PPP300110/Küçük Kurultay
"Genel Başkan Mümtaz SOYSAL'ın 30 Ocak 2010 günü elverişsiz hava koşulları dolayısıyla düşük katılımla toplanan Olağan Küçük Kurultay için hazırladığı ve Ankara'ya gelebilen üyelere okumakla yetindiği konuşmanın metnidir."
Değerli Arkadaşlarım,
Elverişsiz koşullar ortasında ve kısa süreli bir duyuruyla yapmak zorunda kaldığımız Küçük Kurultay çağrısına uyarak Ankara’ya geldiğiniz için sizlere yürekten teşekkür ederim.
Partinin Üçüncü Büyük Kurultayı 26 Mayıs 2009 gibi çok yakın bir geçmişte gerçekleştirilmişti. Daha önceki kurultaylarda olduğu gibi son Büyük Kurultayın hazırlık ve toplanış aşamalarında da, Genel Başkanlık ya da Parti Meclisi adaylıklarına yönelik olarak kişisel herhangi bir özel istek, öneri ve girişimde bulunmamış, sadece herkesin en iyi, en düzenli ve en sürekli yapabileceği görevler için aday olması için genel nitelikte bir ricam olmuştu. Daha önceki iki kurultayda aynı yönetim görevine arka arkaya seçilmiş olanların bu üçüncü kurultayda herhangi bir yönetim görevine aday olmalarını önlemek amacıyla Tüzüğe konan bir kuralın tek istisnasından yararlanarak yine görevde kalmak istemiş bir Genel Başkanıın böyle bir ricada bulunmasını gerekli saymıştım. Çünkü, ülkenin içine sürüklendiği koşullar, yalnız Türkiye’de değil dünyadaki son gelişmelerce de geçerliği doğrulanmış programımızı topluma ve politika âlemine duyurarak aynı ilkeler çevresinde ortaklaşa bir iktidar mücadelesini göze almasını zorunlu kılmaktaydı. Parti, büyüyerek etkili bir öncülük rolü oynamalıydı.
Böylece, Büyük Kurultay’ın seçtiği yeni arkadaşlarla ve daha önce başka görevler üstlenmiş eski üyelerle birlikte parti hukukuna uygun bir işbölümü ve hazırlık çalışması yaparak yola çıkmıştık.
X x x
Ne var ki, aradan çok kısa bir süre geçince, vaktiyle “Biz Kaç Kişiyiz” hareketinden gelip de “büyük ayrılış” sonrasında Partide kalan arkadaşların bir bölümü ile eski üyelerden bazıları, kendi aralarında yaşanan ve benim anlamakta güçlük çektiğim birtakım nedenlerle Büyük Kurultay’da seçildikleri görevlerden istifa ettikleri gibi, etmeyenler de, biraz “büyük ayrılış” öncesindeki günleri anımsatırcasına, hemen olağanüstü kurultay istemeye başladılar. Ayrıca, seçildikleri günden bu yana Parti Meclisi toplantılarına hiç katılmayanlar da oldu içlerinde. Oysa, bu arkadaşların hemen tamamı Büyük Kurultay öncesinde oluşturdukları birliktelik sayesinde Parti Meclisi seçiminde istedikleri sonuca da ulaşmış durumdaydılar.
Bugüne kadar birkaç kez “olağanüstü büyük kurultay” toplanması isteğinde bulunan bu arkadaşlar, aralarında hukukçular da bulunduğu halde, Siyasi Partiler Kanunu, BCP Tüzüğü ve Kurultay Yönetmeliğinin maddelerine uygun bir istemde bulunma koşullarını yerine getirmiş durumda değiller. Adi postayla yolladıkları listelerdeki toplam sayı delege sayısının beşte birini oluşturmadığı gibi, hiç okunamayan biçimde yazılmış adlar ve sonradan geri çekilen imzalar dolayısıyla bu başvuru Merkez Yönetim Kurulu’nca geçerli sayılmamıştır.
