji Kaynakları

71. Tüm madenler ve öbür doğal kaynaklar, halkın ortak malıdır. Madenlerin ve başka doğal kaynakların kendine özgü durumu, bu varlıklarda devlet mülkiyetinin temel olmasını ve bu mülkiyetin her zaman halkın çıkarları doğrultusunda kullanılmasını gerektirir. Madencilik sektörü ülkelerin sanayileşmesinde önemli bir yer tutmakta, buna karşın madenler yerküre üzerinde eşitsiz dağılma ve yenilenememe özelliği taşımaktadır. Madencilik sektörü, ilk yatırım maliyetleri, riski ve kâr oranı yüksek, sermaye yoğun, geri dönüş süreci uzun olan bir sektördür. Bu nedenlerle, ülkeler kendi toprakları üzerinde bulunan madenleri ve başka doğal kaynakları hem kendileri hem de tüm insanlık için en uygun bir biçimde kullanmak zorundadırlar. Türkiye'de de ülkenin madenleri ve başka doğal kaynakları, günün teknolojilerine uygun bir biçimde aranacak, bulunan değerlerin yalnızca hammadde yada ara malı olarak değil, işlenmiş madde olarak piyasalara sürülmesi hedeflenecektir. Madenlerin ve başka doğal kaynakların yönetiminde asıl olan, ülkenin kendi gücüne güvenmesidir. Bunun için gerekli olan teknoloji, araç, gereç ve gerekli elemanlar öncelikle devlet eliyle karşılanacaktır. Üretilen madenler ve türev ürünler, öncelikle ülke gereksinimine yöneltilecek, bundan fazlası dışsatım konusu sayılacaktır. Salt dışsatım için üretilebilecek madenlerde yine işlenmiş madde dışsatımı temel ilke olarak benimsenecektir. Maden üretiminin çevre üzerindeki olumsuz etkileri özenle göz önünde bulundurulacaktır.

72. Enerji, hem ekonomik kalkınmada temel bir role sahiptir, hem de ülkenin komşuları ile ilişkileri üzerinde önemli etkiler yaratan bir araçtır. Rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına önem verilecektir. İçte ve dışta tek kaynak bağımlılığına yol açacak tercihlere son verilerek, dışa bağımlı olmayan, sürekli ve ucuz biçimde sağlanabilecek enerji kaynaklarına ağırlık tanınacaktır.

73. Enerji sektöründe kamu örgütlenmesi çökmüş durumdadır. Kamu kesimi işletmeciliği gözden geçirilerek güçlendirilecek, enerjide yasal ve kurumsal düzenlemeler kamu işletmeciliği ilkesine dayalı olarak yapılacak, yap-işlet ve yap-işlet-devret yasalarıyla yapılan yanlış düzenlemelerin getirdiği yıkıma son verilecektir. Yapılmış olan tüm sözleşmeler hukuka ve kamu hizmeti anlayışına uygunlukları bakımından yeniden gözden geçirilecektir.

Dışa Bağımlılığı Kırılmış Dengeli Bir Ulaştırma Sistemi

74. Denizlerle çevrili ülkemizde deniz ulaşımı tümüyle ihmal edilmiş, denizlerde yolcu taşımacılığı ise yanlış politikalarla resmen öldürülmüştür. Demiryolu ulaşımı, yük ve yolcu toplu taşımacılığında sağladığı üstünlüklere karşın kararlı biçimde köreltilmiştir. Demiryolu ile birlikte havayolu taşımacılığı da özelleştirme baskısı altında elden çıkarılmaya çalışılmaktadır. Ulaştırmanın yükü karayollarına bindirilmiştir. Karayollarında girdiler bakımından dışa bağımlılık yüksektir; trafik sorunları ile çevre sorunları büyük toplumsal maliyetler yaratmaktadır. Ulaştırma ekonomik, toplumsal ve kültürel etkinliklerin kilit ögesi niteliğinde bir sistemdir. Bu nedenle, ülke kalkınması ancak sağlıklı bir ulaştırma sisteminin desteğinde gerçekleşebilir.

75. Ulaştırma sistemi bir bütündür ve bu sistemin öbür sektörlere en iyi biçimde destek verecek biçimde geliştirilmesi gerekir. Ülkemizin ulaştırma sistemi, mümkün olan en düşük yatırım ve işletme maliyetleriyle, trafik kazası ve çevre kirliliği gibi toplumsal maliyetler mutlaka göz önünde bulundurularak, dışa bağımlı olmayan girdilere dayanacak biçimde geliştirilecektir. Ulaştırma politikası, bir ulusal ulaştırma planı hazırlanarak bu plan doğrultusunda yaşama geçirilecektir.

76. Denizyolu, demiryolu, havayolu ve karayolu sistemlerinde eşgüdümlü ve dengeli bir yük dağılımı yapılacak; demiryollarına öncelik verilecek; deniz yolculuğu ile taşımacılığının ülke ekonomisindeki payını yükseltmek için gerekli önlemler alınacak, havayolu ulaştırması ülke yüzeyine yaygınlaştırılacaktır.

İletişim ve Bilişim Sektöründe Kamunun Yönetimi

77. İletişim ve bilgi ağları, doğası gereği toplumsal niteliğe sahiptir. Bunların özel tekeller elinde toplanması, kapitalizmin en çarpıcı çelişkilerinden biridir. Toplumsal niteliğe sahip bu araçların mülkiyeti ve yönetimi, asıl olarak, toplum adına devletin yönetim ve tasarrufu altında bulunmalıdır. Günümüzde ise tam tersine, iletişim ve bilişim alanı, gelişmiş ülkelerin dünyanın geri kalan ülkeleri ile aralarındaki farkı daha da açmalarını sağlayan küresel-tekelci bir yapıya dönüşerek ilerlemektedir. Ülke, iletişim ve bilişim alanında mevcut teknolojiler arasında seçim yapmakla sınırlı bir bakış açısına sıkıştırılmıştır. Özelleştirme politikalarıyla eldeki nüveler dağıtılmış, bu alana dönük araştırma - geliştirme politikaları ortaya konmamıştır.

78. Dış bağımlılığı geleceğe dönük olarak sürekli hale getiren bu durumun ortadan kaldırılması gerekir. Asıl olan, başka temel sektörlerde olduğu gibi, bu sektörde de teknoloji üretme kapasitesinin artırılması ve sektörün kamu tarafından yönetilerek yönlendirilmesidir. Bu hedef, kamu kesiminin kararlı öncülüğü ile gerçekleşebilir. Kamu kurumları, üniversiteler, sanayi kurum ve kuruluşlarının ortak seferberliği sağlanarak, ülkeyi pazar olmaktan çıkararak bilim ve teknoloji üreten bir konuma yükseltmek üzere çalışılacaktır. İletişim ve bilişim sektörünün yönetimi, dağınık üst-kurulların elinden alınacak ve sektör bütünleşik, etkili, özerk bir yönetim yapısına kavuşturulacaktır.

Verimliliği Yüksek, Çalışma Koşulları Çağdaş, Sorumlu Bir İnşaat Sektörü

79. İnşaat sektörü dışa bağımlılığı düşük, döviz gereksinmesi az, istihdam kapasitesi geniş ve başka sanayi dalları ile girdi-çıktı ilişkisi yoğun ve yurtdışı faaliyetleri genişleyen bir sektör olmak özelliklerine sahiptir. Fakat uygulanan dışa bağımlılık politikaları, bu sektörde de dış girdiye bağımlılık oranlarını artırma yönünde etkiler yaratmıştır. Bu etkilerin giderilmesi için yapı malzemeleri sanayine ve uygun teknolojiler geliştirilmesine kamu öncülüğü ile destek verilerek, dışarıya bağımlılık eğilimi kırılacaktır. Sektörün yurtdışı faaliyetleri, ulusal ekonomiye katkısı oranında desteklenecektir.

80. Sektör, ortalama iki milyon kişiye istihdam olanağı sağlamaktadır. Bu kapasiteden yararlanılacaktır. Ancak sektörde iş güvencesi önemli bir sorundur; bu özellik, sektörün kurumlaşma bakımından azgelişmiş olduğunu göstermektedir. Öte yandan, yapılan işler "ağır ve tehlikeli iş" kategorisinde olmasına karşın işçi sağlığı ve iş güvenliği, başlıca sorunlu alanlardan biridir. Genel düzenlemelere ek olarak, sendikalar ve işveren, iş güvencesi ile işçi sağlığı-iş güvenliği konularında eğitim ve önlem alma yönünde donatılacaklardır.

81. Sektörde istihdam, ağırlıklı olarak düşük eğitim düzeyine sahip göçmen işgücü ile gerçekleştirilmektedir. Kurumlaşma ve verimlilik, bu işgücünün gerekli eğitimden geçirilmesi ve sertifikalı kılınmasıyla niteliği geliştirilerek güvence altına alınacaktır. Eğitimin sürekli bir etkililik içinde yürütülmesi amacıyla, meslek yüksekokulları, işveren örgütleri ve işçi sendikalarının yönetiminde sorumluluk üstlenecekleri bir eğitim-geliştirme merkezi kurulması sağlanacaktır.

82. Konut yapımı, inşaat sektörü içinde önemli yer tutmaktadır. Bu sektörde kooperatif örgütlenmesi demokratikleştirilerek geliştirilecektir. Toplu konut uygulamaları, düşük gelir gruplarına sosyal konut üretimi hedefine dönük olarak düzenlenecektir. Yerel yönetimlerin bu kapsamda kiralık ve mülk konut üretme hizmetleri vermesi sağlanacaktır.

83. Bir deprem ülkesi olan Türkiye için yapı denetiminin önemi ortadadır. Yapı denetimi, bir kamu hizmeti olarak örgütlenecek ve halkın can ve mal güvenliğini güvence altına almayı temel esas sayan açık kurallara bağlanacaktır.

Tatil Yapma ve Dinlenme Hakkı İçin Turizm

84. Ülkemizin başlıca yatırım ve hizmet alanlarından biri sayılan turizm sektöründe plansız büyüme, doğal ve tarihsel alanlarımızda yağmaya ve kirlenmeye neden olmuştur. Kapsamlı bir sektör planlaması yapılacak, sektörün yönetimi bu plana göre kamu tarafından gerçekleştirilecektir.

85. Turizm, yalnızca 'ekonomik' bir sektör değildir. Aynı zamanda ülke halkının tatil yapma ve dinlenme hakkını yaşama geçirme ve kültürel gelişme aracı olarak 'toplumsal' bir sektördür. Turizm sektörünün yapısı, dinlenme ve tatil yapma hakkının en geniş biçimde herkes tarafından kullanılabilir hale getirilmesini sağlayacak biçimde geliştirilecektir. Lüks otelcilik, lüks yatçılık, lüks tüketim biçimindeki tatil köycülüğünü kamu kaynaklarıyla desteklemek yerine, öncelikli olarak, halkın kolayca erişebileceği, yüksek standartlara sahip toplu tatil ve dinlenme evleri kurulması desteklenecektir.

86. Ülkemiz tarih, doğa, kültür, inanç turizmi gibi alternatif turizm olanakları bakımından son derece zengindir. Turizmi özendirme adına başta kıyılar, ormanlar, yaylalar olmak üzere, ülkenin doğal, tarihsel, kültürel, sanatsal varlıklarını, tarihsel kent dokularını yok eden politika ve uygulamalara son verilecektir. Ülke genelinde yaz ve kış turizmi için var olan her türlü potansiyel değerlendirilecektir. Turizmin bu alanlarda genişlemesi için gerekli önlemler alınacaktır. Turizm hizmetinin dışsatımı desteklenecektir.

Evrensel ve Ulusal Çevre Politikaları

87. Çevre politikaları, küreselleşme ile birlikte, gelişmekte olan ülkelerin bağımlılık ilişkilerini sürdürmeyi amaçlayan bir araç haline getirilmiştir. Çevre, yüksek kar oranları sunan, gelişmiş ülkelerin eski ve kirletici çevre teknolojilerinin azgelişmiş ülkelere transferini garantileyen bir endüstriye ya da salt ekonomik nitelikte bir sektöre dönüştürülmüştür. Doğayı ticaret malı haline getiren küreselleşmeci çevre politikalarına karşı çıkılacaktır.

88. Çevre politikamız insan merkezli olacaktır. Genel halk sağlığının korunması ve geliştirilmesini sağlamak ve doğal çevreyi koruyarak geliştirmek amacı doğrultusunda, temiz üretim teknolojilerinin geliştirilmesi ve seçilmesine öncelik verilecektir. Çevre sorunu yaratan atıkların giderilmesi amacıyla ülkenin koşullarına uygun teknolojiler geliştirilmesi hedeflenerek, bunun için gerekli AR-GE çalışmalarına öncelik verilecektir.

