Seçim.. Seçim.. Seçim..

Yazdır
Ankara 1. Bölge örneğinde 2011 Genel Seçiminin sayısal analizi. Çobanla eşit olmak istiyorum !..
 
Toplam 16 Milletvekilliği verilen Ankara 1. Bölgede 2011 seçiminde geçerli oyların sayısı 1 milyon 548 bindir; yani ortalama 97 bin seçmene bir Milletvekili düşüyor demektir. Oysa Türkiye genelindeki ortalamada her 78 bin seçmene 1 milletvekili düşmektedir. Bir başka ifade ile Ankara 1. Bölge seçmenlerinin 300 bin oyu daha başta ellerinden alınmıştır. Bunun yanı sıra %10 ülke barajı altında kalan partilerin ve bağımsızların 75 bin oyu da çöpe gitmiştir (yada birinci sıradaki parti hesabına yazılmıştır diyebiliriz)
 
Baraj ve d'Hondt sayım sistemi sayesinde Ankara 1. Bölgede 693 bin oy alan ve oransal olarak 7 milletvekili çıkarması gereken AKP bir fazlasıyla 8 milletvekili çıkarmıştır. Bir başka ifade ile AKP'ye bu seçim sistemiyle %12 bonus tanınmıştır; öte yandan 229 bin oyla sadece 2 milletvekili çıkaran MHP nin 30 bin oyu da sıfır çekmiştir, yani işe yaramadan çöpe gitmiştir. MHP 199 bin oy alsaydı yine de 2 milletvekili çıkarabilecekti. 
 
Baraj altında kalarak çöpe giden, dolayısıyla bir anlamda AKP ye yansıyan 75 bin oydan, 56 bini CHP ye gitseydi, CHP oyları 607 bin olacak ve AKP 1 eksik, CHP 1 fazla milletvekili çıkarmış olacaktı. (607/7 > 693/8) Bu örnekte de görüldüğü gibi baraj altında kalacakları peşinen belli muhalefet partilerinin ve muhalif bağımsızların oyları AKP lehine bir faktör olmuştur.. 
 
(2011 seçim öncesinde "oyların küçük partilere, bağımsızlara değil, barajı geçmesi kuvvetle muhtemel olan iki büyük muhalefet partisine verilmesi gerekir" şeklinde tavsiyelerde bulunmuştuk. Bu matematik analizleri dile getirişimizden dolayı da Ulusal Kanalın ekranı bize yasaklandı)

Türkiye'nin Başkenti Ankara şehir nüfusu ~ 3,5 milyon, Vilayet nüfusu ~5 milyon
 
Toplam nüfusu ~ 5 milyon olan Ankara Vilayetine 30+1 milletvekili tahsis edilmiştir. 82 milyonluk Türkiye'de 550 Milletvekili olduğuna göre 5 milyonluk Ankara'ya en az 33 milletvekili tahsis etmek gerekirdi. (TUIK rakamlarına göre Türkiye'nin nüfusu 76 milyon. Buna göre Ankara'ya (5/76)x550=36 milletvekili düşüyor. ) 
 
Öte yandan Batman, Siirt, Şırnak... 23 küçük Vilayetin toplam nüfusu da 5 milyon; ancak her vilayete fazladan 1 "Vilayet kontenjanı" tanıyan Seçim Yasası gereği, bu 5 milyonluk kitle Mecliste 53 milletvekili ile temsil olunmaktadır; yani, Ankara'da oturan bir yurttaş Siirteki Yurttaşın siyasal temsil bakımından kabaca yarı değerindedir Mecliste temsil bakımından... 

Ben 73 yaşında bir Profesör olarak, hiç değilse Şırnakta, Siirt'te yaşayan 23 yaşındaki bir çoban yurttaşımla eşit temsil edilmek istiyorum. 
 
*************************************

Yönetimde İstikrar vs. Temsilde Adalet CHP iktidar olabilir mi?
 
Değerli arkadaşlar,

Türkiye'de 1950 den bu yana yapılan 15 Genel seçim içerisinde Milli bakiyeli, barajsız d'Hondt sisteminin uygulandığı 1961-1965-1969-1973 ve 1977 seçimleri dışındaki bütün seçimler "yönetimde istikrar" ilkesini öne çıkaran ve "temsilde adalet"i sağlamayan yöntemlerle yürütüldü. 
Aşağıdaki tabloda CHP nin sandıkta aldığı oy yüzdesine karşın Mecliste temsil ediliş yüzdesi veriliyor. Turuncu renk çoğunluk sisteminin, mavi barajsız d'Hondt, kırmızı %10 barajlı, vilayet kontenjanlı d'Hondt sisteminin uygulandığı dönemlerdir. (oyların açık verildiği, sayımların gizli yapıldığı ve CHP nin %85 le iktidar olduğu 1946 seçimini tasnif dışı tutuyorum.)
 
