| Emperyalizmin dünü, bugünü |
|
|
|
|
19.yüzyılda Osmanlı Devleti artık dış borçlarını gelirleriyle karşılayamaz hale gelmişti. Bu borçları sağlayan banker kuruluşları yahut Galatalı Bankerler ve bunları destekleyen devletler Osmanlı Devletinden çeşitli kapitülasyonlar elde ediyorlardı. 1800 lü yılların sonlarına doğru Osmanlı Devletinin halkından topladığı vergileri dahi yetersiz buldular ve artık bu vergileri doğrudan toplama yoluna gittiler ve bu uygulamayı çaresiz Osmanlı Devletine kabul ettirdiler. İşte aşağıda bu ödünlerin en önemlisi olan Tütün toplama ve işleme ayrıcalığını (Kapitülasyonunu) ve eğer kabul edilse başka bir ayrıcalık ve sömürü haline dönüşecek olan “Chester Projesi”ni tanıyacağız. Dahası, bu iki projenin arkasındaki görünmez gücün kimlerden oluştuğunu ve bize bugün de örnek olması gereken anti-emperyalist mücadelenin Atatürk tarafından nasıl verildiğini ve bu uğurda hangi tehlikeleri göze aldığını inceleyeceğiz. Osmanlı’nın geliri, alacaklıya emanet! Düyun-u Umumiye İdaresi: Verdikleri borca karşılık, 47 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin birçok gelirine el koyan yabancılar, bunu Düyun-u Umumiye (Borçlar İdaresi Genel Müdürlüğü) çatısı altında gerçekleştirdiler. Osmanlı’nın iç ve dış borçlarının arttığı ilk dönemlerde devlet, tütün vergisinin tahsilâtını, aldığı iç borçlara karşılık olarak Galatalı bankerlerin yönetimindeki Rüsum-u Sette İdaresi’ne bırakmıştı (1875). Bu uygulamaya, kendilerinden dış borç alınmış Avrupalı alacaklılar karşı çıktı. Borçlar birikip, borcun faizinin bile ödenememesi karşısında 20 Aralık 1881 tarihinde Muharrem Kararnamesi yürürlüğe girdi. Bu kararname ile bütün borçlar bir düzene bağlandı ve bu düzeni yürütmek için Düyun-u Umumiye İdaresi kuruldu.. Alacaklı yabancı hamiller ile borçların ödenmesine yönelik anlaşmaya giden Osmanlı Devleti, bu anlaşma ile diğer birçok gelirin yanı sıra tütün gelirlerini toplama işini de Düyun-u Umumiye İdaresi’ne terk etti. 1881 ila 1928 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını denetleyen bir kurum olan Düyun-u Umumiye İdaresi, 7 üyeden oluşan bir idare meclisi tarafından yönetildi. Düyun-u Umumiye istedi, Tekel özelleşti! Türk tütününün yeni patronu yine Rothschild’ler: Ailesi’ne ait olduğu bilgisine ulaştık. Kırım Savaşı ile dış borçla tanışan Osmanlı Devleti, Galata bankerlerinden aldığı bu borçlara her gün bir yenisini ekledi. Galata bankerleri, günümüzün güçlü sermaye şirketleri gibiydiler. Yaptığımız araştırmaya göre bu bankerler güruhu da çoğunlukla ya Rothschild’lerin ortağı yahut kontrolü altındaydı. Osmanlı’nın içine düştüğü mali çıkmazlar ve aldığı ’ağır şartlar içeren borçlar, bankerlerin sermaye birikimlerini gittikçe arttırmış, onları İstanbul’un adeta en önemli şahsiyetleri haline getirmişti. Hatta onların ve ailelerinin cemiyet yaşamını izlemek için, günümüz magazin basını gibi, bir Pera Basını bile türemişti (Bab-ı Âli Basını’nın yanı sıra). Pera Basını, bankerlerin düğünlerinden, Paris’ten getirdikleri ve moda olduğunu söyledikleri elbise ve eşyalara kadar birçok haberi topluma yansıtmaya başlamıştı. Günümüzde toplumun gözü, magazin haberleri ile boyanmaya çalışırken, bu uygulamanın ilk örneklerini o zamanlar Pera Basını vermişti. Mütareke İstanbul’unun ilk işaretleriydi bu gelişmeler. Reji Şirketi’ne Verilen İmtiyaz Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan nedenlerden biri de, 1883 yılında Reji Şirketine verilen imtiyazdı. 42 sene süren bu imtiyaz sürecinde şirket devlet içinde devlet gibi hareket ediyor, Türk çiftçisinin emeğinin karşılığını vermeden ürettiği tütünü elinden zorla alıyordu. Türk tütün tarımını tümüyle ele geçiren şirket yaptığı uygulamalarla Türk çiftçisini tefecilerin eline düşürüyor Osmanlı’nın dış borçlarının ödenmesini de engelliyordu. Bu şirketle yapılan anlaşma o kadar aleyhimizeydi ki anlaşma gereği Osmanlı Hükümeti şirketin işlerine hiçbir zaman karışmayacağını taahhüt ediyor buna dayalı olarak şirket de oluşturduğu özel kolcu kuvvetleri vasıtasıyla köylüye çeşitli baskılar uyguluyor, tütünün üretiminden satışına kadar her şeye müdahale ediyor gerekirse güç kullanarak insanları öldürüyordu. Yapılan bu haksız baskılar karşılığında ise hükümet anlaşma gereği olanları çaresiz izliyordu. Reji Şirketi’nin