89. Çevreyi insan ve toplum sağlığı ile kalkınma ekseninden alıp piyasa malı eksenine taşıyan küreselci amaçlara kilitli mevcut çevre yönetimi örgütlenmesi tümüyle değiştirilecek, ulusalcı amaçlara yönelen, çevre sorunlarını sağlık, teknoloji ve kalkınma politikaları ile bütünleştiren yeni bir kamu örgütlenmesine gidilecektir.

  

BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara

V.TOPLUMSAL YAŞAM

 

Demokratikleşme Sorunu: Toplumsal Eşitlik ve Özgürlüklerin Sağlanması

 

90. Toplumsal yaşamda başlıca sorun, toplumsal eşitsizlik sorunudur. Toplumsal eşitsizlik gelir dağılımında, toplumun çeşitli kesimleri arasında, bölgeler arasında, kırsal ve kentsel yerleşmeler arasında, kentlerin çeşitli semtleri arasında, kadın ve erkek arasında kendini açıkça göstermektedir. Toplumsal barışın sık sık tehdid altına girmesinin temel nedeni bu sorundur. Yüksek büyüme ve verimlilik hızını sağlamaya yönelik ulusal ekonomi politikaları, bu toplumsal sorunun giderilmesini sağlayacak araçlar gözetilerek geliştirilecektir.

91. Dışa bağımlılığı ve mevcut eşitsizlikçi yapıyı sürdüren politikalar, ülkemizde özgürlüklerin sürekli olarak sınırlandırılmasının başlıca sorumlusudur. Üretken, yaratıcı ve geleceğe güvenle bakabilen bir halk, ancak kişisel ve toplumsal özgürlükleri güvence altına alınmış yurttaşlardan oluşabilir. Bu bakımdan, demokratik bir toplum yaratmanın iki vazgeçilmez ilkesi olan eşitlik ve özgürlük hedefleri doğrultusunda; kişi dokunulmazlığı, düşünce özgürlüğü ve düşünceleri açıklama özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, toplanma - gösteri yapma, örgütlenme, iletişim ve seyahat özgürlüğü, eğitim, sağlık, barınma hakkı, çalışma hakkı, ve her türlü evrensel insan hak ve özgürlükleri, bunları tehdit eden her türlü sınırlamadan kurtarılarak yasal güvenceler altına alınacaktır.

92. Demokratikleşme, temeli toplumsal yapıda saklı olan bir hedeftir. Siyasal sistem ve devlet yapısında demokrasinin sürekliliği, ancak toplumsal yapının demokratikleşmesi ile sağlanabilir. Bu gerçeğin farkında olarak, demokratikleşme sürecinin günlük yaşamın her alanında, aile içinde, okulda, işyerinde, yurttaşların ortak faaliyet gösterdikleri her yerde geliştirilmesi için çaba gösterilecektir.

93. Haber alma ve düşünce oluşturma hakkı ve özgürlüğü, medya olarak anılan kitle iletişim araçlarındaki tekelleşme, tek yönlü yayın ve çalışanların sendikasızlaştırılması gibi nedenlerle önemli ölçüde sınırlandırılmakta, hatta kötüye kullanılmaktadır. Halkın doğru haber alma hakkı ile bağımsız düşünce oluşturma özgürlüğünü güvence altına almak için, kamusal yayın organları, tarafsızlığın da ötesinde gerçek anlamda özerk bir yapıya kavuşturulacaktır. Aynı zamanda, bu alanın özel kesimindeki sendikasızlaştırma girişimleri de önlenecektir.

Laiklik : Yurttaşlık Hak ve Özgürlüklerinin Güvencesi

94. Toplumsal yaşamda din ve inanç özgürlüğünü koruyup geliştirmenin yolu, toplum ve devlet yaşamında dine dayalı buyrukların değil, her aşamada yurttaşların denetimine açık ve ulusal iradeye dayalı hukuk kurallarının geçerli olmasını sağlamaktır. Laik Cumhuriyet, bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklerin birbirini yok etmeden geliştirilmesini sağlar. Bu ilke, hem her yurttaşın yasaları değerlendirme, eleştirme, değiştirme amacıyla tartışma, örgütlenme hakkına ve özgürlüğüne sahip olmasını; hem de her yurttaşın kendi din ve inançlarının gereğini serbestçe yerine getirme hak ve özgürlüğünün güvence altına alınmasını sağlar.

95. Devlet, din ve inanç gereklerinin serbestçe yerine getirilmesini güvence altına alacaktır. Hem bireyler hem devlet, farklı din ve inançlara karşı saygılı olmakla yükümlüdür. Bu özgürlük ortamının sağlanması, şu ya da bu din ve inancın siyasal istismara alet edilmesine kararlılıkla karşı çıkılmasını; aynı zamanda farklı din ve inançlar arasında çatışmalara izin verilmemesini gerektirir.

96. Türban, geleneksel başörtüsünden farklı olarak siyasal istismar konusu yapılmış, din ve inanç alanından siyaset alanına çekilmiş konulardandır. Türban ve benzeri giyim biçimleri sorunu, siyaset alanından çıkarılıncaya kadar, "din ve inanç sorunu" değil, "siyasal sorun" olarak değerlendirilecektir. Bu konu, ancak, siyasal istismara konu olmaktan çıktığında, bireysel tercih ve özgürlük sorunu olur.

Yurttaşlık Güvencesi: Etnik Ayrımcılık ve Ayrılıkçılığa Karşı Ulusal Bütünlük

97. Küreselleşme süreci, dünyanın pekçok yöresinde ve özellikle de ülkemizde, ulusal birlikleri kırmaya yönelmiş ve sömürgeciliğin eski "böl-yönet" politikasını yeniden gündeme getirmiştir. Ulusal birlik, halkımızın bugün ve gelecekte kendi kaderine sahip çıkabilmesi için olmazsa olmaz koşuldur.

98. Ulusumuzun farklı kültürel temellerden gelen her bireyi, bu temele ilişkin özelliklerini geliştirmek için her türlü toplumsal serbestliğe sahip kılınacaktır. Devletçe de korunması gereken bu özgürlük, ulusal bütünlüğü geliştirip sağlamlaştırmanın güvencesidir. Kimse, etnik kimliği bakımından yok sayılmayacak ve kimsenin etnik ayrımcılık yapmasına izin verilmeyecek, ama kimseye de etnik ayrılıkçılık yapma olanağı tanınmayacaktır.

Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Eğitim Politikası

99. Eğitimin amacı özgür iradeli, yaratıcı, üretken, yurttaşlık bilincine sahip, yurtsever, evrensel insan hak ve değerlerini içselleştirmiş bireyler geliştirilmesini sağlamaktır. Böyle bir insan tipini yaratma hedefi, küresel sömürgeciliğin bireyci, çıkarcı, irade teslimini erdem sayan, yönünü yitirmiş kuşaklar yaratma seferberliğine karşın mutlaka başarılacaktır. Eğitim sisteminin ilkeleri, ilerici Cumhuriyetçi dönüşümü gerçekleştirmenin başlıca güvencesi olacaktır.

100. Eğitim, her yurttaşın temel hakkıdır. Bu hak, koşulsuz ve parasız olarak, tam bir fırsat eşitliği temelinde güvence altına alınacaktır. Her düzeydeki mevcut paralı özel eğitim kurumlarının belirli oranlarda ve sınavla parasız öğrenci almaları zorunlu kılınacaktır.

101. Yabancı dilde eğitime son verilecektir. Ancak, yüksek öğrenim öncesinin çeşitli aşamalarında, bütün öğrencilerin yüksek öğretimde yabancı kaynaklardan ve gerektiğinde konuk yabancı öğreticilerden yararlanabilecek ölçüde, en az bir yabancı dil bilgisiyle donatılmalarını sağlayacak önlemler alınacaktır.

102. Okul öncesi eğitimde, 0-36 ay arası çocukları kapsayan kreş ya da yuva hizmeti vermek, kurum ve işletmelerin yükümlülükleri arasında sayılacaktır. Bu hizmetin denetimi belediyeler ile ilgili merkezi yönetim kurumlarınca gerçekleştirilecektir. Anaokulu hizmeti ise, merkezi yönetim tarafından geliştirilecek kurallara göre ilköğretim kurumları ile meslek okulları bünyesinde düzenlenecektir.

103. Zorunlu eğitim, okul öncesi eğitim hariç, 12 yıla çıkarılacaktır.

104. Mesleki öğretimde asıl hedef, bu öğretimin lise sonrasında verilmesidir. Türkiye'nin ekonomik gereksinmeleri ve ailelerin geçim durumları nedeniyle, bu hedefin gerçekleştirilmesi iyi bir uygulama planı yapılmasını gerektirmektedir. Böyle bir geçiş için gerekli koşullar yerine getirilinceye kadar, zorunlu eğitimin son üç yılında klasik liseler ve meslek liseleri biçiminde uygulanmasına devam edilecek, aynı sistem çalışanlar için 'akşam okulları' olarak uygulanacaktır. Meslek okulu mezunlarının, kendi alanlarında öğretim veren yüksekokullara yönelmeleri sağlanacak, üniversitelere girmek için klasik lise eğitimi gerekli sayılacaktır. Ancak böyle bir sistemin tam bir katılığa dönüşmemesi ve sosyal hareketliliğe engel olmaması için, meslek okullarını bitirenlerden isteyenlerin kendi alanlarındaki üniversite kurumlarına geçebilmeleri sağlanacaktır. İmam-hatip mezunlarının, İlahiyat Fakültelerine bağlı olarak kurulacak olan İmam-Hatip Meslek Yüksek Okullarına girişleri kolaylaştırılarak, bu meslek grubunun yüksekokul mezunu olmaları sağlanacaktır.

105. Önemli olan, nitelikli ve sağlam donanımlı öğretmenlerin yetiştirilmesidir. Bunun üniversitelerde, ama rasgele her üniversitede değil, düzeyleri ayrıca belirlenecek yüksek bilimsel yeterlik düzeyine ulaşmış üniversitelerde yapılması ve böylece çağdaş yaşama dönük cumhuriyetçi bir öğretmen kitlesinin yeniden oluşturulması zorunlu sayılacaktır.

106. Okullar yaşamın özetidir; okul, demokratik toplumsal yaşamın öncüsü ve dönüştürücü gücü haline getirilecektir. Bu amaçla okul yönetimleri demokratikleştirilecek; öğrenci kurulları, okul - aile birlikleri ve yerel kurum ve örgütler okul yönetiminde yer alacaklardır. Okullar, okul müdürüne dayanan atanmış "tek adam yönetimi" modelinden kurtarılarak, öğrenci, öğretmen ve velilerin yer aldıkları bir "okul yönetim kurulu"nun yönetimine açılacaktır.

107. Ders programları yenilenecektir. Eğitimde deneme - sınama - yanılma temelinde öğrenme tekniklerinin geniş ölçüde kullanılması sağlanacaktır. Öğrenme süreci gerekli çağdaş teknik araç-gereçler ile desteklenecek, okulların işlevsel ve işleyen, başında kütüphanecilerin bulunduğu okul kütüphaneleri ile donatılmasına özel önem verilecektir. Yasal düzenleme yapılarak, genel ve yerel yönetimlere ödenen vergilerden bir bölümünün ilçeler düzeyinde okul yönetimlerine dağıtılması yoluna gidilecektir.

108. Eğitimin ticarileştirilmesi doğrultusunda yaratılan ve dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde görülmemiş olan "ders kitapları ticareti" soygununa son verilecektir. Her ders için, yarışmalar sonunda belirlenmiş olan bir ders kitabı kullanılacak, okul demirbaşı olarak tutulan bu kitaplar, öğrenciye yıl sonuna kadar kullanımı için tahsis edilecektir. Böylece yaşanan büyük kaynak kaybı önlenecek, eğitimin maliyeti düşürülecektir.

109. Orta öğrenim boyunca öğrencilerin kendi yetenek ve eğilimlerini tanımlamalarına olanak veren yöntemler geliştirilerek, yüksek öğrenim yapmak isteyenlerin doğrudan doğruya meslek edindirmeyi amaçlayan yüksekokullara ya da ülkenin yaratıcı gücünü harekete geçirecek öncü kurumlar biçiminde örgütlenecek üniversitelere yönelmeleri sağlanacaktır.

110. Meslek yüksekokullarının programları ve yönetim biçimleri sanayi, tarım, hizmet sektörleri temsilcilerinin ve meslek kuruluşlarının görüşleri alınarak yeniden düzenlenecek, ancak bu okulların yönetsel ve akademik özerkliği esas olacaktır. Yüksekokullar Kurulu'nun başlıca görevi, yüksekokulların ülkedeki insangücü gereksinmelerine göre planlanmasını gözetmek olacaktır.