CHP'nin Sandık ve Mecliste temsil oranları
HP'nin  Sandık ve Mecliste temsil oranları
____________________________
Yıl       Sandık(%)   Meclis(%)     
1950        39               14
1954        35                6
1957        41               29             
1961        37               38
1965        29               30
1969        27               32
1973        33               41
1977        41               47             
1983        30               29     (HP)
1987        25               22     (SHP)
1991        21               20     (SHP)
1995        25               23
1999          9                 -
2002        19               32
2007        21               32
2011        26               25              
 
Bu tablodan da görüldüğü gibi, CHP 1980 askeri darbesinden sonra kendisini bir türlü toparlayamamış, %20-25 bandında tutunmaya çalışmaktadır. Türkiye'deki bütün sosyal demokrat/sol tabanın siyasi temsildeki oranının en çok 1/3 kadar olduğunu görüyoruz. (Dünya ortalaması da bu orandadır. Avrupa genelinde %40) 

Bunun siyasal nedenleri yanında sosyolojik, biyolojik nedenleri de vardır.. Genelde sosyal demokrat, ulusalcı, laik, çağdaş ailelerde ortalama çocuk sayısı 2-3 arasında iken aşiret yaşantısı sürenlerde, Muhafazakâr ailelerde 3-4 arasındadır... Bu nedenle, yıllık nüfus artış hızı birinci grupta yaklaşık binde 8, ikinci grupta yaklaşık binde 25 tir, dolayısıyla 50 yıl içerisinde başlangıçtaki nüfus orantısının kabaca (1,025/1,008)5=) 2,3 katına gelinmiş olması normaldir. 

1960 larda muhafazakâr kesim %60 civarında idi; yani iki kesimin başlangıç populasyon orantısını kabaca 60/40=1,5 alabiliriz. Salt biyolojik nedenlerle, bu oran 50 yılda 2,3 katı yükselerek bugün 3,5 olmuş ise CHP oylarının %22 seviyelerinde oluşuna pek şaşırmamak gerekir. (1/4,5 = 0,22) Gerçek şu ki, Türkiye bugün 1960'a göre çok daha muhafazakâr (~%75 !) bir toplum yapısına dönüşmüştür. Kanıtı ortada. 
ORC-Operation Research Consultants, celebrating 20 years
(Objective Research Center) ORC araştırma Şirketi tarafından 81 ilde ~ 64 bin denekle yapılan siyasal anket sonuçları;
 
AKP % 41,5
CHP % 33,0
MHP % 15,9
BDP % 5,6
DİĞER % 4,0
 
Tüm bu handikaplara rağmen CHP doğal sınırını %33 çizgisini zorluyor. Hem içeriden ve hem dışarıdan haklı-haksız eleştirilerle sürekli didiklenen CHP nin son yapılan (ORC) kamuoyu yoklamalarında %33 lere doğru yükselişi bu nedenle büyük bir başarı sayılmalıdır. Mevcut seçim sisteminde sandıkta %35 net oy alan bir Parti tek başına iktidar olabilir. 2015 Genel Seçiminde,*) 

57 milyonluk seçmen kitlesinden katılım %80 olursa ve 

Sandığa giden 45,6 milyon seçmenin %35 inden, net 16 milyon oy alabilirse 

CHP tek başına iktidar olabilir; yani 2011 seçiminde 11 milyon oy alan CHP nin daha 5 milyon yeni oy'a ihtiyacı var, tek başına iktidar olabilmesi için. Son 4 yılda seçmen kitlesine katılan yaklaşık 4 milyon genç seçmenin en az yarısından ve daha önceki seçimde AKP ye oy vermiş 3 milyon seçmenden oy alması gerekiyor. 

CHP nin %33 ve MHP nin %15 üzerinde oy alarak Meclise girmeleri durumunda AKP, "kıl" payı farkla da olsa, Hükümeti en azından CHP+MHP koalisyonuna devretmek durumunda kalabilir; tabii bütün bu faraziyeler seçimlere hile karışmaması, MHP nin Meclise girmesi ve AKP nin %35 altına inip 1.Parti konumunu kaybetmesi koşulu ile geçerlidir. 