Üstelik, böyle bir istem, “Genel Başkanın, Parti Meclisi’nin ve elbette Merkez Yönetim Kurulu’nun gereken etkinlik ve verimliliği göstermediği, bu nedenle de Genel Merkez yönetiminin yenilenmesi gereği”ne dayandırılmakta, dolayısıyla “seçim gündemli” bir olağanüstü kurultay istemi niteliği taşımaktadır. Bunun için gerekli koşulların bütün delege sayısının salt çoğunluğunun kararı ya da Genel Başkan’ın isteği olduğu bilindiği halde.
Şurasını önemle belirtmek ve vurgulamak isterim ki, Parti yönetiminde bir etkinlik ve verimlilik düşüklüğü varsa, bunun sorumluluğunu Genel Merkez’de bugünlere kadar görev alarak özveriyle çalışan ve her dönemde sayıları üç-beş kişiyi aşmayan arkadaşların yetersizliğine ve başarısızlığına yıkmak kadar isyan ettirici bir başka haksızlık ve insafsızlık olamaz. Hele bu yetersizlik ve başarısızlık, en başta şimdi olağanüstü kurultay isteyenlerin bir bölümü olmak üzere, bütün örgüt içinde üstlerine düşen görevleri ve katkıları yerine getirmemiş olanların ihmallerinden, şevksizliğinden, hatta bazen hiç de yapıcı olmayan kasıtlı davranışlarından kaynaklanmaktaysa.
Kaldı ki, bu çeşit girişimlerin yarattığı iklim, özveriyle yürütülen rutin parti çalışmalarının sürmesini bile etkilemekte, yetersizliğinden yakınılan iletişim ve dergi yayını gibi etkinlikleri zaman zaman büsbütün durdurabilmektedir.
Ayrıca,, “Olağanüstü Kurultay İsteyen Delegeler” adına Parti örgütüne yollanan bir yazıyla, kira borcu ödeyemeyişliğin, telefon ve internet bağlantılarındaki borç kesilişlerin ve tek emekçi ücretinin altı aydır verilemeyişliğin Genel Merkezce örgüte duyurulmasını “hazin bir tecelli” sayanlar, aslında bununla kendi sorumsuzluklarını itiraf etmiş olmuyorlar mı? Genel Merkez’de birkaç kişilik bir ekibin çektiği sıkıntıyı örgüte yansıtmanın gerisindeki içtenliği takdir etmek yerine, “maddi açıdan Sayın Zeyneloğlu’dan aşağı kalmayanlar”, “borca batıklık”, “mahkemelere düşme” ve “iflas hali” gibi terimlerle Genel Merkez’deki bir avuç insanın özverisindeki yetmezliği hakaret vesilesi yapmak. “hazin tecelli”nin ortak sorumluluğundan kaçmak değildir de nedir?
O yetmezliklerin bir bölümü, çok şükür, yine o bir avuç insanın özverisiyle kısmen giderilme aşamasına geldikçe zamanla unutulur ama, İstanbul’daki erken kurultay ısrarcılarının bu olağanüstü insafsızlıkları ya da had bilmez sabırsızlıkları Parti tarihinde kolay kolay unutulmaz.
Şaşırtıcı olan bir başka nokta da şudur: Olağanüstü Kurultay isteyenler Genel Başkan’ın görevi kendisinden başkasına devretmek istemediğini, bazı Genel Merkez yöneticilerinin de aynı tutumu paylaştığını ileri sürmekte ve bu inançlarını örgüte yaymaktadırlar. Oysa, Parti’nin kuruluş hareketi günlerindenberi bilen bilir ki, bütün yükü yüklenmek istemediğimiz ve gerekli uyarılarda bulunmamıza karşın bu görevleri yüklenmek zorunda bırakılmıştık. Şimdi de, öne sürülen inancın aksine, görevi asla bırakmamak gibi bir düşüncemiz yoktur. Ancak, Partinin kuruluş gerekçesini ve temel amaçlarını oluşturan programımızın saptırılması endişesini taşıdığımız için, asıl sorunlarımızı çözeceğine, Partiyi gerçekten geliştirip büyüteceğine ve etkinleştireceğine inandığımız bir kadronun öne çıkmasını istemeyi ve bunun için bekleyip görmeyi, taşıdığımız sorumluluğun kaçınılmaz bir gereği saymaktayız. Ne yazık ki, böyle bir kadro henüz oluşturulmuş ve öne çıkmış görünmüyor. Bugünkü koşullarda toplanacak bir olağanüstü kurultayın, bu oluşmayı ve öne çıkışı sağlamak yerine, yeni bir keşmekeşe ve dağılışa yol açması daha ağır basan bir olasılıktır. Yine de, daha önceki genelgeyle belirtildiği gibi, gerekli delege sayısını ortaya koyan dermeçatma listelerden farklı olarak sağlam kanıtlanmış bir liste oluşturulduğunda ya da hattâ daha önce, bütün örgütün ortak çabalarıyla Genel Merkez yeterli çalışma düzeyine eriştirildiğinde bir olağanüstü kurultay denemesinden de kaçınacak değiliz.