111. Üniversiteler, evrensel ilkelere uygun olarak idari, mali, akademik özerkliğe sahip eğitim kurumları olarak yeniden örgütlenecek, her aşamada öğrencilerin yönetime katılmaları sağlanacaktır. Üniversiteler arasında işbirliğini ve eşgüdümü sağlamak üzere üniversite temsilcilerinden oluşan bir Üniversiteler Yüksek Kurulu kurulacak, denklik ve yatay geçiş kuralları bu Kurul'ca belirlenecektir.

112. Meslek yüksekokullarıyla üniversiteler arasında belirli koşullarla geçiş sağlanacaktır.

113. Vakıf üniversiteleri kimliğiyle yaygınlaşan özel üniversitelere kamu kaynağı aktarımına son verilecek, vakıfları kuranların bu üniversitelere yeterli kaynak ayırmaları ve öğretim elemanı yetiştirmeye önem vermeleri sağlanacaktır.

114. Yaygın eğitim, günümüzde ihmal edilmiş ve hemen hemen ortadan kalkmıştır. Oysa halkın yaratıcı gücünün geliştirilmesi, beceri ve yeteneklerin her yaşta çeşitlendirilmesi, yeni bilimsel ve teknolojik buluşlar sonunda günlük yaşama giren araçlardan hızla ve etkili bir biçimde yararlanılması, ancak yaygın ve güçlü bir halk eğitim örgütlenmesi içinde gerçekleştirilebilir. Var olan halk eğitim merkezleri, örgün eğitim olanaklarından yeterince yararlanamamış olan yetişkinlerin temel eğitimi, yurttaşlık ve meslek eğitimi, sanat ve kültür etkinlikleri için gerçek anlamda birer 'halk okulu'na dönüştürülecek, ülkenin her köşesinde Halk Okulları açılacaktır.

Nitelikli Bir Toplum İçin Kamusal Sağlık Yönetimi

115. Sağlık alanı, dünya genelinde yıllık 3,5 trilyon dolar büyüklüğünde bir pazar olarak görülmekte ve küresel şirketler bu alanın özelleştirilmesi için çabalamaktadırlar. Bu çaba, ülkemizi de hedef almıştır. Sağlık alanı salt ekonomik bir sektör olarak görülmeye başlanmış, bu hizmeti istemenin temel bir insan hakkı olduğu göz ardı edilmiştir. Oysa sağlık, her yurttaşın kolayca erişebilmesi ve yararlanabilmesi gereken bir kamu hizmeti alanıdır. Devlet, sosyal devlet karakterini, sağlık hizmetlerinde sergilediği tavrı ve başarısı ile kazanır.

116. Sağlık alanını özelleştirmek ve ticarileştirmek amacıyla, sağlık hizmetlerini piyasanın vahşi koşullarına terk eden politikalar ortadan kaldırılacaktır. Sağlık hizmeti her kademede ücretsiz olacak, hizmetin finansmanı kamu bütçesi ile genel sigorta sistemi üzerinden karşılanacaktır. Sağlık sistemi, tam gün çalışma ilkesi temelinde işletilecektir.

117. Koruyucu sağlık hizmetleri ile teşhis-tedavi hizmetleri bir bütündür; birbirinden ayrılamaz. Hizmetin yeniden düzenlenmesinde bu ilke göz önünde bulundurulacaktır. Koruyucu sağlık hizmetleri, "Sağlık Hizmetlerinin Sosyalizasyonu  Yasası"nın özü doğrultusunda çağın gereklerine uygun biçimde düzenlenecek, sağlık evi, sağlık ocağı sistemi, koruyucu sağlık hizmetinin yeterli düzeyde donatılmış yapı taşları olacak, sağlık ocaklarında çalışanların hizmet-içi eğitim sorumlulukları belirli hastanelere verilecek; bu birimler teşhis-tedavi zincirinde ilk basamaklar olarak etkili bir konuma getirilecektir. Sağlık hizmetlerinin etkili biçimde basamaklandırılması için, harcamaların sosyal güvenlik kurumlarınca karşılandığı durumlarda, basamaklara uyanların harcamalarını daha yüksek oranda karşılayıcı teşvikler uygulanacak, böylece hastanelerdeki uzman hekimlerin gereksiz yere meşgul edilmeleri önlenecektir.

118. Hastane sisteminin ülke genelinde planlama ve yönlendirmesi ile tıp adamı ve sağlık personeli yetiştirilmesinde kısa, orta, uzun dönemli planlama, kurulacak Yüksek Sağlık Konseyi eliyle gerçekleştirilecektir. Farklı kurumlar tarafından kurulmuş hastaneler tek çatı altında toplanacak, kısıtlı kaynakların hizmetin en iyi biçimde verilmesini sağlayacak biçimde kullanımı esas olacaktır. Halkın büyük bölümü için başlıca başvuru noktası olan devlet hastaneleri, öncelikli olarak reforma tabi tutularak, insana yakışır hizmet üreten sağlık odakları haline getirilecektir.

119. İlaç sanayimiz dışa bağımlıdır; üretimimiz büyük ölçüde hammadde üretimidir. Bu alanda dışarı satışlarımız, aldıklarımızın yalnızca %10'u kadardır. Üstelik bu üretim hacmi de sürekli daralmakta, buna karşın ilaç tüketimi sürekli ve hızlı bir biçimde artmaktadır. Dış piyasalarda ise ürkütücü bir tekelleşme vardır. Küresel ilaç şirketleri kendi aralarında birleşmekte, kar oranlarını serbestçe belirlemekte, bu durum dışalıma dayanan ilaç sektörü yüzünden sürekli büyüyen bir döviz kaybına yol açmakta ve yükselen fiyatlar nedeniyle ilaca erişmek olanaksızlaşmaktadır. Yaşanan açmazı kıracak tek yol, bir "ulusal ilaç politikası" geliştirmek ve uygulamaya koymaktır. Hem hammade hem mamul madde olarak ilaç üretimi, teknolojik yatırımlar ve AR-GE çalışmaları desteklenecek, ulusal ilaç sanayii küresel şirketlerin rekabetine karşı korunacaktır. Bu amaçla bir Ulusal İlaç Kurumu oluşturulacaktır.

120. Sağlık alanında tıbbi donanım - cihaz varlığı, aşırı ve dengesiz biçimde dağılmıştır. Dışalıma dayalı olan bu araçlar ve bunların dağılımı, ulusal düzeyde planlanarak denetlenecektir.

Tüm Yurttaşları Kapsayan Kamusal Sosyal Güvenlik Sistemi

121. Küreselleşmenin kurumları sosyal güvenlik sistemi üzerinde özenle durmaktadırlar. Bu özenin nedeni, çalışanların primlerinden oluşan birikimi, küresel piyasalarda kullanma arzusundan ibarettir. Sosyal güvenlik sistemi içinde doğan fonlar, ülkemizde uzun yıllar kamu yatırımlarının finanse edilmesinde kullanılmıştır. Emekçilere ait bu kaynaklar, bundan sonra da ülkenin geleceği ve kamu hizmetleri için kullanılacaktır.

122. Her yurttaş sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınacaktır. Bugünkü durumda Sosyal Sigortalar Kurumu 30 milyon, Emekli Sandığı 11 milyon, Bağ-Kur 13 milyon insanımıza, tüm nüfusun %85'ine hizmet veren dev kurumlardır. Dünyanın her yanında bu kurumlar devlet bütçesinden desteklenir; çünkü bu fonlar, aynı zamanda kamu yatırımlarına da kaynak olma işlevi görürler. Bu destekleme yük değil, finansmanı yine emekçi halkın ödediği vergiler ile sağlanan bir görevdir. Bu üç kurum halka aittir ve halka ait kalacaktır. Devlet, bu kurumların emanetçisidir; emanet özenle korunacaktır.

123. Sosyal güvenlik kurumlarının sağlık kuruluşları topluca yeniden planlamaya tabi tutulacak ve hizmetin ülkenin her köşesine gereksinmelere uygun kapasitede dengeli biçimde dağıtılması sağlanacaktır. Sistemin işlerliğini sağlamak için ücret rejimleri yeniden düzenlenecek, işlemlerdeki mevcut karmaşık işleyiş basitleştirilecek, üç sosyal güvenlik kurumu birleştirilerek, emeklilik ve sağlık sigorta sistemi daha geniş ve sağlam kaynaklara kavuşturulacaktır.

Emeğin Onuru Üzerine Yükselen Demokratik Bir Çalışma Yaşamı

124. İşsizlik, yoksulluk ve sosyal dışlanma, özellikle küreselleşme ile birlikte dünyanın her yerinde hızla artmıştır. Bu gerçeğin arkasında, %90'ı spekülatif işlemlerde gezinen ve yatırıma bir türlü yönlendirilemeyen sermaye hareketlerinin olduğu bilinmektedir. Mali piyasalardaki kumarhane ruhu faiz oranlarının artmasına, yatırımların daralmasına, işsizliğe, ulusal ve uluslararası düzeyde istihdam politikalarının çökmesine yol açmıştır. Yaşanan büyük yoksullaşma ve işsizliğin nedeni, işçiler değil küresel mali sermayenin kendisidir. Ekonomi politikamız bu spekülasyonu denetim altına alarak, emekten yana bir istihdam politikası izlememizi mümkün kılacaktır. Bu yol kapandığında sanayici elindeki fonları yatırıma yönlendirecek, özel kesim yatırımları genişlemeye başlayabilecektir.

125. Çalışma bir hak, tam istihdamı sağlamak kamusal bir görev, işsizlik sigortası sosyal devletin bir gereğidir. Mal ve hizmet üretiminde güçlü bir kamu sektörünün varlığı, bu ilkelerin yaşama geçirilmesinin başlıca güvencesidir. Bu bakımdan tam, üretken, çalışmanın karşılığının ödendiği, güvenceli, işsizlik durumunda toplumsal açıdan koruma sağlayan, çalışanların özgürce örgütlenebildiği ve yönetime katılma hakkını kullandığı bir istihdam sisteminin yaratılması amaçlanacaktır.

126. Küreselleşme döneminin buluşu olan "esnek çalışma", bir çözüm yöntemi sayılamaz. 'Esnek' denilen üretim biçimleri, çalışanlar için, bir yanıyla "karoşi" yani iş ölümü, öteki yanıyla da esnek çalışma biçimleri, yani kısmi çalışma, eve iş verme, geçici ve hatta çağrı üzerine çalışma, kendi hesabına çalışma, taşeron işçiliği tipik olmayan çalışma süreleri ve tipik olmaya çalışma yaşamları demektir. Esnek çalışma, gerçek ücretleri düşürür, iş değerlendirme sistemlerini bozar, işçilerin çalışma sürelerini uzatır, çalışma koşullarını kötüleştirir, sendikalaşmayı geriletir, işçiyi koruyucu mevzuatın dışına çıkarır, işçiyi sosyal güvenlik şemsiyesinin dışına atar. Çalışma yaşamının içine düştüğü bu durumdan kurtarılması için köklü önlemlere gerek vardır. Her şeyden önce, iş yasasının kapsamı genişletilmelidir. İş Yasası dışında işkolu bırakılmayacak, tarım ve orman işçileri, çıraklar, evde çalışanlar iş yasası kapsamına alınacaktır. İş güvencesi sağlanacaktır. Türkiye'de işçiler haksız işten çıkarmalara karşı yasal bir korunmaya sahip değildir. Geçerli bir teknik veya mali neden olmadan, sırf sendikalaştıkları için, işçilerin işten çıkarılmasını önlemeye yönelik 158 Sayılı ILO sözleşmesi başta olmak üzere, gerekli yasal düzenlemeler yapılarak uygulamaya konulacaktır.

127. Sendikal örgütlenme özgürlüğünün önündeki bütün anayasal ve yasal engeller kaldırılacak, hak grevi tanınacak, uygulamadan kaynaklanan sendikal hak ihlallerine de son verilecektir. Sendikal örgütlenmede işkolu ve işyeri barajları kaldırılacak; üyelik ve istifada noter usulüne son verilecek; üyelik ve toplu iş sözleşmesi prosedürlerini hızlandıracak düzenlemeler gerçekleştirilecek; zorunlu tahkim uygulamasına ve grev ile ilgili antidemokratik yasaklara son verilecek; sendikal özgürlüklerle ilgili anayasa değişiklikleri bir an önce gerçekleştirilecek ve bu çerçevedeki yasal düzenlemeler en kısa zamanda yapılacaktır.