*) ve umarız, Marmara'da beklenen büyük deprem meydana gelmezse

*********************************
 
 
"Seçsis'le hile yapılıyor" masalı
 
Değerli arkadaşlar, Seçimlere hile karışmaması, güvenilir bir seçim sonucu için öncelikle yurttaşlar, sivil toplum kuruluşları, kitle örgütleri ve siyasal Partiler demokratik sorumluluklarının gereğini yerine getirmeli, üzerilerine düşen görevi yapmalılar. Burada ana mesele nüfus kayıtlarına, seçim kütüklerine güvenirliğin ve "Sandık Güvenliği"nin sağlanmasıdır. 
 
Türkiye'de elektronik yöntemli bir seçim sistemi olmadığından yani oylar tuşa basılarak veya internet yoluyla kullanılmıyor; Dolayısıyla, Sandığa sahip olunduğu sürece,elektronik manipülasyonla oyların çalınması, aktarılması vs. hileli işlemler prensipte mümkün değildir. Sandık kurulları ve siyasal partiler tutanaklar üzerindeki rakamları her an takip ve kontrol edebilirler. 
 
Nüfus ve Seçmen sayılarının yanlışlığı, 2007 ve 2011 seçimlerinde tanık olunduğu gibi, seçmen sayılarındaki tutarsızlıklar Sistem yapısalı ile ilgili olmayan, elle yapılan bilinçli(!) yanlış veya eksik girdilerin sonucudur... 2007 de en az 75 milyon olması gereken Nüfus bilinmeyen nedenlerle 70 milyon olarak ilan edildi. Sonuçta bu çelişki seçmen sayısına da yansıdı. 
 
YSK tarafından kullanılan SEÇSİS üzerinde yapılan spekülasyonlar bu bakımdan anlamsız ve yersizdir. Türkiye'de kullanılan bu sistemin yazılımı Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfının şirketi Havelsan tarafından milli olanaklarla gerçekleştirilmiş; donanımı ise yine yerli KOÇ Grubu tarafından üstlenilmiştir. Almanya'da ve Yunanistan'da sorunlu olduğu gerekçesiyle ihalesinden vazgeçilen sistem ise oylamanın elektronik yolla (tuşa basılarak veya internetten) yapıldığı ABD menşeli "secsys" sistemidir. Gerçekten de ABD Başkanlık seçiminde bu sisteme dışarıdan girilerek oy sayısında değişiklik yapıldığı bir "hacker" tarafından mahkeme huzurunda itiraf edilmiştir. Ancak böyle bir durum Türkiye için söz konusu değildir.
 
Türk Seçim sistemindeki ana mesele Seçim Yasasının çarpık mantığından kaynaklanıyor. Hiç bir hileye, hırsızlığa gerek kalmadan 10 milyon oy alan bir Parti sanki 20 milyon oy almış gibi temsil ediliyorsa (örneğin, 2002 seçiminde AKP nin durumu) sandık hilelerinden bahsetmek Deveyi bırakıp, Devenin kulağı ile uğraşmak gibidir.


 

Hey Vurdum Duymazlar!

Yazdır

Muazzez İlmiye ÇIĞ -        

Sabancılar, Koçlar, Holdingler, Üniversiteler, Sendikalar, lar, ler…

Siz bu memlekette yaşamıyorsunuz galiba. Hiç sesiniz çıkmıyor! Demokrasi diyorsunuz, ama onun gereklerini yerine getirmiyorsunuz!

-Ülke özelleştirme lafı ile parti parti satıldı ve satılıyor. Ses yok.

-10 yıl önce sonu gelen terör, şehirlere indi, her gün en az birkaç şehit veriyoruz. İçimiz kan ağlıyor.

Kadınlar çocuklar ağlıyor Uçaklar, roketatarlarla yüz binlerce masrafa karşılık 10-20 terörist öldürüldüğü ile övünülüyor. Aldıran yok.

- Cephanelikte büyük patlama oluyor. 25 askerimiz ölüyor. Sebebi bir türlü açıklanamıyor. Soran yok.

- Yepyeni bir eğitim programı başlıyor, küçücük çocuklar okula alnıp ilk hedefin Arapça ve Kuran öğrenmek olduğu söyleniyor. Vatan, millet, bilim hepsi bir tarafa atılıyor. Sonunu düşünen yok.
 