memuru olarak çalışmak inanılmaz ayrıcalıklara sahip olmak demekti. Bu memurlara verilen son derecede yüksek maaşlar Osmanlı’nın dış borçlarını ödemek için ayırdığı gelirlerden yani Osmanlı’nın kasasından çıkıyordu. Özellikle şirket bünyesinde çalıştırılan yabancı memurlar çok lüks bir hayat sürdürüyordu. Yıllık izinlerinde ülkelerine giderken özel vagon kiralayacak kadar imtiyazlı imkânlara ve maaşlara kavuşturulmuş bu kişiler şirketin yaptığı insanlık dışı uygulamalara aracı oluyorlardı. Şirket yönetimi dahi bir aile imtiyazı haline getirilmişti. Hâsılatın en büyük kısmını yöneticiler alıyor bu yöneticiler şirketteki personelin kullanımında en ufak bir ödün dahi vermiyorlardı. Osmanlı’da yerleşmiş bir uygulama olan rüşvet ve kayırma bu şirkete girmediği için şirket kendi yönetimine yarayacak insanları seçme ve çalıştırma konusunda ün yapmıştı. Halil Efe’yi de vurduran Reji Şirketiydi. Reji Şirketinin anormal kazancının ardında tütün eken çiftçinin hakkı ödenmeyen alın teri vardı.”Ben Tekelim” diyen Reji Şirketi çok az bir para karşılığında çiftçinin tütününe el koyuyordu. Emeğini üç kuruşa yabancı Reji Şirketine yedirmek istemeyen köylü ise bin bir emekle ürettiği ürününü hak ettiği fiyata başkalarına satmaya çalışırken “kaçakçı” damgası yiyor ve Reji’nin kolcuları tarafından acımasızca öldürülüyordu. İşte şu meşhur “Çökertme” Türküsü de bize bu kolcuları anlatıyor. “Gidelim gidelim de Halil’im Çökertme’ye varalım. Kolcular Geliyor Halil’im nerelere kaçalım. Teslim Olmayalım da Halil’im aman kurşun saçalım.” Tütününü Reji Şirketi’ne vermeyip İstanköy’e satan Bodrum yöresi çiftçilerine malı kaçırarak yardımcı olan Halil Efe, kolcular tarafından yakalanınca acımasızca öldürülmüştü. Bunun üzerine bütün Bodrum halkı yasa bürünmüş ve bu türküyü yakmıştı. Reji Şirketi’nin insanımıza bakış açısını yansıtması açısından başka türküler de mevcuttur. Yılda En Az Bin Kişiyi Öldürüyorlardı: Reji idaresi kaçakçılarla savaşmak için devletin kolluk kuvvetlerine güvenmemiş ve kendi güvenlik gücünü oluşturmuştu. Çoğu azılı haydut olan bu kolculara bol keseden paralar verilip en yeni silahlarla donatılıyordu. Reji yöneticilerinin onlardan tek beklentileri, çevreye korku yaymalarıydı. Kolcular da yılda en az bin kişiyi öldürerek, kendilerinden bekleneni fazlasıyla yerine getirdiler. Atlarının üzerinde devriye gezerek, kaçakçılara göz açtırmayan kolcuların sayısı, her geçen yıl daha da arttı. Kâr etti, zarar gösterdi Osmanlı topraklarının ve onun insanının üzerinden çok paralar kazanan ve bu dönemde 6 sigara fabrikası açan Reji Şirketi, 3 bin işçinin yılda ortalama 7 bin ton miktarında ürettiği sigaraların çoğunu Avrupa’ya ihraç ediyordu. 'Turkish Règie Cigarettes' diye yabancı gazetelerde tanıtılan bu farklı markalı sigaralar çok beğeniliyor ve Şirket böylece çok büyük kârlar elde ediyordu. Ancak Reji’nin bu paraları, Osmanlı’nın dış borçları için vermeye hiç niyeti yoktu! Reji yönetimi, bu çok kârlı tekelden elde ettiği gelirleri gizlemeyi başarmış ve ilk 3 yılki hesaplarda Şirketi 'zarara uğramış' olarak göstermiştir. Ancak bunun Paris Borsası’nda yalanlanması üzerine, dördüncü yıl, az da olsa bir kâr göstermeye başlamıştır. Şirketin Osmanlı yönetiminden kazancını saklaması, Osmanlı’nın dış borçlarının bir türlü kapanamamasına neden olmuştur. Oysa şirketin yönetimi, vahşi kapitalizmin bütün usullerini profesyonelce uyguluyor ve kâr konusunda hiç ödün vermiyordu. Reji idaresi, devletin memurlarına maaşlarını ödeyemediği dönemlerde Osmanlı hükümetine avans vermek suretiyle devlet hizmetlerinin yürümesini temin edecek kadar güçlenmiş ve devletin karşısında gücünü gittikçe arttırmıştı. Bu uygulama, Reji’nin idaresini 'açıkça ilan etmese de' elinde tutan Rothschild Ailesi’nin diğer ülkelerdeki yönetimlere uyguladığı taktiğin aynısıydı. Tek fark şuydu: Frankfurt’tan İngiltere, Fransa, Avusturya gibi ülkelere dağılıp, oralarda para kazanan ve o parayla o ülke iktidarlarına borç para veren Rothschild kardeşler, bulundukları ülkelerin vatandaºı olmuşlardı. Oysa Osmanlı’da sermayelerini bulundurma nedenleri sadece bu imparatorluğu sömürmek, zor duruma düşürmek ve sonunda kutsal toprakları ondan almaktı! Sonunda başardılar da... Bağımsızlığın bittiği nokta: REJİ Faik Kurtulan 18.09.2009 |



Yorumlar