128. Örgütlü işçi, eğitimli ve verimli işçi demektir. Bu, işçi sınıfının yararına olduğu gibi, işverenin ve ulusal ekonominin de yararınadır. Sendikaların, üretkenlik ve verimliliğin artırılması konusunda işveren ile birlikte ortak sorumluluklar yüklenmesi sağlanacaktır. Bu sorumluluk, sendikaların işyeri yönetimine katılmaları ile kurumlaştırılacaktır. Ayrıca işçilerin işe dönük bilgi, beceri ve kapasitelerinin gelişmesi, işveren ve sendikaların ortak sorumluluğu altında, sürekli hizmet-içi mesleki eğitim yoluyla sağlanacaktır.

129. Çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi, sendikalar aracılığı ile sağlanacaktır. Ancak, genel çürümenin toplumun her unsuru gibi sendikal yapıları da etkilediği bilinen bir gerçektir. Sendikal demokrasinin tam anlamıyla işleyebilmesi, üyelerin sendika yönetimi üzerinde belirleyici olması ve üye denetiminin sürekli gerçekleştirilebilmesi amacıyla gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

130. Sigortasız istihdama karşı kararlılıkla mücadele edilerek buna son verilecektir. Çalışma yaşamı, üretkenlik ve verimliliği artıracak biçimde özendirici kural ve uygulamalar ile kayıt içine alınacaktır. Sayıları bir milyonu aşan küçük işletmeler, bu işletmelerde istihdam ve çalışma koşulları iyileştirilerek desteklenecektir. İşyerlerinin küçültülmesi, fason iş yaptırma, eve iş verme gibi yöntemler ile yaygınlaşan kaçak işçiliğe son verilecek, köleci uygulamalara benzeyen 'kiralık işçi' uygulaması ortadan kaldırılacaktır.

131. İşsizlik sigortasından yararlanma sendikalı olmak koşuluna bağlanacak, yeterli uzunlukta bir süreyi kapsayacak, kapsamı toplumsal gereksinmeyi karşılayacak genişlikte tutulacak ve sigorta tutarı asgari geçim koşullarını sağlayacak biçimde belirlenecektir.

132. Asgari ücret hesaplamalarında gerçek veriler kullanılacak, asgari ücretin belirlenmesinde dört kişilik aile için geçinme endeksi temel alınacaktır.

Kentsel ve Kırsal Alanlarda Yeterli, Sağlıklı, Erişilebilir Hizmet Sunumu

133. Kentsel yerleşmeleri düzenleyen imar sistemi iflas etmiştir. Köy muhtarlıkları ile yönetilen alanlarda ise gelişmeyi yönlendirici kurallar bakımından önemli boşluklar vardır. Bu durum hem kentlerde hem de özellikle kentsel yerleşmelere yakın köylerde arsa ve yapılar üzerine yürüyen yaygın spekülasyonlar nedeniyle yerleşmelerin bir kaos ortamına sürüklenmesine neden olmuştur. Kırsal ve kentsel yerleşmelerde ortak standartları geçerli kılan, toprakların ortak gereksinmeler doğrultusunda planlanmasını sağlayarak arsa ve arazi yağmasına son veren, her türlü düzenlemede kamu yararını temel ilke sayan yeni bir imar düzeni geliştirilecektir. İmar sistemi ulusal, bölgesel ve yerel planlama hiyerarşisi içinde işleyecek biçimde düzenlenecektir. Yerel planlama ve uygulama belediyelerin yetkisinde olacak, imar kararları için yargı yolu açık tutulacaktır. İmar ile ilgili davalara, bu amaçla kurulacak uzmanlık mahkemelerinde hızlı yargılama yöntemiyle bakılacaktır.

134. Kentsel planlama ve altyapı sorumluluğu, öncelikli olarak, kamu hizmetlerine tahsis ve kent içi eşitsizlikleri gidermek amaçlarına yönelik olarak yerine getirilecektir. Kırsal ve kentsel yoksulluk sorunu öncelikli olarak ele alınacaktır.

135. Kamu hizmetlerinden doğan taşınmaz değer artışlarını kamuya döndürmek üzere "değer artışı vergisi" getirilecektir.

136. Anayasada öngörülen ve uluslararası belgelerde insan hakkı olarak tanınan konut hakkının yaşama geçirilmesi amacıyla, özellikle düşük gelirliler ile yoksul kesimlerin barınma gereksinmesini karşılamada sosyal konut politikasına özel önem verilecektir.

137. Kentlerde yaşanan trafik karmaşası, tümleşik (entegre) toplu taşım sistemleri oluşturularak giderilecektir. Toplu taşıma hizmetlerinin kapasitesi ve niteliği artırılacak, özel otomobil kullanımı özendirilmeyecektir. Taşıma hizmetlerinde kamu ve özel kesim taşımacılığı arasında etkili bir eşgüdüm sağlanacaktır. Günümüzde toplu taşıma gereksinmesi hem kamu hem özel sektör kuruluşlarınca "servis" uygulaması ile ayrı ayrı karşılanmaya çalışılmakta, bu durum geniş bir kaynak israfına neden olmaktadır. Bu uygulama, belediyelerin yönetiminde çeşitli kurum ve kuruluşların eşgüdümüyle ortadan kaldırılacaktır.

138. Güvenilir ve sağlıklı suya erişmek, her insanın yaşamsal haklarındandır. Su hizmetinin ticarileştirilmesi düşünülemez. Su sağlama hizmeti, bir kamu hizmeti olarak sürdürülecektir. Her insanın kullanmak zorunda olduğu en az miktarda su bedelsiz sunulacak, su tarifeleri artan kullanım oranında yükseltilecektir. Atıksu tarifeleri için de benzer bir yaklaşım uygulanacaktır.

139. Çöp hizmetleri, genel toplum ve insan sağlığı ve kamusal toprağın kullanımı ile doğrudan ilgili hizmetlerden biridir. Kentlerin tüm semtlerine aynı düzeyde götürülmesi gereken bu hizmetin hanehalkları bakımından tarifeye bağlanması ve ticarileştirilmesi düşünülemez. Bu hizmete karşılık ödeme, yalnızca işyerleri ve işletmeler için sözkonusu olacaktır. Küçük ve orta ölçekli işletmeler, kirletici atıkları en aza indirme ve kirlenmeyi ortadan kaldırma çabalarında yerel ve merkezi kurumlarca desteklenecek, büyük işletmelerin bu açıdan gerekli yatırımları yapmaları sağlanacaktır.

Kadın ve Erkeği Eşit Bir Toplum

140. Kemalist dünya görüşünün hedeflediği "kadını ve erkeği eşit toplum"u yaratmak için gerekli tüm önlemler alınacaktır.

141. Kadınlarımızın %27'si okur- yazar değildir. Yüzde 20'si sadece okur-yazar, %39'u ilkokul, %7'si ortaokul ve dengi, %5'i lise ve dengi, %2'si yüksekokul ve fakülte mezunudur. Kadın nüfusun eğitim düzeyini yükseltmek üzere gerekli önlemlerin alınması büyük önem verilecektir.

142. Kadın, yaşamın her alanında erkek ile aynı haklara sahip kılınacak, bir ölçüde yenilenmiş olan Medeni Kanun'la birlikte öbür yasalar da ele alınarak bu açıdan gözden geçirilecek, yasalarda kadın aleyhine kalmış olan tüm hükümler kaldırılacaktır. Tek başına yasal düzenlemeler ile yetinmenin yeterli olmadığı açıktır. Yasal düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesi, konuya ilişkin toplumsal müdahale araçları geliştirilerek desteklenecektir.

143. Ülkemizde kadın, hem kırsal hem kentsel yerleşmelerde üretimin içindedir. Buna karşın, karar verme mekanizmalarında varlığı sınırlı düzeylerdedir. Kadının toplumsal, siyasal ve yönetsel alanlarda karar verme mekanizmalarında, toplumdaki yerine orantılı bir ağırlıkta yer alması sağlanacaktır. Toplumsal engeller ortadan kaldırılıncaya kadar, kadınların yaratıcılığını serbestleştirmek ve bu enerjiyi toplumun hizmetine sunmak amacıyla, toplumsal, siyasal ve yönetsel yaşamın her alanında ülke koşullarına uygun kota modelleri uygulamaya koyulacaktır.

144. Toplumda kadına yönelik olumsuz ayırımcılık özelliği taşıyan tutum ve davranışların giderilmesi için çaba gösterilecektir. Yaşamın her alanında kadına yönelik şiddet ve tacize karşı toplumsal kampanyalar başlatılmasına öncülük edilecektir. Toplumda yerleşik olan kadın aleyhine olumsuz bakışın değiştirilebilmesi için öncelikle ders kitaplarında köklü değişimler yapılarak, son 30 yıldan bu yana ve özellikle 1983 sonrasında ders kitaplarına girmiş olan kadın aleyhine olumsuz cinsiyet ayrımcılığı ortadan kaldırılacaktır.

145. Kadın çalışanların, çalışma hayatında cinsel kimliklerinden kaynaklanan sorunlarını önlemek için özel önlemler alınacak; doğum gibi özel durumlardan dolayı kadın çalışanlara tanınan haklar yeterli düzeye getirilecektir. Eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması sağlanacaktır. İşyerlerinde kreş, çocuk bakımevi gibi donatıların yeterli sayı ve nitelikte kurulması için gerekli önlemler alınacaktır.

Çocuklar, Toplumun Sorumluluğu ve Devletin Güvencesi Altındadır

146. Sağlıklı ve nitelikli yeni kuşaklar yetiştirebilmek için her türlü özenin gösterilmesi gereken başlıca zenginliğimizdir. Çocuk, yalnızca anne-babanın sorumluluğunda değil, toplumun da sorumluluğundadır. Toplumun çocuklara karşı yükümlülükleri yerine getirmesi, kamunun bu konuda başlıca önlemleri alması ve bunları uygulamasıyla olur. Her çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesini, bakım ve eğitimini güvence altına almak, özgür ve güvenli bir birey olarak yetişmesini sağlayacak bir ortam oluşturmak ve elbette çocuğun her türlü istismardan korunmasını sağlamak, başlıca sosyal hedefimiz olacaktır.

147. Çocuk işçi çalıştırmak, her ne gerekçeyle olursa olsun, kabul edilemez. Çocuk emeği sömürüsüne karşı her türlü önlem alınacaktır. Sömürüye açık olan bugünkü çıraklık sistemi, bu yaklaşım doğrultusunda yeni baştan gözden geçirilecektir. Sokak çocukları, bir yandan çöken toplumsal yaşamın, bir yandan da çürüyen kamu örgütlenmesinin acımasız sonuçlarından biridir. Kimsesiz ve yoksul çocukların korunmasına yönelik kamu örgütlenmesi, bugünkü yetersiz ve hatta çürümüş yapısından kurtarılacaktır.

148. Çocukların, özgür ve nitelikli bireyler olarak yetişmelerini sağlamak, yaratıcılık ve yeteneklerini geliştirmelerine olanak vermek üzere, Çocuk Klüpleri kurulacaktır. Bunların öncelikle belediyelerce kurulması ve yönetilmesi teşvik edilecektir.

Devrimcilik Misyonunu Yerine Getiren Bir Gençlik

149. Gençlik, toplumun en dinamik kesimi, toplumların gelişmesinde belirleyici güce sahip devrimci bir kesimdir. Ulusal kurtuluş savaşımızı örgütleyen ve bağımsız bir cumhuriyet kuran genç Kemalist kadro, Cumhuriyeti gençlere emanet ederek, devrimciliği gençliğin misyonu saymıştır. Cumhuriyetin sürekli yenilenmesi ve ilerlemesi, gençlerin sorumluluklarının farkına varmalarıyla mümkündür. Cumhuriyet gençliği, ulusumuzun sürekliliğini sağlayan, yarınlarımızın umudu, bağımsızlığımızın güvencesi, Cumhuriyetimizin sigortası ve itici gücüdür. Nüfusun en büyük kesimini oluşturan gençlerin çoğunluğu yeterli eğitim alamamakta, büyük bölümü işsizlik tehdidiyle karşılaşmakta, iş bulabilenler ise çoğu kez düşük ücretli, güvencesiz işlerde çalıştırılmaktadır. Ülkedeki işsizlerin büyük bölümünü gençler oluşturmaktadır. Genç işsiz, hatta eğitimli, nitelikli genç işsiz sayısı her geçen gün artmaktadır. Nitelikli işsizler, ülke açısından umutsuzluğa düşmekte, genç ve nitelikli emeğe gereksinmesi olan gelişmiş ülkelere gitme arayışı içerisine girmektedirler. Geri kalmış bölgelerde yaşayan gençler, bütün bu sorunları iki kat daha fazla yaşamakta, üstelik eğitim olanakları açısından yetersiz bir bölgede oldukları için "nitelikli işsiz" dahi olamamaktadırlar. Gençlerin işsizlik, yetersiz beslenme, eğitimsizlik, cinsel ve psikolojik sorunların kökenleri, var olan toplumsal yapıdadır. Bunun içindir ki, gençlik sorunlarını ve gençlik eylemlerini gençliğin bazı "özel" nitelikleriyle, "kuşak çatışması" ya da "psikolojik durumlar" ile açıklamaya çalışan görüşler geçersiz kalmaya mahkumdur. Bu yaklaşımın gereği olarak, ulusal kalkınma planı ile tüm toplumsal projeler, gençlik potansiyeli dikkate alınarak hazırlanacak ve uygulanacaktır.