- Bir çok bilim adamlarımız, değerli komutanlarımız, gazetecilerimiz suçsuz olarak yıllarca hapislerde yatıyor. Vicdan yok.

- Ülkemize sığınmacı olarak Suriye’den, Libya’dan eli silahlı insanlar getiriliyor ve bunlar ülkemizde eğitiliyor. Gören yok.
 
- Komşumuz Suriye’ye savaş eşiğindeyiz. Fark eden Yok.

- Büyük bir iç savaşa doğru dolu dizgin gidiyoruz. Korkan yok. 

Bakıyorum hiç birinizin umurunda değil. Hepinizin gözünü para bürümüş, gelmekte olan tehlikenin farkında değilsiniz. 90 yıl önce Cumhuriyet ile elde ettiklerimizin bir bir elden gittiğini, onlar sayesinde bu günkü saltanatınızı sürdüğünüzü görmüyorsunuz. Her gün yalanla dolanla konuşan, önüne gelene en ağır lafları söylemeye çekinmeyen, ona karşılık kendisinin demokrat olduğunu söyleyen bir devlet başkanına demokrasi gereği neden karşı çıkmıyorsunuz? Bu ülkeye gelecek her kötülükte hepinizin payı var, unutmayın! bu gemide hepimiz varız. Nasıl böyle sessiz kalıyorsunuz? Yazık olacak bu güzel ülkeye ve bu dinle uyutulan, her türlü sömürüye katlanan güzel halkımıza!
 
98 yaşındayım ve ömrümün şu son günlerini, yapılan o eşsiz devrimimizin bir takım dinden, paradan yarar sağlayanlar, gavur dediklerinin ekmeği ile beslenenler tarafından içine edildiğini görerek, içim yanarak, yüreğim kan ağlayarak geçiriyorum. Bu günleri de çok çok arayacaksınız, haberiniz olsun! 
 

20.09.2012, İlk Kurşun Gazetesi
 

Alçaklık

Yazdır

 Suay KARAMAN -  Başbakan, Afyon’daki patlama ve terör olaylarındaki patlamayla ilgili eleştirel yayın yapan medya için yine esti ve gürledi. Genelkurmay Başkanı’nı ve ÖSYM Başkanı’nı ehliyetsizlikle suçlayanları, sorumsuzluktan alçaklığa kadar söverek, şunları söyledi: “Her acı hadiseden sonra ortaya konan tavır maalesef eleştiri boyutunu aşıyor, olayı aydınlatma boyutunu aşıyor. Tam anlamıyla linç kampanyasına dönüşüyor. Kurumlara yönelik kurum personelinin motivasyonunu kırmaya yönelik milleti galeyana getirmeye yönelik bu girişimler en hafif tabiriyle sorumsuzluk, alçaklıktır.”

Başbakan zaman içinde kendi söylediklerini unutmaktadır. 2005 yılı Eylül ayında zamanın YÖK Başkanı’nı eleştirirken, (kafasını göstererek) “Burası basmıyor. Hayatta iki koyun gütmediği ve hayatı yaşamadığı için bunu kavrayamıyor” demişti. ÖSYM’nin yaptığı hemen hemen her sınavda yolsuzluk ortaya çıkarılırken, ÖSYM Başkanı’nı eleştirenlere kızıyor. Bu durum karşısında toplum şu soruya yanıt aramaktadır: ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda dört yanlış bir doğruyu götürürken, neden kırk dört yanlış badem bıyıklı bir ÖSYM Başkanı’nı götüremiyor?
 
Başbakan bir yıl önce
sine kadar cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli Türk Silahlı Kuvvetleri’ni susturmak için her türlü yasal olmayan baskıyı içeren önlemleri almış, uygulamış ve kendi ordusunu terörist ilan etmişti. Günümüzde her gün şehit verilirken, Uludere olayı, Suriye’de düşürülen uçak, Afyon’daki patlama gibi olaylar gizemini korurken, Genelkurmay Başkanı’nı eleştirenlere kızmak, anlaşılır gibi değildir. 25 şehidimizin ardından Afyon Valisi’nden hediye alan Genelkurmay Başkanı’nın “ani gelişen davranış karşısında herhangi bir reaksiyon gösterememesi” ise, Türk ordusunun baş komutanına yakışmaz ve eleştirilmesi çok doğaldır.
 
Başbakan bu eleştiriler için “alçaklıktır” kelimesini de kullanmıştır. Başbakan 2009 yılı yaz başında içeriği belli olmayan açılıma “Amerikan Projesi” diyenler için; “bunu ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar” demişti. 
 