X x x
Ne var ki, gün, zaten hayli örselenmiş olan parti-içi dayanışma mekanizmalarını böyle uygusal yaklaşımlarla büsbütün bozmanın değil, ileriye dönük taze bir atılım çabasıyla yeniden kurmanın günüdür.
Bu düşünceyle, önümüzdeki günler için şunları öneriyorum:
1) Parti, rastgele heveslerle ve “sosyal demokrasi” gib yıpranmış ya da belirsizleşmiş klişelerle değil, Kemalist Cumhuriyetin devrimci yaklaşımlarından esinlenen tam bağımsızlık ve toplumsal eşitlik amaçlı sağlam bir programın partisidir. Bu programı beğenmeyenlerin zaten gelmemesi gerekirdi; ona inanmayanlar da bir an önce bırakıp gitmelidirler. Çünkü, kısır tartışmalarla ve kişisel çekişmelerle kaybedecek vaktimiz yoktur.
2) Önümüzdeki genel seçime kadarki dar süre içinde Partiye yeni üyelerin kazandırılması ve sudan nedenlerle ayrılmış, yorulmuş ya da başka yerlere kaymış olan kurucuların ve üyelerin yeniden toparlanması gerekiyor. Bunlardan şimdi çeşitli illerde ve yerlerde bulunanların adlarını bulmak için, 26 Temmuz 2003 günlü Birinci Olağan Büyük Kongre dolayısıyla yayınlanmış olan 158 sayfalık “Sarı Kitap”taki birkaç sayfaya bakılabilir.
3) Genel Merkez’in bulunduğu Ankara başta olmak üzere, il örgütü olarak kurulmuş gözüken, ancak üyelerinden bir bölümünün ilgisizliği dolayısıyla zayıf kalan kuruluşların en kısa zamanda derlenip toparlanarak ivme kazanması ve bulundukları ilin ilçelerinden en az üçte birinde bir an önce örgütlenmeyi amaçlamaları gerekecektir. Bu konuda şimdiye kadar izlenen strateji, toplam ilçe sayısına bir an önce erişebilmek amacıyla “küçük” ilçelerden işe başlamak biçimindeydi. Belki, daha doğru olan, küçüklüğü değil, “dinamizm”i esas alıp öyle kurulmuş bir ilçenin başka ilçeler için de yararlı olmasını sağlayan bir strateji de olabilir. Böyle bir yol denenmeye değer sayılmalıdır.
4) Daha önce de belirtildiği gibi, yetmezliğin ve hatta durağanlığın en somut ve gerçekçi nedeni maddi kaynak eksikliği olmuştur. Hem Genel Merkez’in etkili girişimlerde bulunabilmesi, gerektiğinde yerine kadar gidip illerle yüz yüze temas kurabilmesi, hem de özellikle basılı yayınlar aracılığıyla Parti’nin varlığını duyurabilmesi için. Bu bakımdan il örgütlerinin bir yandan kendi etkinlikleri için kaynak oluştururken bir yandan da Genel Merkez’e katkıda bulunabilmeleri için gelir getirici etkinlikler yaratmaları önem kazanıyor. Ama, elbet, bu yoldaki ilk adım, hiç kuşkusuz üye ödentilerinin düzenli toplanmasıyla atılmış olacaktır.
Bu türden çalışma hedeflerine kendiliğinizden yenilerini ve herhalde daha iyilerini koyacağınızı ve sonuçta o hedeflere de varacağınızı umarak hepinize bşarılar dilerim.