150. Gençliğin yaşla ilgili olarak ortak nitelikleri ve dolayısıyla benzer sorunları vardır. Buna karşın gençlik tek ve türdeş bir kesim değildir. Gerçekte, her sınıfın kendi gençliği vardır. Bu yaklaşımın bir gereği olarak, gençliğe dönük politikalar, yaşamın gerçekleri doğrultusunda, toplumsal farklılıklar göz önünde bulundurularak fırsat ve olanaklarda eşitlik sağlama temelinde geliştirilecektir.

151. Gençlik, sosyo-ekonomik yapı ile içiçe geçmiş sorunlarını dile getirmek, bu sorunların çözümüne ilişkin politikaları ortaya koymak ve çözüm için savaşım vermek üzere gerekli toplumsal araçlardan yoksundur. Bu eksiklik, öğrenci, işçi, köylü ve işsiz gençliğin toplumsal yaşamda temsilini üstlenecek "Gençlik Sendikaları" kurularak giderilecektir. Gençlik Sendikaları, toplumun, bir bütün olarak kendi geleceğini oluşturan gençliğe karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu ödevleri aksamadan ve ihmal etmeden yerine getirmesini güvence altına alacak başlıca talep mekanizması olarak işgörecektir. Türkiye için özel bir öneme sahip olan gençlik, bu mekanizma sayesinde, toplumu, yaşamın her alanında ödevlerini yerine getirmeye zorlayacaktır.

152. Ayrıcalıksız tüm çocuklara fırsat eşitliği sunularak, gençliğin eğitim hakkı güvence altına alınacaktır. Bu hedef, eğitimin bir kamu hizmeti olarak verilmesiyle yerine getirilecektir. Dar gelirli öğrencilerin eğitim gereksinmelerinin karşılanması için "özellikli burs" verilecektir. Asgari ücret kadar olacak bu burs, dar gelirli öğrencilere, yüksek öğretimin çeşitli birimlerinde, derslerini aksatmayacak ölçüde çalışmaları karşılığında verilecektir. Öğrencilere, yaz aylarında çeşitli ortak ve yaratıcı projeler ile turizm sektöründe çalışma olanakları sağlanacaktır. Bu sistemin geliştirilmesi ve yönetimi, Gençlik Sendikaları'nın doğrudan katılımı ile yürütülecektir.

153. Gençlerin istihdamına ve istihdam öncesi çalışma hayatıyla ilgili eğitimine özel önem verilecek, bu amaçla 18-30 yaş arasındaki genç işsizlerin, genç çalışanların ve üniversite öğrencilerinin üye olabilecekleri "Gençlik Sendikaları", devletin ve sendikaların da desteğiyle, üyelerine hem mesleki eğitim verecek hem de stajyerlik imkanı sağlayarak çalışma yaşamıyla tanışma olanağı sunacaktır. Gençlik sendikaları bir tür istidam öncesi eğitim merkezleri ve iş bulma merkezleri haline gelecektir.

154. Gençlik sendikalarının, gerekli olan siyasal ve yönetsel yapılar içinde temsil edilmesi sağlanacak, eğitim ve gençlik politikaları oluşturulurken görüşleri dikkate alınacaktır.

155. Gençler, her bilim alanında araştırıcılığa yönlendirilecek, bu amaçla, TÜBİTAK ve onun toplumbilimlerindeki benzeri olarak kurulacak olan Türkiye Ekonomik ve Sosyal Araştırma Kurumu bünyesinde bilimsel araştırma yapmaya teşvik edilecektir.

156. Gençliğin, uyuşturucu ve içki gibi halk sağlığını bozan alışkanlıklardan korunabilmesi, üretim sürecini tanıyabilmesi, yaşamın gerçeklerini kavrayabilmesi için gençlik projeleri gerçekleştirilecektir. Bu amaçla gençler için kültür, sanat ve spor kampları oluşturularak ruhsal ve fiziki dinginliğe kavuşmaları sağlanacaktır. Tarımsal üretim alanlarında oluşturulacak bu kamplar, yalnızca eğlence ağırlıklı olmayıp gençlerin üretime katılmalarını sağlayacak, ulusal dayanışma duygularını güçlendirecektir. Bu sayede halkına yabancılaşmamış bir gençlik kültürü oluşacağı gibi, kentlerden, dolayısıyla sosyal etkinliklerden uzak olan köylü gençliğiyle bütünleşme de sağlanacaktır. Bu kampların örgütlenmesi için yerel yönetimler düzeyinde düzenlemeler yapılacaktır.

Fiziksel ve Zihinsel Engellilere Açık Bir Toplumsal Yaşam

157. Fiziksel ve zihinsel engelli her yaştan insanımız, toplumsal yaşamımızın reddedilemeyecek ve görmezden gelinemeyecek bir parçasıdır. Ortak yaşamın her alanı, engellilerin toplumsal etkinliklerde sorunsuzca yer almalarını sağlamak üzere düzenlenecektir. Bu önlemler, kent imar planlarında yol ve kaldırım düzeninden toplu taşımacılığa, kütüphanelerden eğlence mekanlarına fiziksel ortam ve araçları sağlamaya; engelliliğin sınırlayıcılığını gidermeye dönük bakım ve iyileştirme olanakları sunmaya; engellilerin istihdam edilmeleri için gerekli önlemleri almaya ve engelli sanayici ve esnafa vergi ayrıcalıkları uygulamaya dek tüm politika alanlarında göz önünde bulundurulacaktır.

158. Zihinsel engellilik, devletin doğrudan hizmet sunduğu alan olarak değerlendirilecek ve zihinsel engellilerin bakımı, iyileştirilmesi ve toplum yaşamına katılımlarının sağlanması için gerekli her türlü önlem alınacaktır. Bu amaçla, öncelikle, üniversitelerin araştırma ve iyileştirme güçleri seferber edilecek ve yaşanan sorunlar, geliştirilecek uygulama planı doğrultusunda, tüm yurttaşların doğrudan ilgi ve katkıları harekete geçirilerek, kısa dönem içinde çözüme kavuşturulacaktır.

Piyasa Boyunduruğundan Kurtulmuş Bir Kültür - Sanat Yaşamı

159. Kültür ve sanat, toplumların yaratma gücünün kolayca ateşlenebildiği sıradışı bir olanaklar alanıdır. Bu alan, günümüzde hemen hemen her konuda, müzikte, gösteri sanatlarında, görsel sanat alanlarında, tiyatro ve sinemada piyasa dengelerinin boyunduruğuna girmiştir. Paraya çevrilemeyen yaratıcılık, değerli görülmemektedir. Oysa, kültürel ve sanatsal etkinlik, kendine piyasa gerekleri dışında, toplumsal yaşamın içinde yer bulmalıdır. Yurttaşların kültürel ve sanatsal yeteneklerini geliştirebilecekleri; konferans ve çalışma salonlarında söyleşiler için bir araya gelebilecekleri; sanatın her türlü dalı ile doğrudan tanışarak sanatı günlük yaşamlarına taşıyabilecekleri Kültür ve Sanat Evleri kurulacaktır.

160. 12 Eylül'ün hemen ardından uğratıldığı değişiklik ile yozlaştırılan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yeniden düzenlenerek; Atatürk'ün vasiyetine uygun biçimde, gönüllü dernek konumundaki demokratik yapısına kavuşturulacak, kültürel yaşamın araştırmacı ve eğitimci öncü kuruluşu haline getirilecektir.

161. Kültür ve sanat insanlarımız, toplum tarafından yeterince tanınmamakta; piyasa rüzgarlarından uzak duran kültür-sanat insanları yaşamlarını güçlükle devam ettirme sorunuyla boğuşmaktadır. Yaratıcılık, bir toplumsal değer olarak devlet tarafından sahiplenilip devletçe güvence altına alınacak, toplumun bir "sanat toplumu" olmaya doğru gelişmesi desteklenecektir.

Kitlesel Seyirlik Değil, Kitlesel ve Bireysel Yaşam Biçimi Olarak Spor

162. Ülkemizde spor, bir "kitlesel seyirlik yıldızlar etkinliği" olarak algılanmaktadır. Oysa spor, bedensel ve ruhsal gelişmenin en güvenilir araçlarından biridir. Sporun yaygınlaşmaması, ülke genelinde yurttaşların kolayca erişerek kullanabilecekleri açık altyapı tesisleri eksikliği nedeniyledir. Kentlerde bu tür ortak kullanım alanları çok yetersiz olduğu gibi, okulların ve işyerlerinin de bu tür olanaklara sahip olduğu söylenemez. Gerekli spor altyapısı ve tesislerine ilişkin standart, öncelik ve planlama ulusal düzeyde yapılacak; Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla okullarda ve belediyeler aracılığıyla kentlerde gerekli zeminin kurulması ve işletilmesi sağlanacaktır.

163. Okullarda spor olanaklarının genişletilmesine öncelik verilecek, gereksiz yatırım ve atıl kapasite yaratılmasını önlemek amacıyla, belediye imar planlamasında ortak kullanıma açık spor tesislerinin yer alması gözetilecektir. Gerekli altyapı ve tesislere ilişkin standartlar ulusal çapta planlanacaktır.

164. Sporun siyasal, dinsel, ırkçı ve etnik amaçlarla sömürülmesine izin verilmeyecek, spor dünyasının ticari çıkar amaçları doğrultusunda kullanılmasına son verecek önlemler alınacaktır.
 

BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara
 

VI. ANAYASA ve YÖNETİM SİSTEMİ

 Anayasa ve Anayasa Meclisi

 165. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın ve ne tür değişiklik yapılırsa yapılsın, temel felsefesi yanlış olan 1982 Anayasası'nı çağın gereklerine uygun duruma getirmek, bölük pörçük değişikliklerle başarılı biçimde sonuçlandırılamayacak bir iştir. Bu bakımdan, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine uygun yeni bir anayasanın yapılması asıl amaç olacaktır.

166. Yeni anayasa hazırlığı, belli niteliklere sahip kişiler arasından siyasal partiler tarafından belirlenmiş adayların, doğrudan halk tarafından seçildiği bir "Anayasa Meclisi" tarafından yapılacaktır. Anayasa Meclisi'nin görev süresi, anayasa hazırlığı tamamlanıp halkoyuna sunulduğunda sona erecektir.

167. Anayasa'da özelleştirmeye, yönetsel yargıya ve uluslararası tahkime ilişkin olarak dış çevrelerin ve içteki çıkar gruplarının etkisiyle yapılmış değişiklikleri düzeltmek ve bu konularda halkın çıkarlarını gözeten yeni düzenlemelere gitmek, ilk elde gerçekleştirilecek hedeflerden biri sayılacaktır.

168. Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açma yetkisi daha geniş bir kesime tanınacak, Anayasa Mahkemesi yürürlüğü durdurmayla birlikte "tedbir kararı" alma yetkisiyle donatılacak, Anayasa Mahkemesi'nce iptali reddedilmiş yasalara karşı yeniden iptal davası açma süresi on yıldan beş yıla düşürülerek Mahkeme'nin işleyişi toplumun dinamizmine uygun hale getirilecek, bu mahkemenin yargı sisteminde öndenetim yolu açılacaktır.

Halka Açık ve Halka Dayanan Bir Siyasal Sistem

169. Uygulanacak ekonomik ve toplumsal politikalar yoluyla toplumsal eşitliğin sağlanması, siyasal sistemde demokratikleşmenin ana koşuludur. Ancak bu koşulun gereklerinin sürekli yerine getirilmesi ve geliştirilmesi, özgürlüklerin güvence altına alınmasına ve siyasal sistemin demokratikleştirilmesine bağlıdır. Yasama organı ile hükümetin oluşumu ve işleyiş ilkelerinin yanı sıra, bunların temelini oluşturan siyasal katılım araç ve süreçleri yeniden düzenlenecektir.