ABD Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği üst düzey danışmanlarından David Phillips, 2007 Eylül ayında Türkiye’de hükümet tarafından ağırlanmış ve yaptığı görüşmeler sonucunda “PKK’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi” başlıklı bir rapor hazırlamıştı. Hazırlanan raporun, hükümetin yaptığı açılıma yön verdiği anlaşılmıştır.
 
Carnegie Endowment adlı kuruluşun Türkiye ve Ortadoğu uzmanı ve CIA elemanı Henry Barkey, 2008 yılı Ekim ayında Kürt sorunu üzerine “Kürdistan Üzerinden Çatışmayı Önleme” adıyla bir rapor hazırlamıştı. Hazırlanan raporda Kuzey Irak’taki yönetimle Türkiye’nin ilişkiler kurması, Ankara, Erbil, Washington işbirliği ile sorunun çözülmesi, PKK için genel af, Kürt sorununun demokratik temelde çözüme kavuşturulması gibi öneriler sıralanmıştı.
 
ABD’de kurulu Atlantik Konseyi isimli kuruluş 2009 Haziran ayında “Türkler ve Irak Kürtleri Arasında Güven Tesisi” adında bir rapor hazırlamıştı. Bu rapor da David Phillips tarafından hazırlanmıştı. Bu rapordaki görüşler ve öneriler, Türklerle Irak Kürtlerinin 13-15 Nisan 2009’da Washington’da yaptıkları toplantıdaki görüşmelere ve David Phillips’in Türkiye ve Irak’taki görüşmelerine dayanmaktadır. Bu rapordaki görüş ve önerilerin, hükümetin yaptığı açılımla örtüştüğü net olarak görülmektedir. 
 
Zaten ABD dış politikasının etk
 
in isimlerinden David Phillips; “Kürt açılımı raporunu Haziran 2009 tarihinde ben hazırlamıştım” diyerek, olayı aydınlatmıştı. ABD’li uzmanların hazırladıkları bütün bu raporlar ortaya çıkarılmışken, kendileri de açıklamışken, hükümetin hazırladığı açılımın “Amerikan Projesi” olduğu kesinleşmiştir. O zaman “alçak” kimdir, nerededir ve ne iş yapmaktadır?
 
12 Haziran 2011 Genel Seçimi öncesinde MHP Genel Başkanı, hükümetin, PKK terör örgütü ile görüştüğünü söylemişti. Başbakan bu söylem için: “kim İmralı’yla bebek katiliyle görüştüğümüzü, pazarlık ettiğimizi söylüyorsa, iddia ediyorsa namerttir, alçaktır, namussuzdur, şerefesizdir, haysiyetsizdir” demişti. Her türlü yalanlama kampanyasına karşılık, MİT ile PKK terör örgütünün Oslo’daki ihanet içeren görüşmeleri ortaya çıkarıldı. Başbakan, “Hakan Fidan’ı görüşmelere ben yolladım” diyerek, bu görüşmeleri kabul etti. Alçaklıkta, namussuzlukta sınır tanımayanların, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne psikolojik operasyon yaparken, PKK terör örgütüne psikolojik destek sağladıkları ortaya çıkmıştır.
 
Hukuk dışı tutum ve davranışlarda sınır tanımayan siyasi iktidar ve hakkında “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlamaları olanlar, sıkıştıkça “alçaklık” edebiyatına sığınmaktadırlar. Devletin kurumlarına, sahte belgelerle Silivri ve Hasdal’da zulüm gören onurlu askerlerine, yurtsever ve namuslu aydınlarına, öğrencilerine karşı siyasi iktidarın ve dış güçlerin yaptığı kampanya alçakçadır. Bu alçaklık, ülkemizin geleceği için ihanettir. 
 
Kendi siyasi kararlarını eleştiren her görüşü ‘ihanetle’ suçlayanlar, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumalıdırlar. Özellikle “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet” sözcüklerini dikkatli okuyunca, kendilerini göreceklerinden kuşkuları olmamalıdır. Bu alçaklıkları ve bu ihanetleri yapanlara halkımız gereken yanıtı verecektir.
 
İlk Kurşun Gazetesi, 17 Eylül 2012.