170. Örgütlenmiş sermaye ve çıkar gruplarının oyun alanı haline gelmiş bulunan siyasal yaşam, halkın yaşam alanı haline getirilecektir. Bu amaçla, siyasal örgütlenme en küçük yerel birimlere kadar genişletilecek; gençliğin, sendikaların, meslek örgütleri ile gönüllü örgütlenmelerin ve bilim kurumlarının siyasetten dışlanmalarına neden olan yasaklar kaldırılacak; asker, polis ve yargıç gibi bazı kategoriler dışında kamu görevlilerine uygulanan siyaset yasağına son verilecektir. Siyaset ve demokrasi, ilköğretimden başlanarak öğretim sisteminin parçası haline getirilecek ve halkın örgütlenme modellerini geliştirmek, üzerinde çalışılacak başlıca konulardan biridir.

171. Siyasal sistemin ana taşıyıcı kurumları olan siyasal partilerin, "para - delege - lider" sıkışmasından kurtulmalarını sağlamak üzere, siyasal partiler yasasında üyelere ve önseçime dayanma ilkelerini güvence altına alan değişiklikler yapılacak; parti içi görevlerde seçimle gelenin seçimle gitmesi ilkesi temel sayılacak; siyasetin finansmanı hem yargısal denetim, hem kamuoyu denetimi hem de parti içi etkili denetim mekanizmalarıyla açık bir yapıya kavuşturulacaktır. Partilerin, bilimsel ilkelere ve üye eğitimine dayalı olarak çalışan aydınlanma örgütleri haline gelmesini sağlayan önlemlerin alınması, önemli hedeflerimizden biridir. Siyasal partiler sistemi yalnızca genel ilkeleri belirleyen bir yasayla düzenlenecek, partilerin kendi tüzükleriyle düzenleyecekleri alan genişletilecektir.

172. Siyasal sistemde istikrar, yüksek baraj, iki turluluk, dar bölgecilik gibi toplumsal tercihlerin bir kısmını parlamento dışında bırakan ve çoğulcu siyasal yaşamı bastıran yasa uygulamalarıyla sağlanamaz. Seçim sistemi, önseçim ve seçmen tercihlerini yansıtmayı da içeren açık, hakça ve eşit yarışmacılık ilkesi temelinde yeniden düzenlenecektir.

Demokratik, Donanımlı, Yeterli ve Kendine Güvenli Bir Kamu Yönetimi

173. Ulusal güçlerin ekonomik ve toplumsal kalkınma için seferber edilmesi, devlet bürokrasisinin bu göreve hazırlanmasını gerektirir. Günümüzde bürokrasi, pek çok toplumsal kesim gibi yön duygusunu yitirmiş ve dağılmış bir durumdadır. Liyakata aykırı partizanca kadrolaşma, kadrolara uygun, yeterli ve yetenekli yöneticiler getirilmesini önleyen kayırmacılık, yolsuzluk ve rüşvet, devlet yönetiminin derin yaralar almasına neden olmuştur. Ulusal amaçları açıklıkla gösteren siyasal iktidar yokluğu, bürokrasinin belirli amaçlara doğru ortak hareket etme gücünü ortadan kaldırmıştır. Farklı amaçlara sahip değişik gruplanmalar, bürokrasi içinde sürekli çatışma halindedir. Memurluk sistemi, sözleşmelilik ve geçici işçilik karşısında gerilemiş, ücretler sürekli olarak erimiş, kamu görevlilerinin toplumsal saygınlığı kırılmış, kurumlar arasında, hatta aynı kurumda çalışanlar arasında ücret farklılaşmaları kamu görevlileri arasındaki dayanışmayı ortadan kaldırmıştır. Öncelikli olarak yapılması gereken, kamu yönetimini içine düştüğü bu durumdan kurtarmak olacaktır. Amaç uzmanlaşmış, parçaları arasında görev ve yetki bölüşümü açık biçimde yapılmış, görevine ilişkin ilke ve amaçlarla donatılmış, halkın gereksinmeleri doğrultusunda çalışan, demokratik ve saydam çalışma sistemine sahip bir kamu yönetimi yaratmaktır.

174. Kamu personel rejimi bütün yönleriyle yeniden düzenlenecektir. Üst ve orta düzey yöneticilik kategorileri tanımlanacak, bu kategorideki görevlilerin işe alınmaları, atanmaları, hak ve görevleri ile emeklilik koşulları bir bütün olarak belirlenecek, kamu hizmeti anlayışıyla yetişmeleri için özgün bir eğitim sistemi oluşturulacaktır. Bunlar dışında kalan kamu görevlileri için ayrı bir sınıflandırma yapılacak, bu kesim grevli toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme hakkına sahip kılınacaktır. Kamu personeli ücret rejimi, personel rejimi ile birlikte yeniden düzenlenecektir.

175. Kamu görevlilerinin karar mekanizmalarında yer alarak, hem istihdama ilişkin kararlarda, hem de yönetsel hedeflerin belirlenmesi ve işleyişin geliştirilmesine ilişkin konularda yönetime katılmaları sağlanacaktır.

176. Kamu yönetimi içinde kayırmacılık ve partizanlığa izin verilmeyecek, yolsuzluk, rüşvet ve ihmal en ağır biçimde cezalandırılmasını önleyen yasa hükümleri değiştirilecektir.

Kamu Yönetimi ve Yurttaş İlişkileri

177. Demokrasinin yaşaması ve kökleşmesi, siyasi demokrasinin yönetsel demokrasiyle desteklenmesine bağlıdır. Yönetimin demokratikleşmesinin temel unsurlarından biri de "açıklık" esasına uygunluktur. Açıklık, yönetsel etkinliklerin kolaylıkla izlenebilmesini, yönetimin elinde bulunan bilgi ve belgelerin vatandaşa açılmasını içermektedir. Yönetsel işlemlerde gizlilik kaldırılacak, her kurumun yıllık faaliyet raporu, en uygun araçlarla kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.

178. Hukuk devleti, devlet egemenliğinin hukuk kurallarıyla sınırlı olmasıdır. Yönetimin tüm işlem ve eylemleri elbette yargı denetimine açık olacaktır. Ancak amaç, hukuka aykırı yönetsel işlemlerin oluşmasını yargı denetiminden önce en aza indirmektir. Yönetimin kamu yararını hızlı ve etkili şekilde gerçekleştirmesini, kararların tarafsız ve dikkatli bir araştırmaya dayandırılmasını, bu kararların hukuka uygun kılınması için kamu hizmetinden yararlanan yurttaşların yönetimin etkinliklerine aktif olarak katılmasını, görüş belirtmesini, yönetimi aydınlatmasını, hak ve çıkarlarını savunabilmesini sağlayacak mekanizmalar geliştirilecektir. Bu amaçla "yönetsel usul yasası" çıkarılacaktır.

Merkezi Yönetim

179. Günümüzde sayıları sürekli olarak artan üst kurulların varlığına son verilecektir. Üst kurullar siyasal sorumlulukları olmaksızın karar, yürütme, denetleme - cezalandırma yetkilerinin tümüne sahip kılınmış yapılardır. Bir anlamda "kuvvetler ayrılığı" ilkesi yerine "kuvvetler birliği" ilkesine göre kurulmuşlardır ve bu yetkiler, bürokrasinin yanısıra özel şirketlerin tekeline verilmiştir. Siyaseten sorumsuz olan ve kamu iktidarını şu ya da bu kesimin doğrudan kullanımına açan bu yapılar anti-demokratiktir. Merkezi yönetim, parlamenter demokrasinin gereği olarak, TBMM'ne karşı sorumlu bakanlık tipi örgütlenme esasına göre örgütlenecek, üst kurullar kaldırılacaktır.

180. Ulusal plan, merkezi yönetim eliyle uygulamaya koyulacak ve amaçlara ulaşması gözetilecektir. Bütçe, planın uygulama aracı olacaktır. Parçalanmış fon, döner sermaye, proje hesapları yapısına son verilecektir. Bütçe, yönetim içinde aşağıdan yukarıya hazırlanacak; bütçe hazırlama süreci halkın doğrudan söz sahibi olabileceği bir açık görüşme ortamında gerçekleştirilecektir. Bütçe harcamalarının denetiminde esas, amaca uygunluk ve toplumsal eşitsizlikleri gidermeye katkı ölçütlerine uygunluk olacaktır.

181. Diyanet İşleri Başkanlığı, kamu hizmetlerinin öncelikleri ve laik devlet yapısının gerekleri doğrultusunda yeniden düzenlenecektir. Bu kurum, dinsel inanç ve mezhepler arasında herhangi bir ayırım yapmaksızın hizmet görecektir.

Taşra Yönetimi ve Yerel Yönetimler

182. Uygulanan politikalar sonunda yerleşme kademeleri arasında dengesizlik aşırı boyutlara ulaşmıştır. Köyler büyük ölçüde boşalmış, bu birimlerin içerik ve işlevleri köklü biçimde değişmiştir. Kasabaların nüfus tutma güçleri ortadan kalkmış, ilçeler iktisadi - toplumsal bütün olmaktan önemli ölçüde uzaklaşmış, nüfus büyük kent merkezlerine yığılmıştır. Küreselleşme sürecine uygun politikalar ile her yerel parça bir diğeri ile 'yarışma' içine sokularak, yerel parçaların ulusal bütüne karşı duyarlılıkları örselenmiştir. Günümüzde il ve ilçe yönetim sınırları ile bunların iktisadi ve toplumsal sınırları arasındaki uyum genel olarak kaybolmuştur. Taşra yönetiminde kademelenme yapısı yeniden düzenlenecek, yönetsel sınırlar ile iktisadi ve toplumsal ilişkilerin gerektirdiği sınırlar birbirine uyumlu hale getirilecektir. Mülki kademeler arasındaki ilişkiler, ulusal planın ve yönetimin verimli biçimde işlemesine uygun biçimde yeniden tanımlanacaktır.

183. Mülki kademe sisteminde temel birim iller olacaktır. İller, ulusal planın ilkelerine göre hazırlanacak il planları doğrultusunda yönetilecektir. Çalışmalar, il meclislerinin görüşü alınarak karara bağlanacaktır. İl yönetiminin başında valiler görev yapmaya devam edecektir.

184. İlçelerin statülerinde farklılaşmaya gidilecek, belli büyüklüklerin üzerinde iktisadi - toplumsal ağırlığa sahip olan ilçelerde ilçe meclisi kurularak, bunlara tüzelkişilik verilecektir.

185. Köy yasası ile belediyeler yasası yeniden düzenlenecektir. Kırsal ve kentsel yerleşmeler, 'köyaltı', 'köy', 'kasaba', 'kent', 'anakent' olarak beş ayrı kategoride, muhtarlık, kırsal belediye, kentsel belediye, anakent belediyesi olarak, ulusal kalkınma seferberliğine doğrudan katkı yapacak özelliklerde yönetim biçimlerine kavuşturulacaktır.

186. Yerel yönetimlerin denetimi ve yönlendirilmesi, esas olarak il kademesi tarafından yapılacaktır. Merkezin yerel yönetimler üzerindeki denetimi yerindelik değil, hukuka uygunluk ilkesine göre yapılacaktır.

187. Merkezi planın mekan uygulamaları, yerel yönetim ve il mekan planları temelinde yürürlüğe koyulacaktır. Planlamada sosyo-ekonomik ve fiziksel planlama birlikteliği sağlanarak ve planlama hiyerarşisine uygun olarak gerçekleştirilecektir.

188. Yerel yönetimlerin finansmanı, öncelikli olarak genel vergilendirme ve kamu kredi sistemi üzerinde yükselecektir. Merkezi yönetim ile yerel yönetim basamakları arasında nesnel ölçütlere göre işbölümü ve buna uygun kaynak dağıtımı gerçekleştirilecektir. İller Bankası, yerel altyapı yatırımları alanında teknik, model ve mali kaynak yaratacak biçimde yeniden düzenlenecektir. Yerel kamu hizmetlerinde piyasa fiyatı uygulamasının ilke haline getirilmesine son verilecektir.




BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ

Temmuz 2002, Ankara

VII. YARGI SİSTEMİ

Alanı Genişletilmiş Bir Ulusal Yargı Denetimi

189. Yargı, devleti oluşturan üç temel güçten biri olarak öbür iki temel güç olan yasama ve yürütmenin hukuk açısından denetleyicisi, hukuk devletinin temeli ve hak arama mücadelesinin ana durağıdır. Hukuk devletinin başlıca özelliği, yasamanın ve yürütmenin her türlü eylem ve işlemini yargı denetimine açık tutma ilkesidir. Ülkemizde bazı alanlar yargı denetimi dışında bırakılarak devletin "hukuk devleti" niteliği ciddi ölçülerde zarara uğratılmıştır. Üstelik, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir ve bunlara karşı anayasaya aykırılık iddiasında bulunulamaz. Oysa bu hüküm gereğince imzalanan anlaşmalar, ülkenin bugününü ve geleceğini ipotek altına alan metinler olabilmektedir. Nihayet, kamu hizmeti tanımı yönetimin takdirine bırakılarak, imtiyaz sözleşmelerinde Danıştay denetimi kaldırılmış ve uluslararası tahkim sistemi kabul edilerek, ulusal yargı denetiminin alanı biraz daha daraltılmıştır. Hukuk devletinin noksansız tesisi, özgürlükleri ve ulusal bağımsızlığı güvence altına almak demektir. Bu nedenle yasama ve idarenin her türlü eylem ve işlemi, ulusal yargı denetimi altına alınacaktır.

Özgürlükçü Bir Toplumsal Düzen İçin Hukuk Reformu

190. Kapsamlı bir hukuk reformu yapılması temel görevlerimizden biridir. 1982 Anayasası hukuku geriletmektedir. Bu anayasa, yapılan tüm değişikliklere karşın hala yasakçıdır, temel hak ve özgürlüklerin önünde engeldir. Yasalarımız 1982 Anayasası'nın sınırları içinde ve ona uygun özelliklerde yapılmıştır. Anayasa ve anayasanın yanısıra Siyasi Partiler Kanunu, seçimlerle ilgili temel ilkeleri düzenleyen yasalar, Dernekler Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Toplu Sözleşme Grev Lokavt Kanunu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, YÖK Kanunu, DGM, Terörle Mücadele Kanunu gibi başlıca yasalar, özgürlükçü bir toplumsal düzenin yerleşmesi için yeniden ele alınacaktır.

191. Kapsamlı hukuk reformu, "adalet ve yargı reformu" ile bir bütündür. Bu çerçevede Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu, CMUK, Ceza İnfaz Kanunu, İdari Yargı Usul Kanunu gibi temel nitelikli yasalar yargı bağımsızlığı, doğru yargılama, insan hak ve özgürlükleri, evrensel hukuk ilkeleri açısından taranarak gerekli değişiklikler yapılacaktır.

192. Yargıtay, hem istinaf hem de içtihat mahkemesi olarak iş görmekte, uygulamada istinaf yönü daha ağır basmakta, bu nedenle doğan yüksek iş yükü, istenen düzeyde içtihat üretilmesine engel olmaktadır. Yargıtay, yalnızca içtihat üreten bir mahkeme olarak çalışacaktır.

Bağımsız ve Güçlü Bir Yargı Sistemi

193. Yargının, yasama ve yürütme organları ile her türlü güç odağına karşı bağımsızlığı sağlanacaktır. Yargıç ve savcılar klasik "devlet memuru" olarak kabul edilemezler; yargıç ve savcıların bağlı oldukları Yargıç ve Savcılar Yüksek Kurulu Rejimi değiştirilecektir. Yargıç ve Savcı Kurulları adli ve yönetsel yargı için ayrı ayrı kurulacak, kurulların kararlarına karşı itiraz ve yargı yolu açık tutulacak, sistem siyasi etkilenmeden tümüyle korunacaktır. Yargıç ve savcılara örgütlenme hakkı tanınacaktır.

194. Genel zabıta dışında, özlük işleri dahil her anlamda bağımsız savcılık makamına bağlı bir adli kolluk örgütlenmesi yaratılacaktır. Adli tıp, ilgili her kesime güven veren ve ileri teknolojik olanaklar ile donatılmış olarak çalışan bir güven kurumu haline getirilecektir.

195. Savunma, yargının üç kurucu unsurundan biridir. Savunmanın örgütü olan barolar üzerindeki Adalet Bakanlığı vesayeti kaldırılacak, Avukatlık Kanunu savunmayı yargının içinde olması gereken konuma yükseltecek biçimde yeniden düzenlenecektir. Avukatlar delil toplama, tebligat yapma gibi yetkilerle donatılacaktır.

Doğru Yargılama İlkesinin Yaşama Geçirilmesi

196. Yalnızca hızlı değil, aynı zamanda doğru/adil yargılama için, öncelikle adliyenin iş yükünü azaltıcı önlemler alınacaktır. Bu kapsamda hak arama kolaylaştırılacaktır. Yüksek yargı harçları uygulaması, hak aramayı zorlaştırmaktadır. Bu uygulama adliyedeki yığılmayı önleyememiştir. Günümüzde adliye, adaletten uzaklaştıkça, sanki kâr sağlaması gereken bir sektöre dönüşmüştür. Hak aramanın önündeki bu engel kaldırılacaktır.

197. Kimi fiilleri suç olmaktan çıkararak idari para cezalarına bağlamak ve uyuşmazlıkları yargı önüne gelmeden çözüme bağlayacak mekanizmalar geliştirmek üzerinde önemle durulacaktır.

198. İş yükünün ağırlığı, bilirkişiye sevkedilen dosya sayısını artırmış, bilirkişiler adeta yargıçlaşmış ve her mahkemenin ayrı bilirkişi kadroları ortaya çıkmıştır. Bilirkişilik kurumu, yargılama süreci içinde ait olduğu konuma yerleştirilecektir. Gerekli alanlarda uzmanlık mahkemesi uygulaması gerçekleştirilecektir.

199. Yargılamanın uzamadan, kesintiye uğramadan ve tek celsede bitirilmesi yolundaki evrensel ilkelerin yaşama geçirilmesi için gerekli usul düzenlemeleri yapılacaktır. Bu amaçla yargılama usulleri birleştirilerek basitleştirilecektir.

200. Yargı bağımsızlığını güvence altına almanın başlıca araçlarından biri, yargı organlarının görevlerini gereği gibi yapmalarını sağlayacak yeterli kaynakların ayrılmasıdır. Mahkemeler hükümet konaklarının izbe odalarında hizmet görmekten kurtarılacak, yeterli sayı ve nitelikte kadro ve teknik donanıma kavuşturulacaktır.

201. Adli yargılama usulünde olduğu gibi, yönetsel yargılama usulünde de "doğru yargılama" ilkesi ile bağdaşmayan hükümler vardır. Örnek olarak, idare mahkemeleri yerindelik denetimi yapamaz; yürütmenin görevlerini yerine getirmesini kısıtlayacak, idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde hüküm tesis edemez. Oysa "devletin güvenliği", "devletin yüksek menfaatleri", "yabancı devletlerle ilgili" gibi muğlak tanımlanmış gerekçeler ileri sürülerek, yargılama süreci için gerekli bilgi ve belgelerin verilemeyebileceği biçimindeki düzenlemeler, "doğru yargılama" ilkesini zayıflatmaktadır. Doğru yargılama ilkesini sınırlandıran bu ve benzeri düzenlemeler yeniden ele alınacak ya da kaldırılacaktır. İdare mahkemelerinde de karar için zorunlu makul süre genellikle aşılmaktadır; ortalama yargı süresi idare mahkemelerinde 228 gün, Danıştay'da 398 gündür. İdari yargılamada karar için makul süreye uyulmasını sağlayacak her türlü önlem alınacaktır. İdari yargılamada "açıklık ilkesi" ihlal edilmektedir; Danıştay Savcısı'nın görüşü saklanmakta, bu görüş ancak kararda raportör görüşü ile birlikte yer almaktadır. Tanık dinlenmemekte, duruşmalarda tutanak tutulmamaktadır. İdari yargılama usulü sistemi, belirtilen başlıca noktalar başta olmak üzere köklü bir biçimde yeniden düzenlenecektir.

Çağdaş Bir Ceza İnfaz Rejimi

202. Ceza infaz rejimi, yarattığı sonuçlar ile toplumsal vicdanın kanayan yaralarından biri haline gelmiştir. Nüfusu Türkiye nüfusundan fazla olmayan Fransa'da toplam cezaevi sayısı 200'den az iken ülkemizde cezaevi sayısı 600'ün üzerindedir. İnfaz rejimi mekanları, ilkeleri ile birlikte kapsamlı bir yeniden düzenlemeye tabi tutulmak zorundadır. Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin haklarına ilişkin yasal düzenleme boşluğu giderilecek; ilgili yasa Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nce belirlenmiş olan "Tutuklular ve Mahkumlara Uygulanacak Asgari Kurallar" ve "Birleşmiş Milletler Standartları" çerçevesinde hazırlanacaktır.

203. Savunma hakkı, gerek tutuklular gerek hükümlüler açısından kısıtlamasız kullanılmalıdır. Savunma hakkı bağlamında, avukatların ceza ve tutukevlerine serbestçe girişi sağlanacak, girişlerde avukatın beyanı ile yetinmeye dayalı yasal düzenlemeler yapılacaktır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleri sırasında kötü muameleye tabi tutulmalarını ortadan kaldırmak amacıyla etkili ve uygun önlemler alınacaktır.

204. Tutuklu ve hükümlülerin aynı mekanda barındırılmaları, tutukluya hükümlü muamelesi uygulamak anlamına gelir. Bu uygulamaya son vermeyi mümkün kılacak ve gündüz çalışmaya gece ise tek kişilik odada kalmaya dayalı bir rejimin fizik koşulları sağlanacaktır.

205. İnfaz biçimlerinin her halde suçun niteliğine göre değil, cezanın ağırlığına göre kademelendirilmesi esas alınacaktır. Cezanın ağırlığına göre "evde hapis", "sosyal hizmet kurumlarında çalışma" gibi alternatif infaz biçimleri geliştirilecektir.

206. Ceza ve ıslahevlerinde rehabilitasyon programları geliştirilerek suçluların topluma yeniden kazandırılması kolaylaştırılacaktır. İnfaz kurumlarında görevli personelin eğitim düzeyi düşüktür; personel siyasallaşmıştır; tutuklu ve hükümlüler ile görevliler arasında yaşanan güven bunalımı neredeyse yerleşik bir hal almıştır. Görevlilerin eğitim düzeyi ve sürekli mesleki hizmet içi eğitimi üzerinde özenle durulacaktır. Sağlık personeli ile teknik personel boşluğu giderilecektir.

 


BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ
Temmuz 2002, Ankara

VIII. DIŞ İLİŞKİLER

207. Ekonomisi sağlam olmayan, yüksek enflasyon ve ağır borç yükü altında ezilen, iç güvenliğini ve siyasal istikrarını sağlayamamış bir ülke, ne kadar yetenekli diplomasi kadrosu olursa olsun, dış politikasını tam başarı ile yürütemez. Hele kendi olanaklarını aşan dış politika hedefleri peşinde koşmaya ya da resmi açıklamalarla öyle bir izlenim vermeye başlamışsa, başarısızlığın gülünçlüğe dönüşmesi kaçınılmazlaşır. Hayallerin yer almadığı ve ulusal çıkarların ağır bastığı dış politika dünyasında gerçekçi ve ölçülü olmak ve amaçların olanakları aşmamasına sürekli dikkat etmek dış politikanın başlıca ilkesi olacaktır.

208. Dış ilişkilerin bir boyutu vardır ki, Türkiye gibi bir ülke, o boyut için olanaklarını sonuna kadar zorlamak ve birtakım özverilere katlanmak gereğini duymalıdır: Bu, ulusal savunma boyutudur. Türkiye'nin askeri giderlere ve donanıma harcadığı paranın başka alanlara göre çok fazla olduğu içte ve dışta çeşitli vesilelerle söylenegeldi. Hatta, bunu bir saldırganlık hazırlığı olarak algılayanlar da oldu. Oysa, Soğuk Savaş boyunca olduğu gibi sonrasında da, Türkiye'nin jeopolitik durumu ve bazı komşularıyla olan sorunları bu tutumu zorunlu kılmaktadır. Örneğin, Ege'yi bir Yunan gölü ve Kıbrıs'ı bir Elen adası yapma yönündeki niyetler karşısında o alanlara egemen olabilecek teknolojik donanıma sahip bir caydırıcı kuvvet üstünlüğünü sürdürmek, sürekli barışı sağlamak bakımından kaçınılmaz bir hedef olarak göz önünde tutulacaktır.