 

Subay Ailesi Olmak ve Balyoz

Yazdır

NUR SERTER - İnsanlık onuruna sahip çıkanlar, asker ailesinin onurunu yok etmenin dayanılmaz hafifliği içinde intikam duygularını tatmin ederken insanlıklarını çoktan yitirmekte olduklarını elbet bir gün göreceklerdir. Adaletin, insafın, insanlığın geri döneceği günleri özlemle bekleyen temiz vicdanlıların, umudu kaybetmeye hakkı yoktur.
 
Subaylar “komutan” olarak doğmazlar. Göreve komutan olarak da başlamazlar. Törenlerde giydikleri sırmalı üniformaları, kokteyllerde çekilen gösterişli fotoğraflar yanıltmasın sizi...
 
Onlar dar, engebeli ve sarp yollarda mücadele vererek, zorluklarla boğuşarak, tehlikelerle kucaklaşarak, adım adım, emekle, özveri ile terfi basamaklarında yükselirler.
 
Subay aileleri bu zor, çileli yaşamın bir parçasıdır. Ülkenin en ücra köşelerinde verilen hizmetin ayrılmaz parçasıdır.
 
Bir subay ailesinin yıllar boyu kalıcı bir yuvası, sağlam iki koltuğu, bir masası bile olmaz. Çocuklarının bir sonraki yıl yurdun hangi köşesinde, hangi okulda okuyacağını bile bilmekten uzakta, bilinmezler içinde yaşar, dolaşır, dururlar.
 
Yarı göçebe bir yaşamdır bu, gücünü vatan sevgisinden alan.
 
Geceleri sıcak yataklarında uyuyanlar, asker ailesinin yaşadıklarını hayal bile edemezler. Sabahları eşi ile vedalaşan genç bir subayın, akşam eve dönüp dönmeyeceğini bilmeden onu uğurlayan eşinin kaygılarını anlayamazlar.
 
Subay ailesi olmak özveri ister, cesaret ister, ancak hepsinin ötesinde vatan sevgisi ister.
 
Dondurucu soğukta sabahın ilk ışıklarında karı küreyerek açılan dar yollardan atının sırtında görevine giden babamı hatırlarım.
 
Kendi giysilerini bozarak, mantosunu ters yüz edip bana kıyafet diken annemi de…
 
Doğu Anadolu’nun sert ikliminde yüzünü yıkayacak suyu bulamayıp buzları eriten, donmuş havluyu ısıtıp ellerini kurulayan ama vatan sevdasını gönüllerimize taşıyan bir askerin evladı olmaktan hep onur duydum.
 
Yokluğa, yoksulluğa, cehalete savaş açan bir kuşaktır asker aileleri.
 
Silopi’de üniversite hazırlık kursu açıp birkaç Kürt çocuğuna üniversite kapısını aralamanın coşkusunu gördüm bir komutanın gözlerinde. “Ah” diyordu, “keşke onların bazılarını da askeri okullara alabilsek.”
 
Öğretmen yetersizliğinde yardımcı öğretmen olarak okullarda okuma-yazma öğreten subay eşleri tanıdım, gözleri umut doluydu.
 
Terörle mücadelenin amansız koşullarında canlarını siper eden, gözlerini kırpmadan ölüme meydan okuyan, asker ocağında Mehmetçiğin cesaretine öncülük eden komutanlar gördüm.
 
Hepsi bu cesaretlerini, bu kahramanca mücadelelerini Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş mücadelesinden aldılar.
 
Atatürkçü olmanın onurunu taşıyarak hizmet aşkı ile göreve koştular.
 
Laik, demokratik, çağdaş ve gelişmiş, onurlu bir Türkiye için yandılar.
 
Endişeli sivillere yol gösteren komutanlar tanıdım. “Türkiye’de mücadelenin tek yolu demokrasi içinde seçim sandığıdır” diyerek kışkırtmalara kapıyı kapadılar.
 
Şimdi onlar Balyoz davasında “darbeci” oldular. 27 Mayıs’ta doğmamış, 12 Eylül’de çocuk yaşta olanlar bile bu intikam rüzgârından paylarını aldılar. Adeta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tüm geçmişinden yargılandılar. “Ordu darbecidir, siz de darbe yapacaktınız” anlayışına hedef oldular.
 
Ulus devlete, üniter yapıya, laikliğe sahip çıkmanın bedelini ödediler.
 
Hukuk ve adaletin yok edildiği bir düzende gizli bir örgütün ürettiği yapay delillerle öç alma duygularına kurban edildiler.
 
Geçmişleri, bilgileri, birikimleri, hizmetleri, özverili gayretleri silindi, yok edildi. Ama bu da yetmedi. Onurları da ayaklar altına alındı, çiğnendi, insanlıkları örselendi.
 