209. Önemli olan, bu çeşit olağanüstü sorunların ülke ekonomisine yüklediği ağır yükü, yine bu sorunlara ilişkin olarak başka konularda atılacak olumlu adımlarla telafi etmek, daha doğrusu o ağır yükün üstlenilmesini haklı gösterecek işleri mutlaka yapmaktır. Örneğin, karasularının 6 mil ötesine genişletilmesi yoluyla Ege'nin Yunan gölü olmasına karşı çıkan bir Türkiye, bu tutumunun haklılığına hem kendisini, hem de dünyayı inandırmak için, o denizi rahatça kullanıyor olabilmeli, en azından o iddiayla ortaya çıkmak zorunda sayılmalıdır. Bu bakımdan, dış ilişkilerin gerekleri ile ekonomik kalkınmanın hedefleri arasında bağlantı kurmak, gerçekçi bir dış politika izlemenin temel koşulu olacaktır.

210. Ağır bir askeri masraf yükü altına girmek ve donanımını sürekli olarak pahalı silahlarla güçlendirmek zorunda kalan Türkiye'nin, yarım yüzyıldan fazla sürüp giden zorunluluklar dolayısıyla bugün erişebildiğinden çok daha yüksek bir savunma sanayi düzeyine erişmesi amaçlanacaktır.

211. Kıbrıs konusundaki dış politika, Türkiye'nin adadaki stratejik çıkarlarıyla birlikte kuzeydeki Türk halkının korunmasına yönelik olmak zorunda olduğuna göre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile güneydeki Rum yönetimi arasında iki devletli yeni bir ortaklığın kurulması dışında bir başka çözüme razı olmamak gerekecektir.

212. Ekonomik ve sosyal durumlarla dış politika arasındaki ilişkiler daha geniş bir perspektiften incelendiğinde, Türkiye gibi bir ülkenin Avrupa Birliği'ne olabildiğince çabuk tam üye olmak için nasıl olup da bu kadar telaşlandığını anlamak güçtür. Normal olarak, ulusal gelişmesini tamamlamak bakımından daha uzunca bir süre stratejik planlama yapmaya muhtaç bir ülkenin serbest piyasa ekonomisine dayanan ve ulusal ya da İtalya örneğinde görüldüğü gibi bölgesel planlamaya izin vermeyeceği belli olan bir bütünleşme hareketine kısa zamanda girme hevesine kapılmaması gerekirdi. Kapılmış olması, akılcı olmayan saplantıların bir ülkeyi hangi belirsiz ufuklara sürükleyebileceğini gösteren bir örnektir. Tam üyelik amacının özellikle 1999 Helsinki Zirvesi'nden sonra çok uzak bir geleceğe kalmış olması, belki de Türkiye'nin ekonomisini düzeltmek, sosyal ve siyasal yapısına çekidüzen vermek bakımından iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. Türkiye bu sayede ekonomik ve sosyal gelişmesini kendi yöntemleriyle belirli bir aşamaya getirmek, kendi kendisine güçlendirmek ve gerektiğinde Avrupa Birliği içinde güçlü bir ülke olarak yer almaya hazırlanmak fırsatını ya da olanağını bulacaktır. Böyle sabırlı ve akılcı bir yaklaşımın Avrupa Birliği'yle ilişkilerin bütününe egemen olmasını sağlamak ve hayalci ısrarlardan uzak durmak, bu alandaki dış politikanın özünü oluşturacaktır. Bir bakıma, Türkiye'nin tam üyelik istemine karşı Avrupa Birliği'nin isteksizliğini göz önünde tutarak, tam üyelik yerine ulusal çıkarların korunmasına daha uygun bir 'özel ilişki' biçimi üzerinde çalışma yapmak, üzerinde durulması gereken seçeneklerden biri sayılacaktır. Bu konuda başkalarının tasarım geliştirip öneride bulunmasını beklemek yerine, ön alıp "özel ilişki" modelini geliştirip ortaya koymak daha akıllıca olacaktır.

213. Bununla birlikte, Avrupa'nın başka kurumlarından, örneğin Avrupa Konseyi'nin insan haklarını devletler üstü bir denetim sistemi içinde tutmayı amaçlayan mekanizmalarından kopmamak, "evrensel değerlere bağlı kalma" ilkesinin gereklerinden biridir. Türk devriminin başlangıçtan beri kendi iradesiyle belirlediği temel tercihlerinden de biri olan bu ilkeyi aynı zamanda bir dış gözetim ve denetimin değerlendirmesi altında tutmak, hem kendi ölçütlerimizin geçerliliğini sağlama açısından yararlı, hem de dış görüntüyü düzeltme bakımından gerekli bir yoldur. Aynı zamanda, böyle bir denetimin gerçek evrenselliğini sağlamak ve Kıbrıs ya da Güneydoğu'yla ilgili bazı kararlarda olduğu gibi tarafsızlıktan uzak siyasal amaçlara yönelmesini önlemek de, bu tercihin doğal gereklerinden biri olarak göz önünde bulundurulacaktır. Türkiye, bu bakımdan gerekli tartışmaları yapabilecek ve değişiklikleri sağlayabilecek donanımlı kadrolara sahip olmak zorundadır.

214. Kuzey'deki büyük komşu Rusya Federasyonu'yla ilişkileri de, aynı açıdan, yani Türkiye'nin kendi ekonomik ve sosyal gelişmesine getirebileceği katkı açısından değerlendirmek gerekir. Birçok bakımdan iyi pazar olabilecek böylesine büyük bir ülkeyle verimli ve dürüst komşuluk ilişkisi içinde olmak Türk ekonomisinin dışsatım ve özellikle dış yatırım açılımları için çok önemlidir. Ayrıca, Orta Asya cumhuriyetleriyle kurulacak ekonomik yakınlıkların, Moskova'ya rağmen ya da onun çıkarlarını hiçe sayarak sürdürülmesi de yanlış olur. Tam tersine, bu alanda güç de olsa kurulması gerekli bir yakınlık, Türkiye'nin Orta Asya politikasını hep bağlı kalması gereken gerçekçilik ölçütleri içinde tutacaktır. Bu gerçekçilik, doğalgaz ve petrol nakil sistemlerini birlikte oluşturmak bakımından da göz önünde bulundurulmak zorundadır. Kafkasya ve Orta Asya politikalarının, Rusya Federasyonu'yla çatışarak değil, anlaşıp uzlaşarak sürdürülmesi, hem barışçılığın, hem de ulusal çıkarları en iyi korumanın bir gereği sayılacaktır.

215. Ortadoğu'ya yönelik politikaları da aynı gerçekçi temellere oturtmak gerekir. Türkiye, Arap alemiyle ilişkilerini, geçmişteki kopukluklara ve dünya görüşlerindeki farklılıklara karşın, bugünkü düzeyin çok üstüne çıkarmak zorundadır. Ama, burada da, ölçüsüz hayallere kapılmadan, en yakın komşularla yapılabilecekleri yapmaya öncelik verilmelidir. Elbet yüksek teknoloji aşamasına doğru ilerlemeyi amaçlayan bir Türkiye'nin, gerek savunma sanayinde, gerekse tarımın çağdaşlaştırılmasında İsrail'le işbirliği içinde olmasından daha doğal bir şey olamaz. Bunun, başta Suriye ve Irak olmak üzere Arap dünyasında uyandırabileceği kuşkuları yenmenin en akıllıca ve yapıcı yolu da, yine bu ülkelerle ilişkilere yepyeni bir sıcaklık getirmek ve ticari ilişkilerle kültürel temasları büyük ölçüde geliştirmek olmalıdır.

216. Suriye bu bakımdan iyi bir örnek olabilir. Güneydoğu teröründeki korumacılık rolünü sona erdirmiş bir ülkeyle, bu gelişmeden yararlanarak, özel önlemlerle kolaylaştırılmış bir ticaret ilişkisine girmek kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Böyle bir yaklaşım, "Hatay Sorunu" denen konuyu Suriye açısından gerçekçilik temeline oturtmak, Fırat nehri ve Asi ırmağı sularının düzenlenmesinde teknik açıdan sağlam verilere dayandırılmış sonuçlara varmak bakımından da önem taşıyacaktır.

217. Irak'la ilişkilerin Körfez'e ve Saddam rejimine yönelik Amerikan politikalarının ipoteğinden kurtarılması gerekecektir. Bu politikaların yanlışlığı ve sonuç vermezliği konusunda Washington'u uyarmak, yarım yüzyıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri'nin müttefiki olmuş bir Türkiye'nin doğal hakkıdır. Bu yapıldığı zaman görülecektir ki, Bağdat'la Ankara arasında dürüst ve içtenlikli ilişkilerin kurulması, Türkiye'nin önemli sorunlarını çözmede büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Bu sorunların başında Güneydoğu sorunu gelmektedir. Bağdat'la sıcak ilişki kurmuş bir Türkiye, o sorunun çözümü için geliştireceği devrimci cumhuriyetçilik çözümlerini Irak yönetimiyle paylaşmak zorundadır. Geçmişte sınırın iki yanındaki Kürt nüfus bakımından zaman zaman karşılıklı güvenlik önlemleri için kurulabilmiş olan işbirliği, bu kez barışçı ve insancıl çözümleri iki tarafın sistemlerine oturtma yoluyla yenilenecektir. Irak'ın soruna yerel ve kültürel özerklik, hatta federatif yapılanmayla çözüm bulması, Türkiye'nin kendi cumhuriyetçilik anlayışı içinde vatandaşlıkta etnik ayrımcılık gözetmeyen eşitlikçi ve demokratik çözüme bağlı kalmasına engel değildir. Irak'la ilişkileri geliştirmenin ticari ve giderek ekonomik boyutları daha az önemli sayılmaz. Irak'ın petrol zenginliği ile GAP projesinin tarım ve sanayi alanlarında yarattığı potansiyelin neredeyse ideal bir tamamlayıcılık taşıdığını unutmamak gerekecektir.

218. Önemli olan, bölgeye ilişkin başka konularda olduğu gibi bu konuda da Türkiye'nin kendi çıkarlarına büyük devlet politikaları yüzünden verilen zararları, açıklıkla ortaya koymak ve bu politikaların değişmesi gerektiğini kararlılıkla savunabilmektir. Türk dış politikasının genel olarak en kritik zayıflığı bu noktadadır. Yalnız Ortadoğu konusunda değil, Ege ve Kıbrıs konularında da kendisini gösteren bir zayıflık söz konusudur. İttifak ilişkisi içinde bulunduğu büyük devletlerin Türkiye'ye komşu ülkeler bakımından başka bağlılıkları veya sorunları bulunabilir. Ama, bu bağlılık ve sorunlar dolayısıyla Türkiye'nin yaşamsal önem taşıyan kendi davalarından ödün vermeye zorlanır duruma düşürülmesi asla katlanılacak bir sonuç sayılmamalıdır. Bu çeşit zorlamalara verilebilecek en iyi yanıt, zorlamalar yoluyla erişilmek istenen durumların Türkiye Cumhuriyeti'nce kuruluştan beri amaçlanan ulusal devlet hedeflerine ne kadar ters düştüğünü anlatmak olmalıdır. Kuzey Irak politikalarının bağımsız cumhuriyetçe benimsenen bütünlükçü ulus anlayışıyla çelişmesi, komşulara uygulanan ambargoların Türk ekonomisini sanayi ürünleri dışsatımına dayandırma çabalarıyla çelişmesi, Ege'de yapılmak istenenlerin yalnız Lozan dengelerini bozmakla kalmayıp Türkiye'nin denizci ülke olma girişimlerine set çekmesi gibi örnekler bu konularda ulusalcı bir dış politika izlemenin gereğini açıkça göstermektedir. Her yerde ve her zaman vurgulamak gerekir ki, hiçbir büyük devletin uluslararası politika hesapları başka bir devletin yaşamsal çıkarlarına ve hedeflerine zarar vermek üzerine kurulamaz. Öte yandan, ulusunun bu nitelikteki çıkarlarını hesaba almayan ve bunları bilinçli biçimde savunmak için gür ses çıkarmayan bir devlet de, ne yaparsa yapsın ne uluslararası topluluktan saygı görür, ne de kendi halkından. Bu bakımdan, izlenecek dış politikanın temel ilkesi, Türk halkının çıkarlarını ve esenliğini her şeyin üstünde tutmak olacaktır.

219. Böyle bir temel ilkenin izlenmesi, Türkiye'yi yönetenlerin uluslararası işbirliği ve barış felsefesinden uzak kalmasını gerektirmeyecektir. Tam tersine, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu yöndeki evrensel çabalara katılması, yaratıcı düşünceler üretip örneğin ulusal kalkınma, laiklik ya da terörle mücadele gibi konularda edindiği deneyimleri dünya halklarının hizmetine sunması, kendi kuruluşunun temelinde yatan insancıllığa ve ilericiliğe uygun düşecektir. Belki de, gerçek ve çağdaş anlamda "dünya devleti" olmanın en doğru ve yüceltici biçimi budur.

 

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- Parti Programı. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free