İnsanlık onuruna sahip çıkanlar, asker ailesinin onurunu yok etmenin dayanılmaz hafifliği içinde intikam duygularını tatmin ederken insanlıklarını çoktan yitirmekte olduklarını elbet bir gün göreceklerdir.
 
Adaletin, insafın, insanlığın geri döneceği günleri özlemle bekleyen temiz vicdanlıların, umudu kaybetmeye hakkı yoktur.
 
Silivri’de akan gözyaşları, aydınlık Türkiye’nin başlangıcı olacak, karanlıkları boğacaktır.
 
Prof. Dr. F. Nur SERTER / CHP İstanbul Milletvekili
 
28 Eylül 2012
 

Devleti yıkacak kadın!

Yazdır

 

Mustafa MUTLU  - 

Birkaç yazısını ya da haberini okumuştum www.odatv.com’da...

Adı, o yüzden pek de yabancı gelmemişti gözaltına alındığını duyduğum sabah...

Hepsi o kadardı yani; yüzünü görmemiştim, konuşmamıştım.

Ardından tutuklandı...

Tanımasam da meslektaşımdı; oturup ‘suçu neymiş acaba?’ merakıyla bulabildiğim tüm yazılarını okumaya başladım.

Okudukça; ben de emin oldum onun ‘tehlikeli’ bir kalem olduğundan... Yurtseverdi bir kere... Hem de ‘Türküm’ demenin bile küçümsenmeye, aşağılanmaya yettiği böyle bir dönemde!

‘Vatan’ diyordu korkmadan...

‘Sınırlarımızın kutsallığı’ndan söz ediyordu...

‘Bölünmez bütünlük’ diye tutturuyordu bazı yazılarında...

Yobazlara, ülkeyi din devletine dönüştürmek isteyenlere, uluslararası planlamacılara kafa tutuyordu!

Ve en önemlisi; Mustafa Kemal Atatürk’ten, onun ilkelerinden dem vuruyordu!

Evet, kesinlikle tehlikeliydi bu kadın; susturulmalıydı...

Haklıydı yani savcılar!

***

Sonra... ‘Üşüyorum’ diye başlayan bir mektubu geldi Silivri’den...

O kadar içtendi ki; hiç düşünmeden köşeme taşıyıverdim!

Kışın kuru soğuğu vardı dışarıda...

Daha yazımın yayınlandığı sabah saatlerinde aramaya başladı kadınlar... Hem de yurdun dört bir yanından!

Kimi onun için çorap, eldiven, kazak, atkı ördüğünü söylüyordu; kimi ise ağlıyordu sadece!

Ve ağladıklarını duymam için arıyorlardı...

Sonra adeta yalvararak kapatıyorlardı telefonu:

‘Ne olur söyle ona, kesinlikle yalnız değil... Yılmasın, pes etmesin, sonuna kadar dayansın... Söyle ona!’

Böyle başladı Müyesser’le fikir akrabalığımız...

Tanıdıkça şaşırdım, sevdim ve savcılara biraz daha fazla hak vermeye başladım:

Haklıydı savcılar; ‘terörist’ti bu kadın... Çok tehlikeliydi!

***

‘Bana dokunmayan bin yaşasın’cılığın zirve yaptığı bir çağda, ‘kavga’nın adıdır Müyesser...

İnatçıdır ki; katırlar halt etsin yanında! ‘Ben devletten yemek değil, adalet istiyorum’ diye tutturmuş ve bir daha da ağzına ‘devlet lokması’ koymamıştır hapishane hayatı boyunca!

‘Ana’dır; sonra... Sadece kendisinin doğurup büyüttüğü aslan gibi oğlunun değil ama... Hiç görmediği, adını bile benim yazılarımdan öğrendiği muhabir Çağdaş Ulus için kanlı gözyaşı dökecek kadar yufkadır yüreği... Kendisinden 100 kilometre ötede başka bir cezaevinde benzer bir bedeli ödeyen o çocuğun yaşam sevincidir!

‘Duruş’tur ki dimdik!

Suçsuzluğundan o kadar emindir ki; savunma yapmayı bile onuruna yedirememiştir! ‘Savunma yapmayarak’ en etkili savunmayı yapan bir ‘tavır’dır o...

‘Yürek’tir; sadece kendisi için değil, haksızlığa uğrayan herkes için çarpan!

‘Özgür bir ruh’tur; bir kuşun kafesteki hapisliğine tahammül edemeyen...

‘Aşk’tır Müyesser; polis kocasının üzerine titrediği...

‘Evlat’tır; hasta annesi için ezim ezim ezilen!

‘Ses’tir ki; gürledi mi mahkeme salonunu çınlatan...

‘Tepki’sidir karanlığın, vatan satıcılığın, ihanetin!

Ve ‘ödenen bedeli’dir, çağdaşlığın...

Müyesser; bu ülkenin kanayan yarasıdır; Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Mehmet Haberal, İlker Başbuğ ve diğer tutuklu gazeteciler, komutanlar, siyasetçiler, rektörler gibi!

Yani; tehlikelidir gerçekten:

Karanlık düşmanı bir aydınlık canavarıdır o!

***

Bir de görseniz bu ‘zamane teröristi’ni...

Benim yarım kadardır!

Hani bu devleti yıkacak terörist Müyesser’se eğer... Devletin boyu; en fazla bir metre olmalıdır!

Gözünüze bakarken utanan... Karıncaezmez... Saygılı... Kibar... Hassas bir ‘terörist’tir o...

Ve en önemlisi...

Durmadan okuyan bir çift göz...

Demir parmaklıklar arkasındayken bile susturulamayan bir kalemdir!

Öyle güçlü, sıkı, araştırmacı, bilgi yüklü bir kalemdir ki; zaman değirmenine en değerli suları taşıyan!

Haklıdır bu yüzden savcılar; teröristlerin itibar gördüğü, katillerin milletvekili olduğu bir yerde, Müyesser’in yeri Silivri olmalıdır!

Sırf bu gerekçe bile; onu içeri tıkmaya yeter de artar!

***



Ele avuca sığmaz bu ‘devlet düşmanı kadın’; hapiste de boş durmadı; biliyorum...

Her gün yazdı ve yazdıklarını da yayınladı aralıksız!

Yetmedi; bir de elinizde tuttuğunuz bu kitabı sıkıştırdı araya...

Konusu; dünden bugüne iki örnekte; bu ülkede yaşayan aydınların bitmeyen çilesi!

Neymiş; işgal dönemindeki aydınlar da işgal kuvvetleri tarafından bugün dayatılanın benzerlerini yaşamışlar, Malta’ya sürgün edilmişler... Sonra kazanan onlar olmuş ama...

***



Bakın siz şu ‘terörist’in pervasızlığına!

Be kadın; hazır özgür kaldın, kır bacağını otur değil mi?

Hayır; oturmazsan oturma, çık alışveriş yap, televizyonlarda yerli dizi izle...

İlle de yazmak istiyorsan; bak şöhreti de yakalamışsın hazır, yaz bir dizi senaryosu, kap milyonları!

Yok; ille de burnunun dikine gidecek...

Çakmak çakmak yapıp gözlerini, zulmü haykıracak!

Demokrasi diye yutturulan şeyin diktatörlük...

Özgürlük adına yapılanların, tutsaklaştırma politikası olduğunu söyleyecek...

***

Tehlikeli anacağım bu kadın; savcı beyler az bile demiş!

Bir de siz de şimdi bunun yazdığı bu kitabı okumaya kalkıp da terörist falan kesilmeyin başımıza...

Bu ülkeye bir Müyesser yetti de arttı zaten, bir de siz çıkmayın!

Şaka bir yana...

Bu ülkenin umudur Müyesser!

Yani... ‘Gözümüz’dür; titizlenmemiz gereken...

Bu kitabı okuyun... Yukarıda anlattığım kadını, zaten kendiniz keşfedeceksiniz!

*****

VATAN YAHUT SİLİVRİ

Türü: İnceleme, araştırma

Yazarı: Müyesser Yıldız

Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi

Baskı tarihi: Eylül 2012

Sayfa sayısı: 209

Fiyatı: 15 lira

İnternet (www.idefix.com) fiyatı: 12.75 lira

Kişisel not: Bu kitabın yazarını Oda TV davasında tutuklanıncaya kadar tanımıyordum. Şimdi artık kardeşim... Bu kitabını basılmadan bir ay önce okudum, sunuş yazılarından birini de ben yazdım. Aşağıda okuyacağınız yazı da kitaptaki o “sunuş”tur... Objektif davranmış olabilir miyim? Keyifle söylüyorum ki... Hayır!

10.09.2012, Vatan

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- begenilen-kose-yazilari. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free